Etiket Arşivi: mühendislik

Hakkı Ağabey Saygım Sonsuz Ama…

Aması “Yanlışsın Hakkı Ağabey!”… Sevgili büyüğümüz Hakkı Öcal’ı tanıyor musunuz? Eğer bilgisayar dergilerini ve bilişim camiasını takip ediyorsanız, adını mutlaka duymuşsunuz. Her ne kadar bütün fikirlerine katılmasam da, yapmaya çalıştıkları ile saygı duyduğum, 15 yaşımda başladığım bilgisayar dergiciliği ile aynı yayınlarda omuz omuza verdiğim, bana “kardeşim” diyen, benim de “ağabey” dediğim bir büyüğümdür kendisi. Lakin saygıda kusur etmeyerek, son köşe yazısına (daha önce yazılan, ama tekrar yayınlanan) katılmadığımı ve yanlış bilgilendirme yaptığını üzülerek belirtmek isterim.

Köşe yazısı uzun, ama belli bir mantık çerçevesinde ilerliyor: “BTciliği (kendi tabiridir) halka yaymak, herkesi BTci yapmak”. Kendisine can-ı gönülden katılıyorum, ama herkes BTci olamaz. Hindistan böyle bir şey yapıyor, oldukça büyük oranda Hintli’nin çalıştığı Windows Vista’nın başarısını gördük. Windows 7 sizce neden daha iyi? Üstelik bu fikrini savunurken de “bilgisayar mühendisi” gibi bu işin eğitimini almış kişilere tabir caizse “giydirmiş”. Daha önce pek çok kez bilgisayar mühendisliği ile ilgili hem kendim, hem de arkadaşlarımla yazılar yazdım: Türkiye’de Bilgisayar Mühendisi Olmak, Teknovole.com’dan: Bilgisayar Mühendisliği, Bu Dönemi Boş Geçmeyin . Google, Silikon Vadisi’nde halen mühendis çalıştıran ender şirketlerden biri, başarısı da ortada.

Bu satırları da köşe yazısına yorum olarak yazdım, ama onay bekliyor. Onaylanır onaylanmaz bilemem, buraya tekrar yazıyorum:

Elma ile armutu kıyaslamamak lazım. Merak eden varsa buradan bilgisayar mühendisliğinin ne olduğunu öğrenebilir: http://www.canartuc.com/blog/?p=120

Ben masanın her iki tarafında da oturdum, iş isteyen ve işveren olarak. Nice bilgisayar mühendisi gördüm INNER JOIN yapmayı bilmez, nice bilgisayar mühendisinden daha iyi olduğunu iddia eden gördüm RECURRENCE (kendisine dönen işlem – programlama lügatında class ve fonksiyonlarda kullanılır) nedir bilmez. Recurrence anlatmak ve mantığını kavratmak her yiğidin harcı değildir. Sizin “popüler bilişimcilik” olarak tanımladığınız yayıncılık anlayışında bunu anlatabilen insan da görmedim. Bu arada olaya “okuyucu” cephesinden değil, doğrudan dergide yazan editör cephesinden bakıyorum. Siz de hatırlarsınız, PC LIFE’ta yazarken 15 yaşımdaydım. O dönemde programlamayı yine biliyordum, ama biri bana “recurrence mantığını kavrat” dese “yahu ben zor kavradım, nasıl kavratayım” derdim. O dönemlerde (şimdilerde de öyle) dergilerde programlama dersleri genellikle girdi-çıktı (input-output) olayında sonlanırdı, devamı gelmezdi, acaba neden?

Recurrence olayının çok üzerine gitmek istemiyorum, ama iyi örnekleme olacağı için tekrar değineceğim. Recurrence olayını üniversitede öğrencilerime anlatabildim. Neden biliyor musunuz? Çünkü bilgisayar mühendisi olarak “Introduction to Algorithm” (Algoritmaya Giriş) dersinde aldığım bilgiler, olayı “kavratabilme” açısından bana oldukça yardımcı oldu. Olay “kendine dönen fonksiyon” demekle bitmiyor, daha bunun performansı var.

Sizin “üzülerek” söylediğiniz sertifikalardaki “mühendislik” kelimesinin çıkarılmasına açıkçası ben üzüldüğümü söyleyemeyeceğim. Bu bilgisayar mühendisi olarak kompleks yaptığımdan değil. Sertifika veren kurum ya da kuruluşların nasıl eğitim verdiklerini biliyorum çünkü. “Hadiii hoooop şurdan çektik veriyi, burdan aldık yazdık bitti”. Performans? Verimlilik? Analiz? Veritabanı mimarisi? vs vs hikaye olmuş, “Gerek yok canım bunlara” klişeleri ile geri plana itilmiş. “Yahu diş çekmeyi bilmeden nasıl kanal tedavisi yapacağım?” – “Gerek yok canım, sen köprüyü kur yeter”. Aynı bunun gibi.

Anlatma konusunda her ne kadar fikirlerinize katılsam da (yalın, sade, herkesin anlayabileceği bir şekilde), geçmiş yazınızı yeniden hayata geçirerek geçmişte yaptığınız yanlışı tekrarlamışsınız.

NOT: Hadi bana da “elitçi” damgası vurun.

Köşe yazısına yorum olarak Hasan Civelek isimli bir okuyucu şöyle yazmış:

“Hakki Abi, ağzına ve kalemine sağlık. Sayende 5 yıl okuyup zerre kadar sevmediğim ve anlayamadığım, sırf mecburiyetten tercih edip okumak zorunda kaldığım Elektronik Mühendisliği eğitimimin ardından hep sevdiğim ve hep olmak istediğim programcılık mesleğini 10 küsür yıldır severek yapıyorum. 10 yıldır PHP yazıyorum ve senin yeşil php kitapçıkların hala bir adım ötemde durur. Çoğu kere Google”da değil de senin satırlarında ararım cevabı :) Müsadenle bu yazını aynen blogumda yayınlayacağım.”

Ben de kendisine buradan cevap veriyorum: İyi halt ettiniz! Yahu herkes Web programcılığı yapacaksa, kim robot yapacak? Elektrik Elektronik okuyup ille de televizyon tamiri yapacaksınız mı diyor insanlar? Yapay zeka ve robotik teknoloji ne zamandan bu yana bilişim teknolojilerinden harici tutuluyor? Ayrıca bir robotu hareket ettirmek için de kod yazıyorsunuz, ille PHP derdi nedir? Hadi “Türkiye’de eğitim eşitsizliği var, Kamu Yönetimi’nden mezun oldum, 10 yıldır PHP yazıyorum” deseniz anlarız da, Elektrik Elektronik Mühendisliği’nin de öyle az buçuk puanı yok yani.

Benim hep dediğim bir şey var: Herkes kendi işini yapsın… Bugün Türkiye’de “ara eleman” denilen “tekniker/teknisyen” açığı, mühendis açığından fazla, biliyor musunuz? Çünkü herkes “mühendis” olmanın derdinde. Olma kardeşim, mühendis olmakta bir halt yok. Olunca sana dünya kupası vermiyorlar. Neyse düzen, o şekilde çalışmaya devam ediyorsun. Bunu da daha önce Türkiye’de Bilgisayar Mühendisi Olmak yazımda anlattım.

Bir de benim takıldığım bir şey var… Yurtdışında yaşayarak, Türkiye hakkında yazma olayı. Bu ne kadar objektif ve yerinde bir değerlendirmedir? Yoksa yurtdışında dinlenecek çok zamanınız var da kendi kendinize olmayacak şeyleri düşünerek hüsnü kuruntu mu yapıyorsunuz? Valla Türkiye’de bizim böyle boş zamanlarımız yok. Günde 12 saat çalışıyoruz, ama mesai ücreti alamıyoruz örneğin. O yüzden eğer Türkiye kapsamında yazılar yazacaksanız, mümkünse gelip Türkiye’de yaşayarak yazın bu yazıları. 4 yıl dirsek çürütmüş (öncesinde sınav hazırlıklarını vs katmıyorum), gecesini gündüzüne katmış, sırtında dağ gibi aile ve çevresinin beklentisi olup da alnının akıyla mezun olmuş, ama şimdi iş bulamadığı için parklarda gazete okuyan genç Türk mühendislerine, “Neden canım sertifika programlarından mühendis tabiri çıktı?” kaprisi yapın lütfen. Ama alacağınız cevaba da şimdiden hazırlıklı olun.

Bu aradada “Popüler Bilişimcilik” olarak tabir ettiğiniz yayınların hepsi “battı”. Evet, kapanmadılar, “battılar”. Ben de bu batanlara canlı canlı şahit oldum, nitekim pek çoğunda yazarlık ve editörlük yaptım.

Son olarak da, Türkiye’de neden açık kaynağın halen bazı tekellerde tam olarak açılmadığı dokundurmasına değinmek istiyorum Hakkı Ağabeyin. Çünkü Türkiye’de emek hırsızı çok, mutlaka bir denetim gerekiyor. Size iki örnek vereyim: Teknovole.com bildiğiniz gibi bağımsız ve özgür bir site. Zaman buldukça bildiklerimizi paylaşıyoruz. Buna rağmen, utanmadan sıkılmadan, kaynak göstermeden yazılarımız çalınıyor. Üstelik öyle Sarı Çizmeli Mehmet Ağa değil. Geçtiğimiz günlerde sabit disk satan İnternet mağazasının bizden yazı “çaldığına” şahit olduk. Gerekli uyarıyı yaptıktan sonra kaynak koyma zahmetinde bulundular, sağolsunlar. İkinci örnek de kendimden. Daha önce burada Wordpress’te tarihlerin Türkçe çıkması için gerekli dosyayı Türkçeleştirdim. Dosyanın en başına da “Türkçeleştirme: Can Sinan ARTUÇ” gibi bazı “görünmez” satırlar yazdım. Siteye girdiğinizde bu satırları göremezsiniz, ancak o PHP dosyasını açacaksınız ki o zaman göreceksiniz. Onu açan adam da sitenin sahibi zaten. Bir arkadaşım, “Birader sağolasın ya, çok iyi oldu bu” deyip dosyayı kendi sitesinde kullanmış. Sonra sunucuda bir sorun oldu, bana sunucunun şifresini ve kullanıcı adını verdi. Düzelttim, son dakika aklıma dosyaya bakmak geldi. Bir baktım, başına yazdığım şeyler silinmiş. “Yuh be arkadaş bunu yapıyorsa, diğer kullanıcıları düşünemiyorum” dedim kendi kendime. O satırların o dosyada durmasında, kullanana giren çıkan ya da batan çıkan nedir anlamış değilim. Dün kendi ihtiyacım doğrultusunda bir program yazdım. Bir kök ismi veriyorsunuz, başlangıç ve bitiş sayısına göre o kadar klasör yaratıyor. Şu anda onu ücretsiz paylaşılacak duruma getiriyorum, yakında Teknovole.com’dan paylaşacağım. Ama kaynak kodlarını paylaşıp paylaşmamakta kararsız kaldım. Programın daha geliştirilmesini isterim, ama bunu yapacak adam da “başlangıcına” saygı duymayarak, bana gerekli “krediyi” vermeyecek, adım gibi biliyorum. Gel de kaynak kodları paylaş şimdi!

İnsan küçükken anlayamıyor da, büyüyünce bazı şeylerin farkına varıyor ne yazık ki… Hakkı Ağabey, “blog”unu görünce “Vay be!” dedim. Sonra da düşünmeden edemedim: “Yurtdışından cızırtılı yayın yapan taraflı ‘gazeteci’”.

Türkiye’de Bilgisayar Mühendisi Olmak

Bilgisayar mühendisliği işveren ve vatandaş tarafında nasıl algılanıyor? Seçmek için doğru bir meslek midir? Bilgisayar Mühendisi olunca nelerle karşılaşacağım? Bu soruların yanıtlarını vermeye ve bilgisayar mühendisliğini anlatmaya çalışacağım..

Tarihçe
Öncelikle yazıya “mühendislik” ile başlayalım. Mühendis ne demektir? Mühendis dediğimiz kişi bilimsel bilgileri ve verileri tasarıma, geliştirmeye, üretmeye kullanabilen (ürün ve işlemler çıkartabilen) ve bunları yaparken sonuca en verimli, en ekonomik şekilde ulaşabilen kişi demektir. Tarihte ilk mühendislik 1747 yılında Ecole des Ponts et Chauesse’es isminde (Fransızcadır, Türkçe anlamı: Köprüler ve Yolların Ulusal Okulu) Fransa’da kurulmuştur. Türkçe anlamından da çıkaracağınız üzere, ilk mühendisler inşaat mühendisleridir. Sonrasında sırasıyla 1789’da Türkiye’de Mühendishane isminde, 1802 tarihinde US Askeri Akademi isminde Amerika Birleşik Devletleri’nde ve 1890 yılında İngiliz Cambridge Üniversitesi tarafından mühendislik konusunda eğitim verilmeye başlanmıştır.

Bilgisayar Mühendisliği nedir?
Bilgisayar Mühendisliği gibi bir bölümün varlığı halen dünya genelinde tartışılmaktadır. Bazı üniversiteler bilgisayarın mühendislikle ilgisi olmadığını savunmakta ve “Computer Science” (Bilgisayar Bilimleri) tanımının daha doğru olacağını savunmaktadır. Bilgisayar Bilimleri ve Bilgisayar Mühendisliği müfredatı bazı noktalarda kesişse de, Bilgisayar Bilimleri daha teorisel, Bilgisayar Mühendisliği ise daha pratiksel (uygulamalı) bölümlerdir. Bilgisayar Mühendisliği, Yazılım Mühendisliği ile karıştırılmamalıdır keza Bilgisayar Mühendisliği bölümü Elektrik Elektronik Mühendisliği ile Bilgisayar Bilimleri bölümlerinin karışımından oluşmaktadır.
Bilgisayar Mühendisliği eğitimi boyunca, herhangi bir dalda uzman yetiştirmek hedeflenmemiştir, müfredatı da bunun açık bir kanıtıdır. Yazılım, donanım, ağ yönetimi, sistem analizi, veri tabanı ve elektronik bilgileri temel ve orta düzeyde verilmekte, öğrencinin bu dallardan birini seçip kendisini o konuda geliştirmesi hedeflenmektedir. Dolayısıyla Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olan herkesin “yazılımcı” olmayacağı aşikar bir gerçektir.

Bilgisayar Mühendisliği Doğru Bir Seçim Midir?
Bu sorunun cevabı aslında, sizin kişisel yeneklerinizde ve becerilerinizdedir. Günümüzün ve geleceğin mesleklerinden biri olarak görülen Bilgisayar Mühendisliği, eğer “işsiz kalmam” düşüncesi ile seçilirse sonucu hüsranla bitecektir. Çünkü Bilgisayar Mühendisliği seçecek birinin uygulamalı bilimlere de yeteneği olması gerekmektedir.
Müfredat, üniversiteler arası değişiklikler göstermekle birlikte, genel olarak birinci ve ikinci sınıfta toplam 6 matematik (analiz1 (calculus1), analiz2 (calculus2), lineer cebir (linear algebra), ayrık matematik (discrete mathematics), diferansiyel denklemler (differential equations), olasılık ve istatistik (probability and statistical methods)); 2 fizik (fizik1 (physics1), fizik2 (physics2)) ve müfredata göre kimya (chemistry) gibi uygulamalı bilim dersleri bulunmaktadır. Bilgisayar Mühendisliği’ni seçen kişiler arasında okulu bırakma, en çok bu uygulamalı bilim derslerinin yoğunluk gösterdiği birinci sınıfta yaşanmaktadır. Genel olarak birinci sınıfta bir adet bölüm dersi almakla birlikte, yoğun olarak uygulamalı bilim derslerine ağırlık verilmektedir.


Hiç Bilgisayar Klavyesine Dokunmadım. Bilgisayar Mühendisi Olabilir Miyim?
Bu sorunun yanıtı da tamamen sizin azim ve hırsınıza bağlıdır. Ancak belirtmekte fayda var, müfredata göre bazı üniversiteler “Bilgisayara Giriş” isminde verilen birinci sınıf dersinde programlamaya başlamaktadır. Dolayısıyla bilgisayarın nasıl açıldığı, nasıl kullanıldığı ya da parçalarını öğretmeyen üniversiteler de vardır. Fakat bu gözünüzü korkutmasın. Şahsen bilgisayar kullanmayı üniversitede öğrenip de, şu anda iş bulan ve Türkiye şartlarına göre oldukça iyi maaş alan kişiler tanıyorum. Sonuç olarak bu sorunun kilit noktası azim ve hırstır.

İşveren Gözüyle Bilgisayar Mühendisliği
Türkiye ne yazık ki bilişim konusunda halen gelişmekte olan bir toplumdur. Hal böyle olunca, gereken saygı ve görevi alamayabilirsiniz. Örneğin web programlama işine kaymak istiyorsanız, sizden sadece programcı olmanız beklenmez. Pek çok şirket, aynı zamanda görsel alanlarda da (Photoshop, Flash gibi) bilgi sahibi olmanızı ve hatta deneyimli olmanızı beklerler. Dolayısıyla iş bilgisayar mühendisliğinden çıkıp, “Ne iş olsa yaparım abi” moduna geçmektedir.
Bununla birlikte, işini layıkıyla yapan şirketler de bulunmaktadır. Kişileri uzmanlık alanlarına göre şirket içinde konumlandırırlar ve bu şekilde kişiden maksimum performansı elde ederler. Fakat bu tarz şirketlerin pek çoğu sizden en az 3 yıllık deneyim beklemektedir. Dolayısıyla bu şirketler sizin ikinci, belki de üçüncü durağınız olacaktır. İlk durağınızda gerektiğinde ağ kurmayı, bilgisayar teknisyenliği yapmayı (format atma, donanım parçaları takma, bilgisayarları donanımsal ve yazılımsal olarak güncelleme), İnternet sitesi tasarlamayı ve programlamayı bilmeniz, işsiz kalmamak açısından önem teşkil eder. Yanlış anlaşılmasın, ben böyle bir düşünceyi ve düzeni onaylamıyorum. Fakat amacım size piyasa tecrübelerimle Türkiye gerçeğini yansıtmak.

Vatandaş Gözüyle Bilgisayar Mühendisliği
Eğer çevrenizde bilgisayar mühendisi olduğunuz duyulursa, sizi ciddi anlamda garip sorular bekler. “Abi ben kız arkadaşımın kimle konuştuğunu merak ediyorum, MSN adresini bir kırabilir misin?”, “Ya yeni bir cep telefonu alacağım, ne almalı sence?”, “Birader yeni bir kamera alacağım, ama mercek konusunda takıldım, yardımcı olur musun?” gibi aslında bölümünüzle alakalı olmayan pek çok soruyla muhatap olacağınızdan emin olabilirsiniz. Üstelik kekler, börekler ve benzer gıda ürünleri ile komşunun kızının ya da oğlunun bilgisayarına format atmanız da beklentiler arasındadır. Hatta ben bu konunun en uç noktasında bir soruyla karşılaştım. Tanıdıklarımızdan bir tanesi, elektronik olarak programlanabilen bir fırın almış, ancak kendi özel tarifine göre zaman ayarlaması yokmuş. Aramızda geçen diyalog şu şekildeydi:

  • Merhaba Can, nasılsın?
  • İyiyim siz nasılsınız?
  • Ben pek iyi değilim.
  • Hayırdır ne oldu? Bir şeyiniz yok ya?
  • Yok yok, sağlığım iyi, ama fırınla başım dertte.
  • (Ben bu sırada ne olduğunu anlamaya çalışıyorum) Nasıl anlamadım?
  • İsmet amcan bir fırın aldı. Bu fırının kendi kendine ayarları var. Ama benim kek için zaman ayarı yok. Şuna bir bakıversen?
  • (Son derece dumur olmuş bir şekilde) Bakayım, ama nasıl bir yardım bekliyorsunuz onu anlayamadım?
  • Sen bilirsin evladım, bu benim keke göre de zaman ayarlı olsun. Geçen Sevim teyzenden duydum, her şeyi yapıyormuşsun bu elektronik aygıtlarla ilgili (Sevim teyzenin dijital televizyon alıcısının kablosu çıkmıştı, onu taktım. Her şeyi bilir olmuşum da haberim yokmuş :) )

Diyaloğu uzatmaya gerek yok, sonuç ortada :)