Etiket Arşivi: windows

Linux, Windows’u Döver mi?

Bana sorulan yegane sorular arasında, “Linux gerçekten Windows’tan daha mı iyi?” yer alır. Elbette sorulan sorular bununla sınırlı değil, Hotmail şifresinin nasıl çalınacağından tutun da, yere düşüp merceği kırılan dijital fotoğraf makinesinin merceğinin nasıl tamir edilebileceğine kadar geniş bir soru yelpazem var :) Bu soruları bir gün derlemeyi düşünüyorum :)

Öncesinde kısa bir bilgi vereyim, elmayla armutu kıyaslıyor gibi düşünmeyin. Bir hafta önceki köşe yazımda yazdığım gibi, bilgisayar alemine PC’den önce Atari, Commodore 64 sonrasında Amiga 500 Plus üçlemesiyle başladım. PC’ye geçtiğimde Unix kullanıyordum, Windows 3.1′e şöyle bir gözucuyla baktım, Windows 95′in açılış ekranını gördüm, Windows 98 ile birlikte Windows alemine de katıldım. 98, ME, NT, 2000, XP, 2003, Vista derken, bayağı bir Windows kullanmaya başladım. O sıralarda Unix kullanmaya devam ediyordum. Linux kelimesi yeni yeni telaffuz edildiği sıralarda Debian ile alemlere daldım, öyle bir daldım ki, üniversite sınavı da bana daldı :) Allah’tan babamın “dalma” huyu yok, fiziksel olarak sağlam kaldım :) 3 yıl boyunca “aşırı” aktif olarak Debian gelişimine katıldım, üniversite 2. sınıftayken bir olay üzerine hem Debian’dan hem de aktif geliştirme yaşamından uzaklaştım. Konuyu hatırlatmayacağım ya da anlatmayacağım, bu durum Debian Topluluğu arasında bir şeydi, dolayısıyla kimsenin sırlarını ifşa edecek değilim. Ancak şunu söyleyebilirim: Bana göre fanatizm, ırkçılıktan farksızdır. Linux işletim sistemleri aynı kerneli kullanır, yani hepsi “aynı kanı” taşır. Dolayısıyla biri SuSE kullanıyor, öbürü Pardus kullanıyor, bir diğeri Mandriva kullanıyor diye kimse size birbirinize küfretme, birbirinizin gruplarınızı dağıtma, olayla ilgili olmayan karşı tarafın sülalesini olaya dahil etme hakkı vermez. O günden bu yana Linux üzerinde kendim için kodladığım hiçbir programımı dağıtmadım (paralı ya da parasız), hiçbir yamaladığım bugtan (hata) topluluğu haberdar etmedim. Hatta Ubuntu 6.06 ile birlikte Debian’dan ayrıldım. Bu olayların Debian Türkiye ile bir alakası yoktur, daha o zamanlar doğru düzgün Türkiye’de Debian kullanan bile yoktu.

Dolayısıyla işletim sistemlerinin ıcığını cıcığını biliyorum. Bu “pratik” bilgilerimin yanında, bilgisayar mühendisi olarak üniversitede işletim sistemleri ile ilgili “teorik” bilgiler de aldım. Bu yazacaklarıma itibar edip etmemek artık size kalmış :)

Şimdi gelelim esas konumuza: Linux, cidden Windows’u döver mi? Bu soruya kesin bir yanıt vermek çok zor çünkü “kullanıcı profiline” göre dövebilir ya da Windows’tan sağlam bir sopa yiyebilir. Dolayısıyla konuyu önce biraz “irdelemek”, sonuca “opsiyonlarla” gitmek daha mantıklı.

Linux kimler için?

• Araştırmayı seven ve özgür ruha sahip olanlar için.

• Linux’te video oynatmanız için gerekli olan codecler bile yüklü gelmez (bazı sürümlerde yüklü, Pardus 2009 gibi). Dolayısıyla kendinizin yüklemesi gerekir. Araştırmalısınız…

• Özgür olmasının nedeni, açık kaynaktır ve pek çok program da Linux gibi açık kaynak ya da bedava olarak gelir. Pek çoğunun paralı rakiplerinden eksik kalır bir yanı yoktur. Ancak bazıları da tam bir felakettir. İnsana “ucuz etin yahnisi” lafını hatırlatır. Dolayısıyla alışma ve kullanma sürecinde bir süre sıkıntı çekebilirsiniz.

• Program geliştiriciler ve gömülü sistemlerde çalışanlar için… Şayet Windows kodlaması yapmayacaksanız, programlama dilini atasını ve bana göre en sağlamını öğrenmek istiyorsanız (ki bu C/C++ ‘dır) Linux biçilmiş kaftandır. Ayrıca Linux’ün popüler arayüzlerinden Gnome ve KDE için C/C++ ile “arayüz”lü program yazmak, Microsoft’un MFC’sinden çok daha kolaydır (Linux’ün diğer arayüzlerinde program yazmadım, dolayısıyla bu konuda bir şey diyemeyeceğim).

• Orta ve ileri düzey kullanıcılar haricinde, yeni başlayanlar ve/veya bilgisayarı e-posta, İnternet sitelerinde gezinme ve anlık sohbet etmek amaçlı kullananlar için de biçilmiş kaftandır. Nitekim pek çok netbook Linux işletim sistemi ile gelir ve yeni başlayanlar için yapısal olarak daha kolaydır. Çünkü bilgisayarıma virüs girecek mi, yavaşlayacak mı gibi dertler ortadan kalkar.

• Hız sevenler için… Linux’te Windows’taki gibi kayıt defteri (registry) yoktur, dolayısıyla bir süre sonra şişme olacağı için yavaşlama derdi olmaz. Geneli Perl scriptler ve C/C++ ile kodlanmıştır. Bu programlama dili tarihin en hızlı programlama dillerindendir. Şu anda mevcut popüler dillerin hiçbiri bu programlama dilleri kadar hızlı değildir (Delphi, Java, C#… Aksini iddia eden varsa, hodri meydan!). Bunlar Linux’ün hızlı olmasının belli başlı nedenleridir. Liste geniş aslında, ama hepsinden bahsedersem yazı çok uzar ve teknikleşir.

• Linux güvenlidir çünkü virüsler daha hızlı yayılmak için popüler işletim sistemlerine göre yazılır. Bununla birlikte Linux’teki hesap yönetimi sağlamdır, Vista’daki gibi hem can sıkıcı hem de boş değildir. Linux’te sistem dosyalarına erişmek için “süper kullanıcı” (superuser) olmanız gerekir.

• Bilinenin aksine Linux’te program yüklemek zor değildir. Dağıtıma göre değişiyor, ancak Ubuntu’da konsoldan apt-get, arayüzlü olarak Synaptic ile aynı Windows’taki gibi kolaylıkla program yükleyebilirsiniz. Tek yapmanız gereken adını yazmanız ve yüklemeyi onaylamanız. Bazı ekstrem durumlarda programı derlemeniz gerekebiliyor, ama bu noktaya gelen insan da derlemeyi becerebilir. Nitekim yeni başlayan kullanıcıların program derlemesine gerek yok, gerekli olan bütün programları kolayca yükleyebilirler.

Windows kimler için?

• Armut piş ağzıma düşü sevenler için…

• Oyun oynayanlar için… Her ne kadar, Linux’te Windows programlarını çalıştıran Wine olsa da, Wine ekibini çalışmalarından dolayı ciddi anlamda tebrik etsem de, Wine oyunlara kesin çözüm değildir. Oyunların neredeyse tamamı Windows işletim sistemi için yaratılır. Konsolları dahil etmiyorum, bu durumda elmayla armutu kıyaslamak olur.

• Parası bol olanlar ya da warez içerik kullananlar için. Windows’ta ücretsiz programlar var ancak büyük bir kısmı sizi takip ediyor. Temizleri de yok değil, haklarını yemeyelim şimdi. Windows’un kendisi paralı olduğu için, program geliştiriciler “Microsoft’a var da bize yok mu?” mantığıyla öyle ciddi anlamda ücretsiz bir program piyasaya sürmek istemezler. Sürenler de şirketlerinin promosyonunu yapmak istediği için bu şekilde programlar sunarlar. Programlama dili cephesinden baktığımızda, C# için yazılmış kütüphanelerin pek çoğu ücretlidir, ama Java ve PHP için ücretsiz olan, ama ciddi anlamda çok önemli olan kütüphaneler bulunur. Açık kaynak böyle bir şeydir işte. Dolayısıyla genel çerçeveden bakınca, Windows’ta kullanacağınız programlara para ödersiniz. Ödemek istemiyorsanız da Warez içerik kullanırsınız (yani crack, serial, keygen). Ama bu bilgisayarınızın “öpülmesine” neden olabilir, nitekim bu şekildeki içeriklerin çoğu sisteminize virüs veya zararlı yazılım bulaştırır. Hele çok ilginç bir örnek var: Antivirüs yazılımını warez kullanma :) Yahu eklediğiniz şeylerin zararlı olabileceği ve antivirüs programının bu zararlıyı görmezden gelmesi için modifiye edeceği aklınıza hiç geçmiyor mu?

• Medya dosyaları ile uğraşanlar için… Aslında bunun için biçilmiş kaftan Apple’dır, ancak neden Apple kullanmayacağımı aşağıdaki “Ortaya Karışık”larda anlattım. Dolayısıyla eğer Apple’ınız yoksa, ikinci en iyi seçenek Windows’tur.

• Programlama yapmak için… Her ne kadar Linux’te Mono projesi ile C# kodları çalıştırılabiliyor olsa da, verim açısından pek de memnun kaldığımı söyleyemem. Dolayısıyla C#’ın yeri Windows’tur. Ama C#’ta kod yazmak için uzman olmaya gerek yoktur, bugün ilkokul çocuğuna anlatın, Visual Studio ile o da C# kodu yazar. C# biliyorum diye böbürlenmenizin pek de bir itibarı yok. Hele hele de bu işin okulunu okuyan, ama C# bildiği için kendini programcı zannedenlere üzülmüyorum değil. Mezun olduklarında Microsoft’un kendilerine kucak açacağını ya da işverenlerin C# bildiği için onlara “mühendis” maaşı ödeyeceğini zannediyorlar herhalde. C#’ta Windows Sistem Programlaması yapıyorsanız sözüm yok. Ama daha .dll’nin ne olduğunu bilmeyip de ortalıkta C# programcısıyım diye geçinenlerin sayısı oldukça fazla.

Evet genel olarak bunları söyleyebilirim. Aslında listeyi uzatmak mümkün, ama yazının çok da fazla uzun olmasını istemiyorum. Herkes tarafından önemli olan noktalara değindim.

Bununla birlikte Linux fanatiklerinin genelde söylediği bir şey vardır: “Microsoft yama uzmanıdır”. Evet bu doğru, ama Linux için de doğru. Şu anda Ubuntu 9.04 kullanıyorum ve en az haftada bir güncelleme istiyor. Bu ne Linux’ün ne Windows’un ne de Mac OS X’in kabahatidir. Yazılım dünyası böyledir, “sanallıklar” bir anda “fiziksel” dünya ile buluşunca, aklınıza gelmeyen sorunlarla karşılaşabilirsiniz. O yüzden başkalarının işletim sistemi için atıp tutmayın.

Sonuç… Her işletim sisteminin artıları ve eksileri vardır, siz kullanım alışkanlığınıza göre maddi konuyu da düşünerek hangisinin iyi olduğuna karar vermeniz gerekir. Ama genel olarak hiçbir işletim sistemi birbirini dövemez, her birinin güçlü olduğu noktalar vardır, tıpkı “yumuşak karınları” olduğu gibi…

Gelecek hafta “Cloud Computing”ten bahsedeceğim. Gelişmesi durumunda neden çok da fazla işletim sisteminin öneminin kalmayacağını anlatacağım. Köşe yazısı olarak haftaya görüşmek üzere…

Ortaya Karışık 1: Daha önce bu köşe yazımda yazdığım gibi Turkcell’den Vodafone’a geçtiğimi anlatmıştım. Geçiş sürecim fatura dönemini tam olarak kapsamadığı için neden sınırsız olan süreden tam olarak faydalanamadığımı, ama Vodafone’dan söylenene göre faturamı da “eksik” ödeyeceğimi anlatmıştım. Dedikleri doğru, gelen faturam 50 TL değildi (50 TL’lik sınırsız paketini kullanıyorum).

Ortaya Karışık 2: “American Idol”den (Amerika İdolü) sonra “Australian Idol” (Avusturya İdolü) de çıkmış. Türkiye’de de buna benzer yarışmalar var, hem de 10-15 yaşındaki çocukları alet edecek derecede. Geçenlerde düşündüm, benim idolüm kim acaba diye… Açıkçası bulamadım, çocukluğumda tuttuğum günlüklere baktım, orda da yazmıyor. Benim idolüm yok, acaba bende mi bir gariplik var?

Ortaya Karışık 3: Bu hafta ilk kez Gmail Video Sohbet’i denedim. Öncelikle küçük bir program yüklüyorsunuz ve sorunsuz çalışıyor. Fena değil, eğer video sohbet kullansam tercihlerimden biri olabilirdi. Bu arada Ubuntu 9.04′e webcamimi tanıtmak için bayağı bir uğraştım. Öyle ki, webcamin sensörüne göre bile çözümler var. Eğer UVC destekli (yani Universal Video Controller) bir webcaminiz varsa işler biraz daha kolaylaşıyor. Webcam’i tanıttım, bu sefer de renk ayarlarına geldi sıra. “Cheese”de kameradan kendimi görsem de, renk ayarı yapamadım. “Camorama”da kendimi göremedim. “XawTV” kullanarak renk ayarlarını yaptım, bu sefer de MSN Messenger klonu olan aMSN ile kameramda kendimi göremedim. Skype’ın Linux versiyonu ise bence “yapılmak için yapılmış”. Gmail Video Sohbet ise Linux destekli değil. Sonuç: Windows ile kameralı görüşme yaptım (kameram harici, Piranha Q-Type 5MP).

Ortaya Karışık 4: Arkadaşlarım sürekli arıyorlar: “Hangi operatörün 3G’si güzel?” Soruyu yanlış adama soruyorlar, ama Türkiye’de böyle bir şey var: Bilgisayar mühendisi olan her şeyi bilmek zorunda! Peki neden yanlış adama soruyorlar? 1- Hızı severim, 3G beni kesmez. E-postama bile bakacaksam kağnı hızında bakmak istemem. 2- Limitler bana göre değildir, evimde de limitsiz ADSL kullanıyorum. Mevcut 3G paketlerinin hepsi limitli. 3-Cep telefonu teknolojisini sevmem, ama kullanmaya mecburum. Ben de işime yarayacak en ucuz modeli aldım. Smartphone (akıllı telefon) kullanıyorum çünkü gerektiğinde e-postalarıma bakabilmeliyim. Bu doğrultuda ihtiyacıma göre en ucuz telefon HP IPAQ VoiceMessenger 514 ve ben de onu kullanıyorum. 3G desteği falan yok, ihtiyacım da yok. Arayan yüzümü görmek istiyorsa, bir zahmet kalksın gelsin ya da bir yerde buluşalım sohbet edelim. E-postalarıma bakacaksam, her taraf kablosuz İnternet alanı kaynıyor, girerim bir yere yemek yerken ya da bir şey içerken e-postalarıma bakarım.

Ortaya Karışık 5: Ben de neye olursa olsun “tema” seçme özürü var, kolay kolay beğenemiyorum. Windows’ta kullandığım Firefox İnternet tarayıcısında zorla bulduğum “Silvermel” temasını kullanıyorum ve çok memnunun. Linux’te de aynısını kullanıyordum, ama bir süre önce güncellenince adres çubuğu abidik gubidik görünmeye başladı. “Al başına belayı” dedim ve aynen de oldu, tema bulamadım :) Mevcut Firefox temalarının neredeyse yüzde 80′ine yakın bir kısmının ana rengi siyah, ben de İnternet tarayıcısında siyah rengi sevmem, içim kararıyor. Linux için bayağı bir tema denedim: Ambient Fox Xyan, Blu Canidae, Classic Compact, Nuvola FF, Phoenity Next, Proto, Stratini, Utopia FFSE White ve Walnut 2. Bazıları Linux’te sorun çıkarttı, bazılarının da şeklini ben beğenmedim. Sonunda gerek kompakt yapısı, gerekse de şeklini beğendiğim için Stratini’yi seçtim. Windows’ta halen Silvermel’i kullanıyorum.

Ortaya Karışık 6: Uzun zamandır Apple almayı düşünüyorum çünkü tam anlamıyla düzenli olarak kullanmadığım tek bilgisayar ve içindeki işletim sistemi bu. Sürekli fiyatları takip ediyorum, arada bir ucuzlama oluyor, ama 50 TL – 100 TL arası. Üstelik her şeyine de para ödüyorsunuz, yok kumandası çıkmaz şu kadar para, çantası olmaz bu kadar para… Günümüzde pek çok dizüstü bilgisayarın yanında hediye olarak harici fare verilir, Apple’da yok böyle bir şey. Ben de touchpad kullanmayı sevmiyorum. Faresine bakıyorum, kablolusu bile ateş pahası. Bu ne böyle yahu? Bilgisayar kullanacağız diye de Steve Jobs amcamızın cüzdanını pohpohlayacak değiliz ya! Apple Mac OS X de Unix tabanlı, şu anda kullandığım Ubuntu 9.04 de. Almıyorum kardeşim, vermeyeceğim o kadar para! Hayatın sırrını da verse, vermeyeceğim o parayı!

Ortaya Karışık 7: “Bir gün herkes o/bu/şu olacak” sloganının çok çiğnenmiş sakızdan daha laçka ve ağda gibi olduğu şu dönemde, bu sloganın en yakıştığı ve gerçeği tokat gibi yüzümüze vuran hali bence: “Bir gün herkes engelli olabilir!”. Bunu ben demiyorum, geçtiğimiz günlerde televizyonda izlediğim programda engelli bir vatandaşımız söyledi. 20 yaşına kadar hiçbir engeli yokmuş, geçirdiği trafik kazası sonrasında artık bacaklarını kullanamıyor. Bir gün siz de ben de engelli olabiliriz, elimizden geldiğince insanları ayırmamak, aynı dünya çatısı altında olduğumuzu bilmekte fayda var. Empati dediğimiz şey de bu noktada kendini gösteriyor. Empati yapamıyor musunuz? O zaman buyrun bu videoyu izleyin:

Windows 7’den Kurtulabilir Misiniz?

Hemen yazımın başında belirteyim: Kurtulamazsınız! Tabii bu sizin kullanım alışkanlıklarınıza göre değişir. Lakin “Bana dokunmayan ‘yılan’ 1000 yıl yaşasın” diyorsanız, siz Windows’un bağımlısı olmuşsunuz demektir. Dolayısıyla sizin kurtulma şansınız yok.

Bilgisayar kullanmaya Unix işletim sistemi ile başladım. Windows 3.1’e şöyle bir gözucuyla baktım. Esas ve “yoğun” bir şekilde Windows kullanmam 98 versiyonu ile başladı. Nitekim yazılım çözümü ürettiğim müşterilerin pek çoğu Windows işletim sistemine geçmeye başladı, buna bankacılık sistemleri de dahil. O zamanlar henüz bilgisayar mühendisi değildim, ama yazılım üretmeye devam ediyordum. Bunların bir kısmı “sevabına” yaptığım ücretsiz programlardı (mümkün olduğunca dağıtırdım, hatta iki programım Download.com’da da yer aldı), bir kısmı da ücretli programlardı. O dönemlerde yavaş yavaş İnternet olaylarına kaymaya başlamıştım ve Perl kullanarak CGI üzerinden İnternet programlaması yapıyordum. 1001link.com bana ait bir sitedir, Webarchives.org’tan 2000’li yıllardaki hallerine bakabilirsiniz (şu anda kapalı). Türkiye’nin en büyük e-kart bölümü bendeydi ve bu uygulamayı tamamen Perl ile CGI üzerinden yazmıştım (işte burada, ama çalışacağını zannetmiyorum). Dolayısıyla hem “üretici” hem de “kullanıcı” kesminde öyle boş mideden konuşan biri değilim. Taaa o dönemden bu zamana kadar hiçbir zaman “İşte benim işletim sistemim!” demedim, diyeceğimi de pek sanmıyorum. Benim için müşterilerin çok olduğu işletim sistemi önemlidir. Haaa derseniz kişisel olarak ne kullanıyorsun, Ubuntu Linux kullanıyorum, ama zamanında Debian’ın gelişiminde aldığım rolleri, bağlantıları ve topluluk üyeliklerimi artık korumuyorum. Bu detaylı bir konu, bir hafta sonraki “Linux Windows’u Döver mi?” başlıklı yazımda detaylarını anlatacağım. Ben bir Linuxçü değilim, Windows sever de değilim. İşime ne geliyorsa onu kullanırım. Futbol takımı tutar gibi işletim sistemi tutmak pek de tarzım değil, hele hele de bizim gibi bu işi “yaşam tarzı” ve hatta “meslek” olarak seçmiş kişiler için hiç değil! Tutana mani olmam, herkesin tuttuğu kendine demişler, iyi de demişler :) Bir tek sürekli Mac OS X kullanamadım, taksiti sevmediğim için peşin parayla Apple almak yemiyor henüz :)

Bütün bunları, “Canım sıkıldı, atıp tutasım geldi” diye yazmıyorum. Bir insanın yazdığı bir şeye güvenmek için öncelikle o insanın konu hakkında uzman olduğunu bilmek gerekir. Eh bunca bilginin üstüne bir de bilgisayar mühendisi olunca, artık dediğime inanır mısınız inanmaz mısınız orası site kalmış.


Windows 7’den kurtulamazsınız… “XP’den şaşmam, versiyon 6’yı aşmam” deseniz bile 7. versiyon, yani Windows 7 sizi kucaklamaya hazır. Geçtiğimiz günlerde i4i, Microsoft’a karşı açtığı XML teknolojisi davasını kazandı, Ofis paketi içinde yer alan Word sıkıntıya girdi. Microsoft da hemen hiddetlendi: “Bütün Ofis paketini çekeriz, babaları alırsınız sonra!”. Evet cidden de babaları alırız, yalan yok. Kendim açısından düşününce, müşteri isteği üzerine hazırladığım Access veritabanları buhar olup gider, uğraş dur sonra. Hani Uygur Türkleri’ne yaptığı soykırımdan dolayı Çin mallarına boykot çağrısı yapıldı da sallayan olmadı ya, aynı onun gibi bir durum bu. Windows ürünlerine bağlı bir dünyada, XP’den de vazgeçersiniz paşa paşa, 7’yi de kullanmaya başlarsınız. Hatta şimdiden Vista kurup denemelere başlayın, eliniz alışsın :) Hem kötü de değil kullandığım kadarıyla, Vista’dan çok daha iyi. 50 tane pencere açıp, içlerinden birisini başından tutup sallayınca, diğer 49’u görev çubuğuna küçülüyor (minimize). Fena değil yani, salla sallayabildiğini :) Canınız sıkılınca bu şekilde sallayıp sallayıp oyun da oynarsınız hem, eğlenceli olur :)

Ortaya Karışık 1: Ray Ban güneş gözlüğü markasında devdir (numaralı gözlüklerini sevmem) ve çok kalitelidir. Benim yıllar önce 10 dolara aldığım ve şimdi popüler olan, o dönemlerde “yumurta çerçeve” denilen gözlüğü yaklaşık 10 senedir kullanıyorum, bana mısın demedi. O dönemlerde Türkiye’de yoktu, şimdi el ayağa düştü o ayrı konu. Benim anlamadığım ise yeni çıkan aşağıdaki Ray Ban güneş gözlükleri. Buna o kadar para vermenize gerek yok, çok istiyorsanız size formülü söylüyorum: Oyuncakçıya gideceksiniz, orda plastik gözlükler var. Onlardan dilediğiniz rengi alın. Çocukken biz alırdık, dalga geçmiyorum, aynı çerçeve :) Sonra optikçiye gidin, güzelinden güneş gözlüğü camı taktırın. En kral camın çiftine 60-80 TL arasında para verirsiniz. Siz siz olun, aklınızı kullanın, Paris Hilton gibi salak olmayın :) Ya da çok paranız varsa ve harcayacak yer bulamıyorsanız, parayla poponuzu silebilirsiniz, en azından şanınız yürür :)
Paris Hilton ve Muhteşem (!) Gözlükleri

Ortaya Karışık 2: Yahu optimizasyon programlarına inanmıyorum, ama “Bu olur mu acaba, olursa haberini yaparım, bomba olur” diyerek hemen hemen hepsini deniyorum. En son Auslogics’in Internet Optimizasyon aracını denedim. Evet Speedtest.net’e göre ciddi anlamda hızlandırdı (4Mbit ADSL kullanıyorum, indirme hızım öncesinde 3.37, gönderme hızım 0.79’du. Auslogistics’ten sonra indirme 4.05, gönderme 0.84 oldu). Ama İnternet sitelerine girememeye başladım :) Ferrarisi olup da benzin koyacak parası yokmuşçasına ezik hissettim kendimi :) Internet Explorer 8, Mozilla Firefox 3.5.2 ve Opera 9.64’te ayrı ayrı denedim, sonuç aynı… Anında geri aldım sistemi, şimdi orta sınıf aile arabamla mutluyum :) Ben TuneUp Utilities 2009 + Diskeeper 2008 kombinasyonunu seviyorum.

Ortaya Karışık 3: Haberturk.com’un haberine göre Türkiye cepten ucuza konuşuyormuş (buyrun haber burada). Kime göre, neye göre ucuz? Aç tavuk – darı ambarı modunda mı yoksa buzlu badem – Cem Yılmaz modunda mı? (Cem Yılmaz’ın bu espirisini burada anlatamam, ama şovunu izleyen varsa ne demek istediğimi anladı). En yüksek ücreti Amerika ödüyormuş. Kaldırım işçisinin ayda 6.000 dolar maaş aldığını neden yazmadınız?

Ortaya Karışık 4: SEO (Search Engine Optimization – Arama Motoru Optimizasyonu) üzerine atıp tutan maaşallah çok bol. Aman efendim Valid CSS ve XHTML (kurallara uygun CSS ve XHTML) olmazsa Google sizi arka sıralarda indekslermiş de falan da filan da… Yahu bunu diyen adam Google’a baktı mı hiç kurallara uygun mu değil mi diye? Bakmadıysa XHTML için buraya tıklayın da bir görün uygun mu değil mi? (Google’da CSS bulunamadı: tıklayın görün) Ramazan’da davul diye böyle atıp tutanların işkembelerini kullanmak lazım.

Ortaya Karışık 5: Turizmciler yerli turisti pek sevmezler. Bu lafıma kızanlar, güneydeki lokantalarda neden Almanca ve İngilizce menü olduğunu, Türkçe menü olmadığını açıklasınlar hele bir. Siz sevmeyin, ama yabancıdan fazla parayı yerli turist harcıyor. Haber aşağıda, Habertürk gazetesinden alınma. Ama benim güzel bir çözümüm var. Beni sallamayanı ben de sallamıyorum, Güney’de bas bas paraları yapacağıma daha az parayla yurtdışında tatil yapıyorum (hoş bu yıl hiçbir yere gidemedim, malum ekonomi). “Yerli” turizmciler de benim açımdan avcunu yalıyor.

749, 3.4'ten büyük müdür küçük müdür?

Güncellenme Sıkıntısı

Bir süredir kişisel web günlüğümü (blog) güncelleyemediğimin farkındayım. Aslında hep aklımda, ancak bir türlü zaman bulup da yazı yazamıyorum. Yazı konusunda bütün eforumu İçerik Yayıncılık Ltd. tarafından Ekim 2007′de yayın hayatına sokulan ve benim de Yazı İşleri Müdürü olarak 4. ayımı tamamladığım Potkal.com ‘a harcıyorum. Şayet yazılarımı beğeniyorsanız, Potkal.com ‘daki köşe yazılarımdan beni takip edebilirsiniz: http://www.potkal.com/y_yazi_icerik.asp?yID=1609.


Bununla birlikte Potkal.com‘u ciddi anlamda takip etmenizi öneririm, nitekim pek çok ilki Potkal.com ‘da bulacaksınız. Örneğin 9 Ocak 2009 tarihinde yayına soktuğumuz Windows Live Messenger 2009 ve yeni Windows Live 2009 servisleri inceleme konumuzu, başka hiçbir sitede bulamazsınız. Önce ve sadece Potkal.com‘da incelendi!

Biraz işleri toparladığımda, web günlüğüme de gereken önemi göstereceğim.

Saygılarımla,

Can Sinan ARTUÇ