Etiket Arşivi: Teknoloji

Hayırlı Olsun: Kitap Okuma Zevki de Elektronikleşecek

Aslında elektronik kitabı (e-kitap, İngilizcesi e-book) sevmiyorum. Bizim sektörün kitapları peynir ekmek gibi warez sitelerine düşer, ama indirip okumuşluğum yoktur açıkçası. Okuyamıyorum çünkü. Monitörün karşısında 14-15 saat oturan biriyim, bir şey yapmadan film-dizi izleyebiliyorum, ama yok kitap okuyamıyorum! Ekranın karşısında dikilip (dizüstü olsun farketmez), saatlerce amaçsız olarak ekrana bakarak bir şeyler okumaya çalışmaktan sıkılıyorum. Halbuki 600′ü geçkin kitaba sahip biri olarak ciddi bir okuma alışkanlığım var, ama kitabı elime alıp dilediğim yerde okuyabilmek özgürlüğü beni daha çok cezbediyor.

Bu konuda ilk adımı Amazon.com, Kindle isimli elektronik kitap okuyucu cihazı ile attı. Şu anda son modelinin fiyatı 139$, işin içine 3G girince 189$, ekran 6″ten 9.7″e çıkınca 379$ oluyor. Bizde duruma bakalım: Benzer işlevli Reeder diye bir cihaz geldi ülkemize. Hepsiburada.com’da dolar kurunu 1.5 TL olarak hesapladığımızda 432.6$ ediyor, yani biraz daha üstüne koysanız, son model i3 işlemcili bir dizüstü bilgisayar alabilirsiniz. Reeder, Amazon Kindle’ın 3G’li ve 9.7″lik ekrana sahip olan modelinden bile daha pahalı! Üstelik ne 3G var ne de ekranı 9.7″, standart 6″. Hadi ülkemin güzel insanlarını kazıklıyorsunuz da, bu kadar da olmaz ki kardeşim! Alıştık biz kazık yemeğe, ama arada 100$ falan oynasın bari! Aynı özellikli 139$’lık Amazon Kindle’ın fiyatının 3 katı olmaz ki! Bu nasıl bir ticaret anlayışı? İşin ilginci bunu alan insanlar da var, oturmuşlar bir de üstüne yorum yapmışlar. Güler misin ağlar mısın? Türk insanı olarak bizde toplu hareket etme özelliği yok. Böylesi bariz kazıklama karşısında kimse o ürünü almayacak, ya arkadaş paşa paşa piyasadan çekilecek ve kazıklayım derken zarar edecek ya da ister istemez Türkiye stoklarını eritmek için fiyat indirimine gidecek, böylece hem kendisi hem de müşteri kazanacak. Fiyat düşük alındığını görünce de, boş yere kazıklama hayalleri kurmayacak.

Neyse konumuza geri dönelim, bu fiyatı görünce sinirlerim bozuluyor. Hayatımızın her noktasına bodoslama giren teknoloji, kitapta da bizi esir alacak. Bu isteseniz de istemeseniz de olacak bir şey. Nasıl kasetlerin yerini MP3 aldıysa, nasıl negatiflerin yerini sd kartlar aldıysa, kitapların yerini de e-kitaplar alacak. İyi ama neden? Birincisi yayıncı için maliyet düşük. İkincisi yayıncının maliyeti azalınca yazara daha çok para veriyor. Üçüncüsü korsan olayı aslında daha zor. Tamam kitabın PDF’i dağıtılabilir, ama bu PDF’i bilgisayar/pda/smart phone kullanmayı bilen kişi ya da e-kitap okuyucusuna sahip olan kişi açabilir. Ama bugün işportada satılan korsan kitabı, okuma-yazma bilen herkes alabilir. Dördüncüsü de yerden tasarruf sağladığı için. Ben şu anda taşınmayı düşünsem, herhalde büyük boy 5-6 koli kitaplarım alır sadece. Diğer türlü, hepsi e-kitap okuyucunuzun ya da sd kartınızın içinde, cebinizde taşıyabilirsiniz.

Bu geleceği gören ünlü ve kurnaz yazarımız Orhan Pamuk (!), bağlı bulunduğu yayınevini devre dışı bırakıp, kitaplarını doğrudan Amazon.com üzerinden satacağını açıklamış. Amazon.com da 2011 yılının sonlarında, kitap mağazasında karton kapak kitaptan çok e-kitap olacağını öngördüğünü söylemiş.

İyi ya da kötü, ama teknoloji ister istemez günlük hayatı etkilemeye başlıyor. Sizin yerinizde olsam teknolojiden nefret edeceğime, biraz da olsa ayak uydurmaya çalışırım. Nitekim öyle bir an gelir ki, teknolojiye yatkınlığınız yoksa evinizden içeri bile giremeyebilirsiniz.

Türkiye’nin T’si ile Teknolojinin T’si

Amma yaptın sen de diyorsunuz değil mi? Evet yaptım, acı ama gerçek. Bildiğiniz üzere 331 Kısa Dönem olarak askerliğimi tamamladıktan sonra 17 Mayıs 2010 tarihinde evimdeydim. Yol boyu babamla geniş bir sohbet ve ara sıra yorgunluktan uyuklamak haricinde kız arkadaşımla telefonda konuştum. Eve geldiğimde annemle biraz sohbet ve özlem gidermenin ardından güzel bir duş yapıp 3 saat kadar uyudum. Yalan söylemeyi hiç sevmem, kalktıktan sonra başka hiçbir şey yapmadan doğrudan bilgisayarımı açtım ve gece 12’ye kadar Türkiye’de neler olmuş bir yandan okurken bir yandan da bilgisayarımın güncellemelerini yaptım. Asker dönüşü pek çok kişi ya evde oturur suya sabuna dokunmaz ya da dışarıdan eve girmez. Benim teknoloji ve bilgisayar sevdam apayrı, hatta size göre “manyaklık” derecesinde olabilir, kabul ediyorum. Ama 5 yaşındayken neysem şu anda 26 yaşında olarak halen aynıyım, değişeceğimi de hiç sanmıyorum.

Askerlik dönüşünde konsept olarak halen çok ısınamadığım, ama delicesine ihtiyaç duyduğum dizüstü bilgisayar almam gerekiyordu. Benim işi bu, bilgisayar mühendisiyim ve mutlaka taşınabilir bilgisayara ihtiyacım oluyor. Bu zamana kadar yadigar Toshiba dizüstüm ile idare etsem de artık alarm çanları çalmaya başlamıştı. Efendim dizüstü bilgisayar alacaksanız, hele hele de benim gibi bu teknolojiyi sonuna kadar sömürecekseniz, iyi bir ürüne ihtiyaç duyuyorsunuz. Ayrıca işlemci gibi parçaları değişemediğinden, son teknoloji bir şey almalısınız ki sizi en az 3 yıl götürsün. Doğal olarak i7 işlemcili ve 1 GB harici ekran kartlı modellere bakıyorum. Bakıyorum da, doğru düzgün i7 işlemcili dizüstü yok Türkiye’de. Amazon.com’a bakıyorum zebil gibi, Türkiye’ye bakıyorum 2-3 markada 1-2 model var. Herhalde İnternet üzerinde yok dedim, başladım taş duvar dükkanları gezmeye. Ankara’da oturuyorum ve Ankara’da bulunan bütün teknoloji mağazalarını gezdim. Bir tane ASUS marka Vatan Bilgisayar’da, bir tane de Dell marka Teknosa’da bulabildim. Detaylı araştırmalar ve klavye diziliminden dolayı (ayrık tuş yapısı) ASUS’ta karar kıldım. İşin bu noktasında önemli olan benim aldığım ürün değil, teknolojiyi ülkemize getiren şirketlerin tutumlarıdır. Halen stok eritme çabası içinde olmaları, yeni ürünleri bir kenara bırakmalarına neden oluyor. Aslında onlara da suç bulamıyorum, malum ekonomi ve piyasanın arz-talep dengesi. Bizim tüketicimiz “Aaaa ne ucuz dizüstü hemen gidip alalım” diyerek saldırdığı sürece, bu durumdan kurtulamayacağız. Yahu bir işlemcisine bak, ekran kartına bak… Sabit diski falan geçtim, iki şeye baksalar bile eyvallah diyeceğim.

Bu durum sadece dizüstü bilgisayar ile sınırlı değil. Dediğim gibi 6 aydır sahalarda değildim, bir yığın değişiklik olmuştur diye düşünürken, teknoloji mağazalarını gezerken hiç zorlanmadım. 6 ay öncesinde promosyonlu olan tarayıcı ve yazıcı özellikli ürün, 6 ay sonrasında halen promosyondaydı (ürün ve teknoloji mağazasından bahsetmeyeceğim, burada amacım kimseyi rencide etmek değil, durumun vehametini göstermek).

Zaten üretimini Türkiye’de yaptığımız herhangi bir teknoloji ürünü varsa da ben duymadım, popüler bir şey olmasa gerek (teknolojiyi geçtim, prizlerde bile üretici ismi Türkçe iken “Made in China” (Çin’de üretilmiştir) damgası görüyoruz. Türk aklı herkesten üstün ya, bazı akıllılar R.P.C. yazmışlar (Republic Of China – Çin Cumhuriyeti). Türkiye “assembly” yani “montaj” ülkesi. Çin’de üretilen parçalar geliyor, burada montajlanıyor ve biz de kendi kendimize gelin güvey oluyor: Aaaa Türk şirketi! Hadi ordan! Dünyada durum farklı mı? Evet dünyada da artık pek çok şirket aynı yolu izliyor, ama kendi markaları da var. Örneğin siz Swatch saatinde hiç “Made in China” yazdığını gördünüz mü?

Ortaya Karışık -1

İçimde kaldı, söyleyemedim… Hep özel bir teşekkür etmek istedim, köşelere sıkıştırmak istemedim. Askerliğim boyunca gerek arkadaşlarımdan gerekse de ailemden büyük destek gördüm, yüz yüze teşekkür etsem de buradan da teşekkür ederim. Ancak 6 ay boyunca bana ciddi anlamda destek olan, ben yokken çıkan bütün film afişlerini bile kaydeden, günlük tutarak kısa telefon görüşmelerimizde anlatamadıklarını sayfalara döken, benim gibi yatıştırılması zor ve inatçı bir insanı bile pamuk kıvamına getiren, askerliğim süresince hiçbir şekilde canımı sıkmayıp sürekli pozitif konuşan kız arkadaşıma sizin de huzurlarınızda binlerce teşekkür ederim. Askerliğim süresince pek çok ayrılan ve tartışan insan gördüm ki bir tanesi izin alıp boşanmaya gitti. Ama bizim aramızda hiçbir sorun yaşanmadı. Ben orada askerlik yaparken, senin de burada askerlik yaptığını gördüm. İyi ki varsın!..

Teknovole.com’u Kurduk!

9 yıla yaklaşan bilgisayar dergiciliği tecrübesiyle, uzun zamandan beri yapmayı planladığım işi sonunda hayata geçirebildik. Çoğul konuşuyorum çünkü bu işi tek başıma yapmam imkansızdı. Yayıncılık bir ekip işidir ve ancak bu işten keyif alanların yapabileceği bir meslektir. Şu anda ekibimizde bu işten keyif alan tam 6 bilgisayar mühendisiyiz. Bakın bu noktanın altını çizmek istiyorum: Bilgisayar Mühendisiyiz. Yani sadece İngilizce bilip, sağdan soldan araklama yazıları Türkçe’ye çevirip yayınlamıyoruz. Biz bu işin mutfağından geliyoruz, bilgi ve tecrübelerimizi sizinle paylaşıyoruz.

Teknovole.com ‘u ciddi anlamda takip etmenizi tavsiye ederim çünkü yayın yönetmeni ve kurucularından biri olmama rağmen Teknovole.com ‘da okuyacak bir şey bulabiliyorum; benim de ilgimi çeken yazılar oluyor.

Teknovole.com‘u anlatacak olursam… Bunun için Teknovole.com‘da “Hakkımızda” diye bir bölüm açtık. Oraya yazdıklarımızı, buraya aynen yapıştırıyorum:

Biz Kimiz?

Hakkımızda daha detaylı bilgiye bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Ama özetlemek gerekirse, biz bu işin mutfağından çıktık: Hepimiz Bilgisayar Mühendisiyiz!

Ne Yapmaya Çalışıyoruz?

Amacımız bilişim ve teknolojiyi herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatmak. Teknovole.com’da herkes kendine göre bir şeyler bulabilir. Soğuk yayıncılık anlayışından uzak kalarak, gerek okuyucularımızın gerekse de editörlerimizin karşılıklı olarak insan olduğumuzu unutmadan güzel diyaloglar kurarak sizin bilişim ve teknolojilerini sevmenizi; sadece kullanıcı cephesinde değil bir şeyler yapanlar tarafında da bulunmanızı amaçlıyoruz.

Neyi İddia Etmiyoruz?

Bizler edebi metin yazarları değiliz, Teknovole.com da edebi bir eser değil. Bilişim ve teknolojileri dünyasının yaygın dili İngilizce. Elimizden geldiğince bu terimleri Türkçeleştirmeye çalışıyoruz. Ancak bazen takıldığımız noktalar oluyor. Bu noktalarda da parantez içinde ne anlama geldiğini anlatmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla Teknovole.com’da saf bir Türkçe kullandığımızı iddia edemeyiz. Sürçü lisan ediyorsak affola.

Teknovole.com’un Farkı Nedir?

Bizler sürekli yabancı kaynakları takip ederek, yeni bir haber düşer düşmez “kopyala-Türkçeleştir-yapıştır” mantığı barındırmıyoruz. Elbette bu kaynakları takip etmemiz gerekiyor, nitekim bazı haberlerden başka türlü haberdar olmamız imkansız. Ancak bu haberleri olduğu gibi Türkçeleştirip sizlere sunmuyoruz. Kendimizden, bilgilerimizden ve tecrübelerimizden bir şeyler katarak haberi baştan yazıyoruz. Bununla birlikte sadece Teknovole.com’da bulacağınız özgün içerikler ve videolar hazırlıyoruz. Bunları yaparken mümkün olduğunca herkesin anlayacağı bir dilde, yalın ve kolay anlaşılabilir olmasına dikkat ediyoruz. Bizi rakiplerimizden ayıran en büyük özellik, editör kadromuzun bilişim ve teknolojilerinin mutfağından çıkmış olması, çünkü hepimiz bilgisayar mühendisiyiz. Şöyle düşünün: Ağrıyan dişinizi çekmesi için diş doktoruna mı gidersiniz yoksa kitaplarda okuduğu kadarıyla diş çekmeyi bilen komşunuza mı? Bilim adamlarının söylediklerine mi güvenirsiniz yoksa mahallenin delisinin mi? Seçim her zaman olduğu gibi siz değerli okuyucularımızın…

Teknovole.com’da Editör Olabilir Misiniz?

Kesinlikle evet! Ancak bazı şartlarımız var: Bilgisayar ya da Elektrik/Elektronik Mühendislerini kabul ediyoruz. Bununla birlikte dijital tasarım ya da 3B (3D’nin Türkçesi) üzerine yazı yazacaksanız ve/veya video hazırlayacaksanız bu koşulumuz bulunmuyor. Bilgiyi paylaşmayı sevmeli ve üreten tarafta olmayı amaç edinmeniz gerekiyor. Eğer kendinize güveniyorsanız, bizimle iletişime geçmeniz yeterli. Size en kısa sürede olumlu ya da olumsuz cevap vereceğimizden hiç şüpheniz olmasın.

Teknoloji = İnternet mi?

Malumunuz Türkiye’de İnternet hızı ve teknolojisi zaman geçtikçe ilerlemesine rağmen, halen ciddi anlamda bir altyapı çalışması yapılmamaktadır. Umarım İnternet’i hızlandırma çalışmaları, bir süre önce gerçekleşen ve vatandaşlarımızın hayatını kaybettiği “hızlı tren” kavramına dönmez.

Büyük veya küçük ölçekli hangi şirket olursa olsun, bir ürünü pazara sunmadan önce kullanıcıların eğilimlerini ölçen pazar araştırmaları yapar. Apple’ın kurucularından biri olan Steve Wozniak, Kasım 2008 Capital Dergisi’nin 166. sayfasında yaptığı söyleşide de buna değinmiştir.

Birkaç ay önce özellikle İnternet kullanımı için annemden, “Ben bu işi öğrenmek istiyorum,” şeklinde bir talep aldım. Mevcut masa üstü ve dizüstü bilgisayarlar, yeni başlayan ve bu işi çabucak öğrenmek isteyen birisi için biraz kompleks kalıyordu. O dönemde Asus Eee kişisel bilgisayarlar henüz çıkmıştı ve ben de ilk olarak bunlara göz gezdirdim. Linux işletim sistemini kullanan modeli, maddi açıdan ucuz olduğu kadar, kullanım açısından da son derece kolay. 512MB Ramli, 4GB flash diskli ve linux işletim sistemli modelini satın aldım. Aradan birkaç ay zaman geçtikten sonra, aldığım bu bilgisayarın kullanımı tamamen İnternet (ve Skype gibi İnternet tabanlı programlar) üzerine yoğunlaştı. Evde kendi bilgisayarını açmaya üşenen aile bireyleri de dahil olmak üzere herkes ya e-postalarını kontrol ediyor ya da o anlık girmesi gereken İnternet sayfalarına giriyor. Şimdi soru şu: Teknoloji = İnternet mi?

Aldığımız Asus Eee kişisel bilgisayarı ile çok kompleks işler yapılamayacağını ben de kabul ediyorum. Ancak günümüzde İnternet bir hastalık haline gelmişken, acaba İnternet’te neler yaptığımızı bir düşündünüz mü? Bugün bir anket yapsak, pek çok kişi İnternet’i haber okumak, e-postalarına bakmak ya da anında mesajlaşma programlarına bağlanmak (MSN Messenger gibi) için kullandığını görürüz. Dolayısıyla ilk netbook üreticisi Asus‘un iyi bir pazar araştırması yaptığı aşikar. Hele hele netbookların mantar gibi bitmesi, çok satıldığının bir göstergesi.

Bilgisayar dergiciliğine ilk başladığım sıralarda, CD kullanımı henüz yaygınlaşma aşamasındaydı. Benden bir önceki jenerasyon yazar ve editörler, bilgisayar dergilerinde disket (hani 1.44mb kapasiteli kare şeklideki depolama aygıtı) verildiğini biliyorlardır. Fakat ne hikmetse, halen bu sektörde bulunan veya o dönemlerden yetişmiş yazılımcılar, şu anda büyük şirketlerde “duayen” konumundalar. Çünkü o dönemlerde bilgiye erişmek, Cumhurbaşkanı’na erişmek gibi bir şeydi. Hal böyle olunca, bir bilgi için ne kadar emek sarfediyorsanız, o bilginin de o kadar değeri oluyordu. Şimdilerde bilgiler havada uçuşuyor ve hangisine inanmak gerektiği ise tam bir muallak. Özellikle Türkiye’de kapatılan ağır top İnternet sitelerini düşünürsek, nerden ne şekilde bilgi edineceğimiz sorusu kafaları karıştırıyor.

Son olarak, “Teknoloji = İnternet mi?” sorusuna yanıtlarınızı bekliyorum. Benim kişisel görüşümü bir örnekle açıklayacak olursak: Para hayattaki en önemli şeylerden biridir, ama parayla uzun vadede her şeyi satın alamazsınız. Bunu İnternet’e uyarlayacak olursak: İnternet bilişim konusunda en önemli şeylerden biridir, ama bilişim hayatımız İnternet’ten fazlasıdır.