Etiket Arşivi: sammy

Arayan Mevlasını da Bulur Belasını da

Yapay Zeka (İngilizce kısaltması AI – Artificial Intelligence) günümüzün teknoloji dünyasının olmazsa olmazlarından. En basitinden en gelişmişine (yani robot) yapay zeka kullanılıyor. Elbette her teknolojik üründe kullanıldığını söyleyemeyiz, ancak yüksek oranda kullanılmaya başlandı.

Halen yapay zekanın sadece donanımsal ürünlerde kullanıldığını düşünüyorsanız, ciddi anlamda yanılıyorsunuz. Nitekim oyun dünyasının olmazsa olmazı yapay zeka, artık İnternet’te de boy gösteriyor. Bunun en iyi örneği ise arama motorlarıdır. Savaş bir türlü sonlanmıyor, her gün yapay zeka üzerine çalışan mühendisler, doğru bilgiyi çok daha hızlı kullanıcıya sunmaya çalışıyor. Arama motorları arasında bu rekabet, yeni bir alan da doğurdu: SEO (Search Engine Optimization – Arama Motoru Optimizasyonu). SEO sayesinde arama motorlarında üst sıralara çıkmak için çabalayan oldukça fazla İnternet sitesi var. Teknovole.com da bunlardan biri. Reklam bütçemiz olmadığı için en iyi reklamı arama motorlarında yapacağımızı düşünüyoruz. Teknovole.com’un SEO çalışmalarını ciddi bir tempoda sürdürüyoruz. Nitekim kuruluş tarihimiz olan 5 Mayıs’tan bugüne kadar Teknovole.com’a yüzde 73.31 oranla en fazla giriş arama motorlarından oldu (Google en başta).

Pay güzel olunca, isteyeni de çok oluyor. Google henüz piyasada yokken İnternet’in bir numaralı arama motorlarından biri AltaVista idi. Belki şimdiki nesil, bu sitenin adını bile duymadı. O dönemde Türkiye’de kullanamadığımız için gözden kaçan İnternet servis sağlayıcı AOL de ağır toptu. Google piyasaya çıktıktan sonra, eski çalışanları pastadan pay kapabilmek için Cuil’i çıkarttı. Ama yapay zekaları tam bir fiyaskoydu ve İnternet aleminde dalga konusu oldular. Sonrasında Microsoft geç kaldığını düşündü, önce Yahoo!’yu alıp arama motoru piyasasında yer edinmeye çalıştı. Başarılı olamayınca da bir süredir üzerinde çalıştıkları Bing ortaya çıktı. Henüz emekleme aşamasında olan Bing, ilginçtir ki şu anda Google’ın arama payını yüzde 2 oranında düşürmeyi başardı. Twitter mevcut arama motorundan mutlu olmayacak ki, yeni ve gelişmiş bir arama motoru için uzun zamandır çalışıyor. Dünyada bilgi varolduğu sürece, bunu en doğru ve en hızlı şekilde görüntüleme yarışı da devam edecek. İnternet kazan, arama motorları kepçe, ha babam de babam rekabet sürecek. Bundan kazanan kim olacak? Elbette İnternet kullanıcıları ve İnternet sitesi sahipleri. Nitekim düzgün bir SEO ile şu anda Google’a ücretsiz reklam verebiliyorsunuz :)


Ortaya Karışık 1: Temmuz ayında abonesi olduğum Turkcell’den Vodafone’a geçtim. 6 iş günü içinde geçişin tamamlanacağını söylediler, ama üçüncü gün gelen mesajla ertesi gününde Vodafone hattımı kullanmaya başladım. 50 TL’lik Cep Limitsiz paketine geçtim. 9 Ağustos 2009 tarihinde aynen şöyle bir SMS aldım: “09.08.2009 tarihi itibariyle Cep Limitsiz faturalı 50 TL paketinizden doğan 31935 sn limitinizin %80 kısmı kullanılmıştır.” Hemen 31935 saniyeyi 60’a bölerek dakikayı hesapladım çünkü kullandığım paket 750 dakika diğer hatlara ücretsiz arama sunuyor. Sonuç: 532.25 dakika. Hani 750’ydi? Aynı gün Vodafone’a İnternet üzerinden mesaj gönderdim. 10 Ağustos 2009 tarihinde halen cevap alamayınca, bu sefer Vodafone’dan 7000 ile ulaştığınız müşteri hizmetlerini aradım. Müşteri temsilcisine bağlanılacak kısmı 15 dakika aradım, sonunda buldum ve yaklaşık 20 dakika da müşteri temsilcisini bekledikten sonra konuşmayı başarabildim demeyi çok isterdim, ama olmadı. Tam sorunumu anlattım, cevap alıyordum ki “Vodafone’a 21 Temmuz’da geçmişsiniz, faturanızın kesim tarihi her ayın 15’i…” kısmını duyduktan sonra hat kesildi. Aslında buradan bir şey çıkarttım, ama beni 13 Ağustos’ta, 9 Ağustos’ta gönderdiğim mesaja istinaden arayan müşteri temsilcisinden duyduklarımla birleştiriyorum çünkü aynı şeyi düşünmüşüz: “Faturanızın kesim tarihi her ayın 15’idir. Siz 21 Temmuz’da Vodafone’a geçiş yapmışsınız. Dolayısıyla aradaki gün farkından dolayı ücretsiz görüşme hakkınızı tam olarak kullanamadınız. Ancak faturanız kesildikten sonra böyle bir sorunla bir daha karşılaşmayacaksınız, 750 dakika olan hakkınızı tam olarak kullanabileceksiniz. Aynı zamanda bu ay gerçekleşen kesinti nedeniyle 50 TL olan ödemeniz gereken tutardan da kesinti düşülecek.” Hemen bir hesap daha yaptım. 750 dakika günlük kaç dakika ediyor? 750/30=25 dakika. 21 Temmuz ile fatura dönemim olan 15’i arasında kaç gün var? Aslında bu tereddütlü… Çünkü 15 ile 21’i de sayacak mıyız belli değil. En kötü ihtimalleri hesaplayıp bu iki günü de saydığımda 8 x 25 dakika = 200 dakika. En başta hesapladığım 532.25 dakikaya 200 dakikayı ekliyorum 732.25 dakika ediyor, yine 750’ye ulaşmadı, üstelik en kötü ihtimalle… Neyse dedim, Vodafone’a 1 ay daha şans veriyorum. Bakalım gerçekten 750 dakikayı fatura dönemimden sonra kullanabilecek miyim? Henüz faturam gelmedi, o yüzden 50 TL’den kesinti olup olmadığını bilemiyorum. Bunu önümüzdeki hafta yazacağım.

Sezar’ın hakkı Sezar’a: Turkcell fiyat politikası nedeniyle oldukça fazla müşteri kaybediyor. Ancak hizmet kalitesini her zaman takdir etmişimdir. Nitekim müşteri hizmetlerine 3 dakika sonra bağlanabiliyorsunuz. Zamanında Superonline da böyle “En iyisi benim, benden iyisi yok, fiyatımı belirlerim, beğenen alır” modunda takılıyordu, şimdiki halini görüyorsunuz. Dayanamadılar, şirketi başkasına satmak zorunda kaldılar.

Ortaya Karışık 2: Sammyciğim öleli 1 hafta oldu (Sammy de kim? Burada). Garip… Bazen laminant parkede patilerinin tıkırtısı kulağımda yankılanıyor, bazen kokusu burnuma geliyor, bazen de ellerimde yumuşacık tüylerini hissediyorum. Halen şoktayım sanki… Yokluğuna alıştım da diyemiyorum, alışamadım da. Dün akşam salonun bir köşesinde laminant parkede pati izlerini gördüm. İçin bir tuhaf oldu. Dakikalarca o noktaya bakakaldım, varlığını gözümde canlandırdım. O pati izlerinin orada ayaktaydı sanki…

18 Yıllık Meleğimi Kaybettim

SammyAilemize katıldığında ilkokula henüz başlamıştım. Babam akşamları çok fazla dışarı çıkmayı seven bir insan değildir. 19 litrelik damacanalar o dönemlerde yoktu, genellikle 5 litrelik pet şişe suyu alıyorduk. Akşam su bitmişti, o saate daha ilkokula yeni başlayan ben ile benden 5 yaş büyük ağabeyimi markete göndermezlerdi (normal saatte bile göndermezlerdi, cadde üzerinde oturuyorduk, belki bilirsiniz Ankara Küçük Esat’ta Bülbül Deresi Caddesi). Babam gitti, suyu aldı geldi. “Yarın size bir sürprizim var,” dedi. Açıkçası bir köpek alacağını hiç düşünmemiştim çünkü o zamana kadar hiç böyle bir sohbet olmamıştı. Babamdan hikayeyi dinledik:

“İri kıyım bir adam, paltosunun içine siyah bir köpek koymuş, o da kafasını paltodan dışarı çıkartmış sağa sola bakıyor. Adama ısrar ettim, bana sat dedim o da sattı,” dedi. Adını ben koydum: Sammy. Nerden geldi aklıma bilmiyorum, ama rahmetli babaannem pembe dizileri (özellikle Yalan Rüzgarı) çok severdi. Herhalde orda bir karakter vardı ve adı Sam’di. Bana hep “Sam’e benziyorsun,” derdi. Benim de aklımda bu kalmış, “Sam erkek ismi, gelecek köpek dişi. Sammy yapsak olur herhalde” diye düşündüm. Adı Sammy oldu. Büyüdükten sonra birkaç kez yabancı televizyonlarda Sammy isminde bayanlar görmüştüm, ama ben tamamen tesadüfi bu ismi verdim.

İlk geldiği günü hatırlıyorum… Yanlış hatırlamıyorsam 1.5 aylıktı ve o dönemin parasıyla 1 milyon 400 bin liraya almıştık. Annem hayvanlarla, babam da kedilerle büyümüştü. Ama ben hiçbir şeyle büyümemiştim. Ailemizde hayvan sevgisi vardı, ama canlı canlı hiç kucağıma oturmamıştı ki! Geldiği zaman kucağıma oturttuklarında, kendimi geriye doğru çekmiş, korkmuştum. Dokunamadığımı hatırlıyorum…

Sonrasında pek çok hikaye ve macera var. İzmir Çeşme’de denize soktuğumuzda geriye doğru yüzüp kaçmaya çalışmasından tutun da, kızışma dönemlerinde oyuncaklarını yavru sanıp sahiplenerek yanlarına bizi yaklaştırmamasına kadar… Ama bunları bencillik yapıp paylaşmayacağım çünkü bu güzel anıların kendime kalmasını istiyorum. Bu yazıyı okuyan herhangi birinin “Amaaaan ne olmuş, it işte,” diyebileceği olasılığına karşılık, anıların bende “kirletilmemiş” bir şekilde kalması çok önemli. Sadece bir anımı anlatacağım…

Sammy yalamayı çok seven bir köpek değildi. En çok yaladığı, boğuştuğumuz zamanlarda kendini ayarlayamayıp elimi sert ısırır ve benim de “Kız ne yaptın, canım acıdı,” demem üzerine özür diler gibi ısırdığı yeri yalamasıdır. Onun haricinde yalama huyu yoktu. Sammy 4 yaşında kalp hastası olmuştu, o günden bu zamana kadar hep özel diyet mamalarla yaşadı. Bir kere de olsa çiftleştirmeyi istedik, ama birincisi hanımefendi çok seçiciydi, ikincisi de veterinerimize göre doğum sırasında masada kalma tehlikesi vardı. Kızışma dönemi çok sancılı geçmediğinden, biz de sesimizi çıkartmadık, çiftleştirmedik. Bu durumdan dolayı 10 yaşında memelerinde tümör oldu, ameliyat ile alınması gerekti. Sammy çok güçlü bir köpekti, öyle kolay kolay canının yandığı için inlemesini duyamazdınız. Yaşı ilerlemesine rağmen, ameliyatı yaptırdık ve son derecede hızlı bir şekilde iyileşti. Ameliyat sonrasında yatağına yatırdık, elimizle besledik. Kalmak istediğinde mani olmak için (dikişleri açılabilirdi), annem ve ben sırayla başında nöbet tuttuk. Benim nöbetlerimden birinde içim gelmiş, yatağının kenarına kafamı koyup uyuyakalmışım. Suratımda bir ıslaklık hissi ve dil hissediyorum. Bir gözümü açtım, Sammy suratımı yalıyor. Hayatımda ilk ve son kez suratımı orada yaladı. Bazen de elimi burnuyla itip yalıyordu. Şaşırmıştım çünkü Sammy yalamayı sevmeyen bir köpekti. Dili olup konuşamadığı için minnetini herhalde bu şekilde göstermişti.

Sammy’e 5 ay önce diş eti kanseri teşhisi koydular, ağzında bir yara karnıbahar şeklindeydi. Veterinerimizin söylediğine göre en fazla 7 ay yaşardı. Yemekten ve sudan kesildiği zaman ölümünü beklemeliydik. Ordaki düşüncemi hatırlıyorum: “Sammy yemekten kesilecek, hadi canım ordan!”. Her şey aklıma gelirdi de Sammy’nin yemeden içmeden kesileceği aklıma gelmezdi, o kadar düşkündü boğazına (kilo itibariyle sağlıklıydı, kilosunu kalp hastalığından dolayı sürekli kontrol altında tutmamız gerekiyordu).

Bundan iki gün önce yemeden içmeden kesildi. Dün gece de can havliyle inlemeye, bağırmaya başladı. Ben Sammy’den hiç böyle bir haykırış duymamıştım, çok güçlü bir köpekti. Annem suyla ağrı kesicisini karıştırıp içirmeye çalıştı, başarılı da oldu. Ama bugün sabaha karşı içtiği suyu kusmaya başladı. Arka ayakları tutmamaya başlamıştı. Dediğim gibi güçlü bir köpekti ve hayata sıkı sıkıya tutunmaya çalışıyordu. Yattığı yerden her kalkmaya çalıştığında içimizi parçalayan inleme sesini duyuyorduk. Artık yapacak bir şeyimiz kalmamıştı, ne kadar da karşı olsak da “uyutmaya” (halk arasında ötenazi) karar verdik.

Bugün öğlen saatlerinde hayatımın en zor araba sürüşünü gerçekleştirdim. Bir yandan içleri dağlayan haykırmaları ile Sammy’nin inlemeleri, bir yanda 4’lü ışığım yanmasına, sellektör atmama ve korna çalmama rağmen yoldan çekilmeyen insan müsvetteleri ve bir yandan da dönüşü olmayan bir yola çıktığımızın düşüncesi…

Önce Sammy’i bayılttılar, sonra genel anestezi durumuna geçirdiler. O sıralarda yanındaydım. Önce kafasını okşadım, sonra öptüm öptüm öptüm… Ölmeden öncede kulağına onu ne kadar çok sevdiğimi ve hayatım boyunca unutmayacağımı fısıldadım.

Bazı “çok bilenler”, köpek olan eve melek girmeyeceğini söyler ki haklıdırlar. Ama bu “çok bilenler”in hayvanları “mundar” olarak gördükleri için değil. Çünkü köpeğiniz bir melektir, evde melek fazlalığı yapmanın manası yoktur. Sammy benim küçük, tüyleri parıl parıl parlayan bir meleğimdi ve ben 18 yıl sonra meleğimi kaybettim.