Etiket Arşivi: twitter

Yeni Arkadaşlarınız: Reklam Sülükleri

Bilgisayar mühendisiyim, öncesinde de hep teknoloji ile içli dışlı oldum. Teknolojiyi seviyorum, eşyalarımı paylaşabilirim ama bilgisayarımı asla. Ama bazen düşünüyorum da, bunun sonu acaba ne olacak? Bilim kurgu filmlerinde dünyayı bekleyen bir sona doğru ilerliyor muyuz?

Bu bahsedeceğim konunun dünyanın sonu ile bir ilgisi yok, sadece “farkındalık” yaratma peşindeyim. Bir süredir takip ettiğim bir sektör var: İnternet reklamcılığı. Bu sektörün ağırlıklı temsilcileri güzel vücutlu ve güzel yüzlü kadınlar ya da bu tarz fotolar koyan kimlik bunalımındaki veya para olsun da gerekirse bir tarafımı bile veririm diyen erkekler, çirkin kadınlar…

Reklam sülüklerinin bulunduğu başlıca yerler: Twitter, FriendFeed, Facebook ve StumbleUpon. Bu sülükler son derece yüzsüz ve ısrarcıdır. İşin ilginci, karşınızdaki insan olduğu için mesajlarınıza mantıklı cevaplar alırsınız, gerçekten arkadaşınız olduğunu zannedersiniz. Bir süre sonra bakarsınız, ilgi ve alakanızın dışında grup teklifleri, Web sayfası teklifleri ya da haberler gelmeye başlar. “Daha yeni tanıştık, ilgi alanlarımı bilmiyor” diye düşünürsünüz, ama aslında karşı tarafın ilgi alanınızla yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bu içeriklerin reklamını yapmak, bu reklama tıklayarak siteye gidenler üzerinden para almaktır tek amacı. Bu tarz linklerde, adres satırında şöyle bir şey görebilirsiniz: http://www.blabla.com/blabla.htm?referrer=facebook&person=caroline… Blabla.htm’den sonra ? işareti ile devam eden kısma programlama dilinde “Query String” diyoruz. “Referrer” ile siteye erişen kişinin nereden geldiğini, “person” ile de reklam sülüğünü tanımlıyor. Burada isim yerine sayı da olabilir, bu durumda veritabanındaki kayıtlarda bu sayı ile kişiyi eşleştirir. Böylece istatistik tutulmuş olur ve örneğin Caroline, siteye 5 kişi kazandırmışsa belki de 1 dolar kazanmış olur.

Dolayısıyla size gelen her arkadaşlık teklifine yanaşmayın. Bunların bir kısmı, ünlülerin isimlerini kullanarak da size ulaşabilir, aldanmayın. Belki de karşı taraftaki güzel kızımızın gönlü olsun diye tıkladığınız link, bilgisayarınızı format amcayla tanıştırabilir, haberiniz olsun. Demedi demeyin, çiğ et yemeyin.

Ortaya Karışık 1: Geçtiğimiz günlerde 90’ların seçkilerinden oluşan bir müzik CD’si aldım. Her dinlediğimde eskilere döndüm. 1984 doğumluyum ve 90’ları doya doya yaşadım. O zamanlara dönmek ister misiniz deseler, tereddütsüz evet derim. Neden mi?:

1. Terlerdik, toz yutardık, üstümüz başımız parçalanır veya kirlenirdi, ama top oynardık. Rüzgarı hissederdik, doğayı solurduk. 15 yıldır aynı yerde oturuyorum, bizim top oynadığımız yerler şu anda bomboş, 1 tane çocuk bile yok. Muhtemelen evde PES veya NBA Live oynuyorlardır.

2. 90’larda çocuklarda obezite sıkça görülen bir şey değildi. Çocuklar çok sık hasta olmazlardı. Çünkü başında saatlerce oturacakları bir şey yoktu. Şişman olanlar genelde çizgi film bağımlıları ya da çok çalışan öğrencilerdi. Çok sık hasta olunmazdı çünkü sokaktaki binbir mikroba karşı bünye sağlam olurdu.

3. RTÜK yerine aile terbiyesi vardı.

4. Müzik dinlenmek için dinlenirdi. Şimdiki gibi kelimelerin anlamlarını bilmemesine rağmen “Yabancı müzik” dinliyorum diye hava yapmak için değil (benzer konuda Yiğit’in yazısına buradan ulaşabilirsiniz).

5. Ace of Base, Coolio, MC Hammer, Metallica’nın Metallica olduğu, Iron Maiden’dan gençlik fışkırılan dönemlerdi. Hemen hemen herkes pek çok şarkıyı bilirdi. Şimdi müzik kanalını açtığımda aptala dönüyorum ki ciddi anlamda müzik manyağı biriyimdir.

6. Kadın memesi ve öpüşme gibi günümüzde normal sayılan şeyleri görmek için gece 12’den sonrasını beklemek gerekirdi. Çin Çin ve kırmızı noktalı filmlerden ötesi yoktu televizyonda. Şimdi müzik kanalındaki kliplere ya da Fashion TV’ye bakmanız yeterli.

7. Yeni çıkan şeyler büyük bir heyecanla karşılanırdı; alınan şeyler de… Sırasıyla Atari, Commodore 64 (C64) ve Amiga 500 Plus alındığı dönemlerde ne kadar heyecanlandığımı hatırlıyorum. Şimdi çocuğa PlayStation 3 veriyorsunuz, Xbox 360 da isterim diyor.

8. Anlık mesajlaşma yerine anlık görüşmeler yapardık. Yüz yüze konuşurduk. Masa oyunları oynanırdı, favorim Gizli Hedef’ti. En kötü masa oyununda bile kafanızı çalıştırmanız gerekirdi. Şimdi bakıyorum Counter Strike ve türevleri için zerre kadar beyine ihtiyaç yok: Adam çıkınca vur, hepsi bu kadar. Belki de günümüz çocuklarının ve gençliğinin git gide salaklaşmaya başlamasının nedeni budur.

9. Bayramlarda şekerin yanında para da verilirdi. Şimdi bırakın parayı, çocuklar şekeri bile zor alıyorlar.

10. Üniversite mezununun bir karizması ve ağırlığı vardı. Şimdiki gibi belediyenin temizlikçi kadrosu için başvurmayı bırakın, üniversite mezunlarına kolay kolay iş beğendirilmezdi. İşverenler telefonlardan arayarak “Bizle çalış” derlerdi.

Ortaya Karışık 2: Malumunuz Fatih Terim Türk Milli Futbol Takımı’nı bıraktı. Türk Milli Futbol Takımı oyuncu bulmakta zorlanıyor, Türkleştirdiği oyuncuları kadrosuna almaya devam ediyor. Spor okulları ve bu konuda ciddi bir eğitim verilmediği sürece de Türk oyuncu bulamayacaklar. Eskiden her mahalle arasında top oynayan çocuklar vardı, futbol Brezilya’daki gibi sevilirdi. Ama ille de başarı istiyoruz diyorsanız, Türk Milli PES Takımı falan kurun, dünya şampiyonluğu gelebilir.

Ortaya Karışık 3: Özentilikten nefret ettiğimi bir önceki köşe yazımda “Ortaya Karışık 1”de belirtmiştim. 1 hafta sonra karşıma özenti devlet memuru çıktı. Haberi 18 Ekim 2009 Sözcü Gazetesi’nden aldım. Eğer Türkiye’nin muhtarı bu derece Amerika özentisi ise daha üst kademedekileri tahmin edemiyorum:

Kovboy Muhtar

Arayan Mevlasını da Bulur Belasını da

Yapay Zeka (İngilizce kısaltması AI – Artificial Intelligence) günümüzün teknoloji dünyasının olmazsa olmazlarından. En basitinden en gelişmişine (yani robot) yapay zeka kullanılıyor. Elbette her teknolojik üründe kullanıldığını söyleyemeyiz, ancak yüksek oranda kullanılmaya başlandı.

Halen yapay zekanın sadece donanımsal ürünlerde kullanıldığını düşünüyorsanız, ciddi anlamda yanılıyorsunuz. Nitekim oyun dünyasının olmazsa olmazı yapay zeka, artık İnternet’te de boy gösteriyor. Bunun en iyi örneği ise arama motorlarıdır. Savaş bir türlü sonlanmıyor, her gün yapay zeka üzerine çalışan mühendisler, doğru bilgiyi çok daha hızlı kullanıcıya sunmaya çalışıyor. Arama motorları arasında bu rekabet, yeni bir alan da doğurdu: SEO (Search Engine Optimization – Arama Motoru Optimizasyonu). SEO sayesinde arama motorlarında üst sıralara çıkmak için çabalayan oldukça fazla İnternet sitesi var. Teknovole.com da bunlardan biri. Reklam bütçemiz olmadığı için en iyi reklamı arama motorlarında yapacağımızı düşünüyoruz. Teknovole.com’un SEO çalışmalarını ciddi bir tempoda sürdürüyoruz. Nitekim kuruluş tarihimiz olan 5 Mayıs’tan bugüne kadar Teknovole.com’a yüzde 73.31 oranla en fazla giriş arama motorlarından oldu (Google en başta).

Pay güzel olunca, isteyeni de çok oluyor. Google henüz piyasada yokken İnternet’in bir numaralı arama motorlarından biri AltaVista idi. Belki şimdiki nesil, bu sitenin adını bile duymadı. O dönemde Türkiye’de kullanamadığımız için gözden kaçan İnternet servis sağlayıcı AOL de ağır toptu. Google piyasaya çıktıktan sonra, eski çalışanları pastadan pay kapabilmek için Cuil’i çıkarttı. Ama yapay zekaları tam bir fiyaskoydu ve İnternet aleminde dalga konusu oldular. Sonrasında Microsoft geç kaldığını düşündü, önce Yahoo!’yu alıp arama motoru piyasasında yer edinmeye çalıştı. Başarılı olamayınca da bir süredir üzerinde çalıştıkları Bing ortaya çıktı. Henüz emekleme aşamasında olan Bing, ilginçtir ki şu anda Google’ın arama payını yüzde 2 oranında düşürmeyi başardı. Twitter mevcut arama motorundan mutlu olmayacak ki, yeni ve gelişmiş bir arama motoru için uzun zamandır çalışıyor. Dünyada bilgi varolduğu sürece, bunu en doğru ve en hızlı şekilde görüntüleme yarışı da devam edecek. İnternet kazan, arama motorları kepçe, ha babam de babam rekabet sürecek. Bundan kazanan kim olacak? Elbette İnternet kullanıcıları ve İnternet sitesi sahipleri. Nitekim düzgün bir SEO ile şu anda Google’a ücretsiz reklam verebiliyorsunuz :)

Ortaya Karışık 1: Temmuz ayında abonesi olduğum Turkcell’den Vodafone’a geçtim. 6 iş günü içinde geçişin tamamlanacağını söylediler, ama üçüncü gün gelen mesajla ertesi gününde Vodafone hattımı kullanmaya başladım. 50 TL’lik Cep Limitsiz paketine geçtim. 9 Ağustos 2009 tarihinde aynen şöyle bir SMS aldım: “09.08.2009 tarihi itibariyle Cep Limitsiz faturalı 50 TL paketinizden doğan 31935 sn limitinizin %80 kısmı kullanılmıştır.” Hemen 31935 saniyeyi 60’a bölerek dakikayı hesapladım çünkü kullandığım paket 750 dakika diğer hatlara ücretsiz arama sunuyor. Sonuç: 532.25 dakika. Hani 750’ydi? Aynı gün Vodafone’a İnternet üzerinden mesaj gönderdim. 10 Ağustos 2009 tarihinde halen cevap alamayınca, bu sefer Vodafone’dan 7000 ile ulaştığınız müşteri hizmetlerini aradım. Müşteri temsilcisine bağlanılacak kısmı 15 dakika aradım, sonunda buldum ve yaklaşık 20 dakika da müşteri temsilcisini bekledikten sonra konuşmayı başarabildim demeyi çok isterdim, ama olmadı. Tam sorunumu anlattım, cevap alıyordum ki “Vodafone’a 21 Temmuz’da geçmişsiniz, faturanızın kesim tarihi her ayın 15’i…” kısmını duyduktan sonra hat kesildi. Aslında buradan bir şey çıkarttım, ama beni 13 Ağustos’ta, 9 Ağustos’ta gönderdiğim mesaja istinaden arayan müşteri temsilcisinden duyduklarımla birleştiriyorum çünkü aynı şeyi düşünmüşüz: “Faturanızın kesim tarihi her ayın 15’idir. Siz 21 Temmuz’da Vodafone’a geçiş yapmışsınız. Dolayısıyla aradaki gün farkından dolayı ücretsiz görüşme hakkınızı tam olarak kullanamadınız. Ancak faturanız kesildikten sonra böyle bir sorunla bir daha karşılaşmayacaksınız, 750 dakika olan hakkınızı tam olarak kullanabileceksiniz. Aynı zamanda bu ay gerçekleşen kesinti nedeniyle 50 TL olan ödemeniz gereken tutardan da kesinti düşülecek.” Hemen bir hesap daha yaptım. 750 dakika günlük kaç dakika ediyor? 750/30=25 dakika. 21 Temmuz ile fatura dönemim olan 15’i arasında kaç gün var? Aslında bu tereddütlü… Çünkü 15 ile 21’i de sayacak mıyız belli değil. En kötü ihtimalleri hesaplayıp bu iki günü de saydığımda 8 x 25 dakika = 200 dakika. En başta hesapladığım 532.25 dakikaya 200 dakikayı ekliyorum 732.25 dakika ediyor, yine 750’ye ulaşmadı, üstelik en kötü ihtimalle… Neyse dedim, Vodafone’a 1 ay daha şans veriyorum. Bakalım gerçekten 750 dakikayı fatura dönemimden sonra kullanabilecek miyim? Henüz faturam gelmedi, o yüzden 50 TL’den kesinti olup olmadığını bilemiyorum. Bunu önümüzdeki hafta yazacağım.

Sezar’ın hakkı Sezar’a: Turkcell fiyat politikası nedeniyle oldukça fazla müşteri kaybediyor. Ancak hizmet kalitesini her zaman takdir etmişimdir. Nitekim müşteri hizmetlerine 3 dakika sonra bağlanabiliyorsunuz. Zamanında Superonline da böyle “En iyisi benim, benden iyisi yok, fiyatımı belirlerim, beğenen alır” modunda takılıyordu, şimdiki halini görüyorsunuz. Dayanamadılar, şirketi başkasına satmak zorunda kaldılar.

Ortaya Karışık 2: Sammyciğim öleli 1 hafta oldu (Sammy de kim? Burada). Garip… Bazen laminant parkede patilerinin tıkırtısı kulağımda yankılanıyor, bazen kokusu burnuma geliyor, bazen de ellerimde yumuşacık tüylerini hissediyorum. Halen şoktayım sanki… Yokluğuna alıştım da diyemiyorum, alışamadım da. Dün akşam salonun bir köşesinde laminant parkede pati izlerini gördüm. İçin bir tuhaf oldu. Dakikalarca o noktaya bakakaldım, varlığını gözümde canlandırdım. O pati izlerinin orada ayaktaydı sanki…