Etiket Arşivi: microsoft

İşletim Sistemleri

Linux bol zamanı, Windows bol sabrı, Apple Mac OS X ise başlangıçta bol parası olanların işletim sistemidir. Copyright bana ait çizerim :)

Cloud Computing ve Elden Giden Özgürlük

Cloud Computing (Türkçesi halen belli olmasa da, birebir çeviride ‘Bulut İşlemcilik’ gibi bir şey oluyor) hakkında detaylı bilgiyi daha önce bu yazımda vermiştim.

Peki ben neden şimdi paranoyaya bağladım? Bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere Cloud iyi hoş da, şirketlerin bilgilerimize istedikleri zaman ulaşabilmelerinin, bunları saklamalarının vb. neresi güzel? İyi de nerden uyduruyorum bilgilerimizi aldıklarını? Manyak mıyım, paranoyak mıyım? Bilmiyorum, olabilir, hatta her ikisi de olabilir :) Ama bu karar size ait, önce ben görüşlerimi söyleyeyim hele bir.

Basit bir örnekle aklımdaki her şeyi açıklayacağım aslında. Dropbox’ı duydunuz mu? Özetle, İnternet üzerindeki hard diskiniz diyebiliriz. 2GB’a kadar ücretsiz, sonrası için fiyatlandırma var. Ben bu servisin müdavimlerinden biriyim çünkü iPad’e dosya göndermenin en kolay yollarından birisi. Nitekim Dropbox neredeyse bütün platformları destekliyor. Bu örneklendirmeyi çok basit sayılarda tutacağım ki, durumun vehameti daha çok belli olsun. Dropbox’ın 1024 tane kullanıcısı olduğunu düşünelim (geçtiğimiz yıl bu zamanlarda Dropbox 4 milyon kullanıcısı olduğunu açıkladı). 1024 x 2GB = 2048 GB = 2 TB . 2 TB (terabayt)’lık sabit bir diskin fiyatı bu yazıyı hazırladığım sırada en ucuz 185 TL idi. Tabii bu diski aldığınızda 2 TB’ı göremezsiniz doğrudan, 1.8TB civarı görürsünüz, üzerine ekleme yapmak lazım. Ama biz çok iyi niyetliyiz ya, Polyanna bizim yanımızda kendini tanıyamaz ya, o yüzden 2 TB olarak gördüğümüzü varsayıyoruz. Sonuç olarak neredeyse 1024 kişinin Dropbox’a maliyeti 185 TL. Bu gidere çeşitli platformlarda çalışan programı geliştirmek için yazılımcılara ödenen maaşlar, elektrik vs. dahil değil. Polyannacılık oynamaya devam edelim. Şimdi geçtiğimiz yıl 4 milyon olan kullanıcı sayısı bu yıl 5 milyon olmuştur. Bu 5 milyonun 1 milyon 24 bini beleş kullanıyor olsa, bu hesap 1000 ile çarpılmalı. Bu durumda bu kadar kişinin sadece depolama alanı olarak Dropbox’a maliyeti 185.000 TL, yani eski parayla 185 milyar lira. Bugün herhangi biri size çıkarıp 185.000 TL verir mi hiçbir şey yapmadan? Bırak milyarı, 1.8 TL verir mi? Yolda bile zor bulursunuz. Eee peki Dropbox keriz mi size bu kadar para veriyor, sırf sizi rahat ettirmek için? Üstelik az buz kişi de çalışmıyor gördüğümüz kadarıyla. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Ben size söyleyeyim… Evet paralı üyelerden de geliyor, ama çoğunluğu sizin kişisel bilgilerinizden geliyor. Oraya koyduğunuz dosyadan, hatta belki de dosya içeriklerinden Dropbox’ın bilgisi var. Bu istatistikler de zaman zaman birilerine servis ediliyor olabilir. Örneğin kişiler ‘yeme-içme’ dergilerine rağbet gösteriyorsa (yani bu tarz dergileri Dropbox’ına upload ediyorsa), bu bilgi yayıncılığa girmek ya da yeni bir dergi çıkartmak isteyen hali hazırdaki yayıncıların iştahını kabartacaktır. Düşünsenize, kamuoyu yoklaması yok, işin tutacağı garanti ve dolayısıyla risk de yok. Kim bu bilgi için para vermez ki?

Kişisel bilgi saklama deposu ve bu konuda en iştahlı şirketlerden biri olan Google ise, Chromebook (Chrome işletim sistemli netbook)’ta her şeyin Cloud üzerinden yapılmasını istiyordu, ama son anda çark etmesi gerekti. SDCard veya flash disklerle genişletilebilir yuvalar koydu. Tabii size bunun tanıtımını yaparken, ‘Bilgisayarınız çok hızlı çalışacak, program yüklemeye son!’ vs. gibi tatlı dillim güler yüzlüm davranıyorlar, ama ceylanın gözünü gördüğünüzde ‘Abooo’ diye kalıyorsunuz. Bunun kişisel (bakın kişisel diyorum, toplumsal demiyorum) olarak ciddi bir sakıncası yok. Birileri sizin bilgilerinizle dünyanın parasını kazanıyorlar, siz de cebimden beş kuruş para çıkmadı diye seviniyorsunuz :)

Microsoft’un da uzun zamandır Cloud işletim sistemi üzerinde çalıştığını biliyoruz. İnternet bağlantısı sayesinde hangi bilgisayarı açarsanız açın, kullanıcı adı ve şifreyle kendi masaüstünüzü kullanabileceksiniz. Süper gibi görünüyor değil mi? Peki kopya MP3’leri dinlerken bir gece ansızın gelirlerse, sizi don paça hapse tıkarlarsa ne yapacaksınız? Burada söylemek istediğim kopya müzik kullanımının iyi olduğu veya olmadığı değil. Kontrol mekanizmasından bahsediyorum. Her şey ‘birilerinin’ olmasını istediği gibi olacak, sizin istediğiniz gibi değil. İyi de Can birader, zaten Windows şu anda da kişisel bilgileri toplamıyor mu derseniz, topluyor da diyemem toplamıyor da… Nitekim Windows kaynak kodlarını açmıyor.

Sonuç olarak dünyada hiçbir şey bedava değildir. Az önce bir program izledim, adamın biri bakir bir adaya yerleşmiş, plajına şezlong, şemsiye koymuş ve 20 TL demiş. İstanbul’dan oraya yelkenli ile sefer düzenliyor, hem bu taşımacılıktan, hem açtığı lokantadan hem de plajdan para kazanıyor. Bazılarınızın aklına ‘Adama bak be! Acayip zeka varmış, girişimcilik abidesi’ lafları gelebilir, ama tamamen saçma! Buna iyi diyen zihniyet, zamanında Amerika Yerlileri’ne yapılanı da olumlu karşılar.

Siz zannediyor musunuz, oyunları, programları cracklerken her şey güllük gülistanlık? Hani saldırılar oluyor oraya buraya, bilmem kaç bin bilgisayar giriş yaparak patlattı siteyi deniliyor. O bilgisayarlardan birinin sizinki olmadığını nerden biliyorsunuz? Benim oğlum yapmaz diyen anneler gibi, benim bilgisayarım yapmaz deyip monitörünü mü okşayacaksınız?

Hazırı ve İyisi Varken…

Bazıları var Amerika’yı tekrar tekrar keşfetmekten bıkmaz, bir de bunu yapınca çok iyi kodlama yaptığını düşünür. Eğer “daha yaratıcı” bir fikriniz yoksa, eldeki olanı kullanmanız en iyisidir. Bolca vaktiniz var ve artık ne yapacağınızı bilemediğiniz için eliniz sürekli şeyinize gidiyor ve masturbasyon yapmayı düşünüyorsanız, o zaman Amerika’yı yeniden keşfedebilirsiniz.

Ama benim zamanım kısıtlı ve değerli. Dolayısıyla Amerika’yı yeniden keşfedecek durumum yok.

Microsoft, Windows Live Spaces ile 6 yıla aşkın süredir sunduğu blog sistemini WordPress’e taşıyor. Microsoft’taki onca mühendis daha iyi bir blog sistemi yapamadı mı? Kendi kodlarını yazmaktan acizler mi?

Artık bu tarz anlamsız sorulara cevap vermeme gerek kalmadığı için Microsoft’u gözünden öpüyorum :)

Microsoft Expression Web 4 Çalışmıyor

Microsoft Expression Studio 4 Ultimate paketini kurcalarken, dizüstü bilgisayarımda Expression Web 4′ün çalışmadığını gördüm. Biraz İnternet’i kurcalayınca sorunun Microsoft tarafından da onaylanan ve bazı antivirüs programları ile çakışması sonucunda meydana gelen bir problem olduğunu gördüm. Açıkçası Kaspersky haricinde sorun yaşanan antivirüs programı görmedim. Dolayısıyla çözümü de bu yönde anlatacağım, eğer programla ilgili başka bir sorununuz varsa yorum kısmından iletiniz:

1. Kaspersky’yi açıyoruz ve “System and Applications Protection”ın yanındaki aşağı yönlü oka basarak açılan menüden “Web Anti-Virus” seçeneğine tıkladıktan sonra bir menü daha açılıyor ve buradan “Settings” seçeneğine tıklıyoruz (örnekte Kaspersky Internet Security 2011 kullanılıyor):

2. Açılacak olan pencereden “Settings” butonuna tıklıyoruz:

3. Karşımıza yeniden bir pencere açılıyor ve bu pencerede “Block dangerous scripts in Microsoft Internet Explorer” seçeneğinin yanındaki onay işaretini kaldırıyoruz:

4. OK butonlarına basarak ayarlarımızı kaydediyoruz ve o da ne! Microsoft Expression Web 4 açılmaya başlıyor :)

Bu Sefer Olmuş: Internet Explorer 9

Şu anda varsayılan İnternet tarayıcısı olarak Mozilla Firefox 3.6.10 versiyonunu kullanıyorum ve açıkçası eklenti gücü sayesinde kolay kolay başka bir İnternet tarayıcısı kullanmaktan keyif alabileceğimi de düşünmüyorum. Hele hele ağır, her yeni sekme açtıkça hantallaşan Internet Explorer 8′den nefret ettiğim kadar da hiçbir tarayıcıdan nefret etmemişimdir herhalde. Web uygulamaları geliştirdiğimde, popüler olan bütün tarayıcılarda testini yaparım, Apple Safari hariç. Windows versiyonu rezalet, Apple’ım olmadığı için kendi çöplüğündeki meziyetlerini de açıkçası takdir edemiyorum. Dolayısıyla Internet Explorer, Mozilla Firefox, Opera, Google Chrome bilgisayarımda yüklü İnternet tarayıcılar. Kullanım zevki bakımından Mozilla Firefox, Opera, Google Chrome ve Internet Explorer olarak sıralama yapmam mümkün. Fakat bu sıralama, Internet Explorer 9′u denemem ile kesinlikle değişti. Tüm dünya ile aynı anda Türkiye’de de beta sürümünü kullanabildiğiniz Internet Explorer, her ne kadar Web’de devrim yarattığını iddia etse de ben buna katılmıyorum. Ancak kendi içinde devrim yarattığı ve şu ana kadar çıkmış en iyi Internet Explorer olduğunu dürüstçe söyleyebilirim. Internet Explorer 9′un özelliklerine kısaca bir göz atalım:

1. Artık İnternet siteleri pinlenebiliyor. Bu özellik Windows 7 ile birlikte hayatımıza girdi. Bildiğimiz Windows Taskbar (görev çubuğu)’a dilediğimiz programları ekleyerek, kendi içlerindeki özellikleri gruplayarak görüntülemesini sağlayan bir şey. Örneğin Firefox’ta 10 tane sekme açtınız ve sonrasında başka bir program açtınız. Bu 10 sekmeden birine ulaşmak için Firefox’u açmanıza gerek kalmadan, görev çubuğundaki ikonunun üzerine gittiğinizde 10 tane sekmeyi de gösteriyor. Internet Explorer 9′daki bu özellik sayesinde, herhangi bir sekmede açtığınız web sitesinden dolayı program çökerse etkilenmemiş oluyorsunuz. Aynı zamanda pinlediğiniz web sitesi ayrı bir Windows programı gibi çalıştığından, hem performansı artıyor hem de Internet Explorer’ı kapatsanız bile görev çubuğundaki yerini koruyor. Gayet iyi düşünülmüş bir özellik. Pinlemek istediğiniz İnternet sekmesini kafasından yakalayıp görev çubuğuna sürüklemeniz yeterli.

2. Pinli durumdaki uygulamaların üzerine gidip sağ tıkladığınızda, o programa ait özellik penceresi açılıyor. Bu da Windows 7 ile hayatımıza giren bir özellik ve adına “jump list” diyorlar. Dolayısıyla görev çubuğuna pinlediğiniz web sitesi için de jump list özelliğini kullanmanız mümkün.

3. Sekme yapısı tamamen değiştirilmiş, adres çubuğunun yanında çıkıyor. Her ne kadar bu konuda eleştiri alsa da ben açıkçası beğendim, görüş alanını arttırıyor ve kullanımı da oldukça kolay.

4. Dosya indirmek, Internet Explorer’da tabir caizse “iğrenç”ti. Normal İnternet hızınızın yerlerde sürünen haliyle dosya indiriyordunuz. Mozilla Firefox ve Opera’yı farklı kılan özelliklerden biri de buydu çünkü dosya indirme yöneticileri, harici bir dosya indirme yöneticisi niteliğinde çalışıp, bağlantı hızınıza yakın bir hızda indirebiliyorsunuz. Internet Explorer 9′un indirme yöneticisinde geliştirme yapılmış ve eskisine nazaran oldukça hızlanmış. 5. Internet Explorer 9′u ilk açtığımda “Bak bu eklentiler benim yavaş çalışmama sebep oluyor, istersen kapatabilirsin” gibisinden bir uyarı mesajı aldım. Benim gibi performans manyağı biri açısından oldukça tatmin edici bir özellik.

6. Pinlenmiş web sitelerindeki yoğun rengi, ileri geri butonları gibi alanlarda renk olarak kullanıyor. Gereksiz gibi görünen bir özellik olsa da, bu tarz özellikler “hava atma” özelliği olarak düşünebilir ve benim oldukça hoşuma gitti.

SONUÇ: Basit görsel tasarımı, hızı ve Windows ile entegresi bakımından yeni Internet Explorer 9 gerçekten güzel. Hatta beni o kadar memnun etti ki, şu anda ikinci popüler tarayıcım oldu, Opera’yı 3 numaraya sürükledi. Web sitesi açılış hızları bakımından da ciddi bir gelişme var. Internet Explorer 8 kullanıcısıysanız ve Internet Explorer’ı seviyorsanız, Internet Explorer 9′a aşık olacaksınız! HTML 5 desteği ile uzun soluklu olacağını da gösteriyor.

NEREDEN İNDİREBİLİRİM?: Microsoft’un Internet Explorer 9 için kurduğu Beautyoftheweb (Web’in güzelliği) sitesinden, Windows 7 için 32 bit ya da 64 bit versiyonlarını indirebilirsiniz. Sayfa açıldığında sağ üstteki “Download Now” butonuna tıklamanız yeterli.

Windows 7’den Kurtulabilir Misiniz?

Hemen yazımın başında belirteyim: Kurtulamazsınız! Tabii bu sizin kullanım alışkanlıklarınıza göre değişir. Lakin “Bana dokunmayan ‘yılan’ 1000 yıl yaşasın” diyorsanız, siz Windows’un bağımlısı olmuşsunuz demektir. Dolayısıyla sizin kurtulma şansınız yok.

Bilgisayar kullanmaya Unix işletim sistemi ile başladım. Windows 3.1’e şöyle bir gözucuyla baktım. Esas ve “yoğun” bir şekilde Windows kullanmam 98 versiyonu ile başladı. Nitekim yazılım çözümü ürettiğim müşterilerin pek çoğu Windows işletim sistemine geçmeye başladı, buna bankacılık sistemleri de dahil. O zamanlar henüz bilgisayar mühendisi değildim, ama yazılım üretmeye devam ediyordum. Bunların bir kısmı “sevabına” yaptığım ücretsiz programlardı (mümkün olduğunca dağıtırdım, hatta iki programım Download.com’da da yer aldı), bir kısmı da ücretli programlardı. O dönemlerde yavaş yavaş İnternet olaylarına kaymaya başlamıştım ve Perl kullanarak CGI üzerinden İnternet programlaması yapıyordum. 1001link.com bana ait bir sitedir, Webarchives.org’tan 2000’li yıllardaki hallerine bakabilirsiniz (şu anda kapalı). Türkiye’nin en büyük e-kart bölümü bendeydi ve bu uygulamayı tamamen Perl ile CGI üzerinden yazmıştım (işte burada, ama çalışacağını zannetmiyorum). Dolayısıyla hem “üretici” hem de “kullanıcı” kesminde öyle boş mideden konuşan biri değilim. Taaa o dönemden bu zamana kadar hiçbir zaman “İşte benim işletim sistemim!” demedim, diyeceğimi de pek sanmıyorum. Benim için müşterilerin çok olduğu işletim sistemi önemlidir. Haaa derseniz kişisel olarak ne kullanıyorsun, Ubuntu Linux kullanıyorum, ama zamanında Debian’ın gelişiminde aldığım rolleri, bağlantıları ve topluluk üyeliklerimi artık korumuyorum. Bu detaylı bir konu, bir hafta sonraki “Linux Windows’u Döver mi?” başlıklı yazımda detaylarını anlatacağım. Ben bir Linuxçü değilim, Windows sever de değilim. İşime ne geliyorsa onu kullanırım. Futbol takımı tutar gibi işletim sistemi tutmak pek de tarzım değil, hele hele de bizim gibi bu işi “yaşam tarzı” ve hatta “meslek” olarak seçmiş kişiler için hiç değil! Tutana mani olmam, herkesin tuttuğu kendine demişler, iyi de demişler :) Bir tek sürekli Mac OS X kullanamadım, taksiti sevmediğim için peşin parayla Apple almak yemiyor henüz :)

Bütün bunları, “Canım sıkıldı, atıp tutasım geldi” diye yazmıyorum. Bir insanın yazdığı bir şeye güvenmek için öncelikle o insanın konu hakkında uzman olduğunu bilmek gerekir. Eh bunca bilginin üstüne bir de bilgisayar mühendisi olunca, artık dediğime inanır mısınız inanmaz mısınız orası site kalmış.

Windows 7’den kurtulamazsınız… “XP’den şaşmam, versiyon 6’yı aşmam” deseniz bile 7. versiyon, yani Windows 7 sizi kucaklamaya hazır. Geçtiğimiz günlerde i4i, Microsoft’a karşı açtığı XML teknolojisi davasını kazandı, Ofis paketi içinde yer alan Word sıkıntıya girdi. Microsoft da hemen hiddetlendi: “Bütün Ofis paketini çekeriz, babaları alırsınız sonra!”. Evet cidden de babaları alırız, yalan yok. Kendim açısından düşününce, müşteri isteği üzerine hazırladığım Access veritabanları buhar olup gider, uğraş dur sonra. Hani Uygur Türkleri’ne yaptığı soykırımdan dolayı Çin mallarına boykot çağrısı yapıldı da sallayan olmadı ya, aynı onun gibi bir durum bu. Windows ürünlerine bağlı bir dünyada, XP’den de vazgeçersiniz paşa paşa, 7’yi de kullanmaya başlarsınız. Hatta şimdiden Vista kurup denemelere başlayın, eliniz alışsın :) Hem kötü de değil kullandığım kadarıyla, Vista’dan çok daha iyi. 50 tane pencere açıp, içlerinden birisini başından tutup sallayınca, diğer 49’u görev çubuğuna küçülüyor (minimize). Fena değil yani, salla sallayabildiğini :) Canınız sıkılınca bu şekilde sallayıp sallayıp oyun da oynarsınız hem, eğlenceli olur :)

Ortaya Karışık 1: Ray Ban güneş gözlüğü markasında devdir (numaralı gözlüklerini sevmem) ve çok kalitelidir. Benim yıllar önce 10 dolara aldığım ve şimdi popüler olan, o dönemlerde “yumurta çerçeve” denilen gözlüğü yaklaşık 10 senedir kullanıyorum, bana mısın demedi. O dönemlerde Türkiye’de yoktu, şimdi el ayağa düştü o ayrı konu. Benim anlamadığım ise yeni çıkan aşağıdaki Ray Ban güneş gözlükleri. Buna o kadar para vermenize gerek yok, çok istiyorsanız size formülü söylüyorum: Oyuncakçıya gideceksiniz, orda plastik gözlükler var. Onlardan dilediğiniz rengi alın. Çocukken biz alırdık, dalga geçmiyorum, aynı çerçeve :) Sonra optikçiye gidin, güzelinden güneş gözlüğü camı taktırın. En kral camın çiftine 60-80 TL arasında para verirsiniz. Siz siz olun, aklınızı kullanın, Paris Hilton gibi salak olmayın :) Ya da çok paranız varsa ve harcayacak yer bulamıyorsanız, parayla poponuzu silebilirsiniz, en azından şanınız yürür :)
Paris Hilton ve Muhteşem (!) Gözlükleri

Ortaya Karışık 2: Yahu optimizasyon programlarına inanmıyorum, ama “Bu olur mu acaba, olursa haberini yaparım, bomba olur” diyerek hemen hemen hepsini deniyorum. En son Auslogics’in Internet Optimizasyon aracını denedim. Evet Speedtest.net’e göre ciddi anlamda hızlandırdı (4Mbit ADSL kullanıyorum, indirme hızım öncesinde 3.37, gönderme hızım 0.79’du. Auslogistics’ten sonra indirme 4.05, gönderme 0.84 oldu). Ama İnternet sitelerine girememeye başladım :) Ferrarisi olup da benzin koyacak parası yokmuşçasına ezik hissettim kendimi :) Internet Explorer 8, Mozilla Firefox 3.5.2 ve Opera 9.64’te ayrı ayrı denedim, sonuç aynı… Anında geri aldım sistemi, şimdi orta sınıf aile arabamla mutluyum :) Ben TuneUp Utilities 2009 + Diskeeper 2008 kombinasyonunu seviyorum.

Ortaya Karışık 3: Haberturk.com’un haberine göre Türkiye cepten ucuza konuşuyormuş (buyrun haber burada). Kime göre, neye göre ucuz? Aç tavuk – darı ambarı modunda mı yoksa buzlu badem – Cem Yılmaz modunda mı? (Cem Yılmaz’ın bu espirisini burada anlatamam, ama şovunu izleyen varsa ne demek istediğimi anladı). En yüksek ücreti Amerika ödüyormuş. Kaldırım işçisinin ayda 6.000 dolar maaş aldığını neden yazmadınız?

Ortaya Karışık 4: SEO (Search Engine Optimization – Arama Motoru Optimizasyonu) üzerine atıp tutan maaşallah çok bol. Aman efendim Valid CSS ve XHTML (kurallara uygun CSS ve XHTML) olmazsa Google sizi arka sıralarda indekslermiş de falan da filan da… Yahu bunu diyen adam Google’a baktı mı hiç kurallara uygun mu değil mi diye? Bakmadıysa XHTML için buraya tıklayın da bir görün uygun mu değil mi? (Google’da CSS bulunamadı: tıklayın görün) Ramazan’da davul diye böyle atıp tutanların işkembelerini kullanmak lazım.

Ortaya Karışık 5: Turizmciler yerli turisti pek sevmezler. Bu lafıma kızanlar, güneydeki lokantalarda neden Almanca ve İngilizce menü olduğunu, Türkçe menü olmadığını açıklasınlar hele bir. Siz sevmeyin, ama yabancıdan fazla parayı yerli turist harcıyor. Haber aşağıda, Habertürk gazetesinden alınma. Ama benim güzel bir çözümüm var. Beni sallamayanı ben de sallamıyorum, Güney’de bas bas paraları yapacağıma daha az parayla yurtdışında tatil yapıyorum (hoş bu yıl hiçbir yere gidemedim, malum ekonomi). “Yerli” turizmciler de benim açımdan avcunu yalıyor.

749, 3.4'ten büyük müdür küçük müdür?

Güncellenme Sıkıntısı

Bir süredir kişisel web günlüğümü (blog) güncelleyemediğimin farkındayım. Aslında hep aklımda, ancak bir türlü zaman bulup da yazı yazamıyorum. Yazı konusunda bütün eforumu İçerik Yayıncılık Ltd. tarafından Ekim 2007′de yayın hayatına sokulan ve benim de Yazı İşleri Müdürü olarak 4. ayımı tamamladığım Potkal.com ‘a harcıyorum. Şayet yazılarımı beğeniyorsanız, Potkal.com ‘daki köşe yazılarımdan beni takip edebilirsiniz: http://www.potkal.com/y_yazi_icerik.asp?yID=1609.

Bununla birlikte Potkal.com‘u ciddi anlamda takip etmenizi öneririm, nitekim pek çok ilki Potkal.com ‘da bulacaksınız. Örneğin 9 Ocak 2009 tarihinde yayına soktuğumuz Windows Live Messenger 2009 ve yeni Windows Live 2009 servisleri inceleme konumuzu, başka hiçbir sitede bulamazsınız. Önce ve sadece Potkal.com‘da incelendi!

Biraz işleri toparladığımda, web günlüğüme de gereken önemi göstereceğim.

Saygılarımla,

Can Sinan ARTUÇ

Google Chrome’a Dair İzlenimlerim

Google bir süredir üzerinde çalıştığı İnternet tarayıcısı Chrome’u (Chrome’un Türkçe karşılığı “krom”dur), beta aşamasında kullanıcıların beğenisine sundu. Açıkçası şu anda Internet Explorer 8 de beta aşamasında ve indirilebiliyor, ancak indirip denemek henüz içimden gelmedi. Fakat Chrome’u duyunca, ilk işim indirmek oldu. Beta aşamasında olan bilgisayar programları genellikle problem çıkarma potansiyeli açısından yüksek olurlar, çünkü henüz tam anlamıyla testleri ve geliştirmesi sona ermemiştir. Birkaç saattir Chrome’u kullanıyorum ve dikkatimi çeken bazı şeyleri sizinle paylaşmak istedim. Bununla birlikte Google Chrome’un çalışma prensibine ve özellikliklerine de değineceğim.

Çalışma Prensibi

Chrome aslında 4 adet açık kaynak projenin birleştirilmesinden oluşuyor: Chrome İnternet İşletim Sistemi, V8 JavaScript Motoru, Web Geliştiriciler için Gears ve HTML okuyucu (motor) Webkit.

  • Chrome: Chrome tarayıcının çekirdeği olan Chrome’u (iki kere tekrarlanmış gibi görünüyor, ama aslında İnternet tarayıcının ismi aynı olduğundan kaynaklanıyor) “İnternet İşletim Sistemi” olarak sınıflandırmamızın nedeni şu: Her yeni tab açtığınızda, bu tablar işletim sistemindeki işlemlere (processes) özgü nitelik göstererek çalışıyor. Bunun anlamı da şu: Her tab açışınızda, o tabın kendine ait hafızası (protected memory), hakları (permissions) ve ayrı bir işlem (process) özelliği var. Örneğin Chrome ile 3 farklı siteyi farklı tablarda açın. Sonrasında Ctrl + Alt + Delete tuşlarına basarak ulaşacağınız Görev Yöneticisi’nde (Task Manager), İşlemlere (Processes) bakın. Burada 3 adet “chrome.exe” işlemi göreceksiniz.
  • V8: JavaScript‘in kullanıma başlanması Aralık 2005 yılında dönemin popüler İnternet tarayıcısı olan Netscape‘in 2.0B3 (2.0 Beta 3) versiyonuna denk gelir. Çok iyi hatırlıyorum, JavaScript kitaplarında genellikle “efektlere” dayalı işlemler anlatılır, ama şu andaki kullanımına dayalı herhangi bir şey yer almazdı (şimdi de efektlere dayalı işlemler için de kullanılabiliyor). AJAX’ın gelişimiyle birlikte JavaScript adeta ikinci baharını yaşamaya başladı. Genellikle “Script” dilleri “uygulama dilleri” olarak kabul edilirler, “programlama dili” olarak anılmazlar. Hatta bu pek çok programcı tarafından halen süregelen bir tartışma konusudur. Fakat JavaScript’e artık uygulama dili demek ayıp olur. Her ne kadar “Java” olarak bilinse de (isminden dolayı), aslında JavaScript, Java’nın İnternet ayağı değildir, ayrı bir dildir. Chrome’da JavaScript uygulamaları (AJAX, JQuery de dahil olmak üzere) V8 aracılığıyla derlenip işlemlere (processes), sınıf (class) ve obje (object) kapsamında ilişki kurularak yönetiliyor. Bunun sonucunda da diğer tarayıcılara oranla ortaya çok yüksek bir JavaScript performansı çıkıyor:

Google Chrome JavaScript Genel Performans

Yukarıdaki resim Cnet‘ten alınmıştır. Bu grafikte İnternet tarayıcılarının genel JavaScript performansları görülmektedir. Daha detaylı performans analizini gösteren grafik için buraya tıklayabilirsiniz.

  • Gears: Gears Google tarafından, Google ve Google haricindeki siteler için geliştirilmiş bir platformdur. Öncelikli amacı İnternet uygulamarının masaüstü uygulamaları ile uyumlarını sağlamak olan Gears, bu kadarıyla yetinmeyerek HTML 5.0 ve JavaScript’in bütün nimetlerinden yararlanmayı amaçlamaktadır. Gears kullanılan web sitelerinde performans normal şartlara oranla daha hızlıdır. Ancak şu anda kullanımı pek yaygın değil. WordPress‘in yeni sürümlerine de Gears özelliği eklendi.
  • Webkit: Webkit, bu çözümler arasında Google’a ait olmayan tek projedir. Günümüzde oyun sektörü çok gelişti ve artık eskisi gibi 1.44MB’lık disketlerde satılmıyor. Oyun üreticileri ya kendi oyun motorlarını geliştiriyorlar ya da varolan oyun motoru üzerine yeni oyunlar geliştiriyorlar. Mesela Quake, Doom oyun motoru üzerine kuruludur ya da Counter Strike, Half Life oyun motoru üzerine kuruludur. Aynı durum İnternet tarayıcılar için de geçerli. Aslında Webkit, Linux İnternet tarayıcısı olan Konqueror (KDE masaüstü ortamı ile entegrelidir ve istenirse ayrı da yüklenebilir) ve Apple‘ın Safari İnternet tarayıcısında kullanılan bir İnternet tarayıcısı motorudur. İnternet tarayıcısı motorunun esas işlevi, İnternet sayfalarındaki XHTML dizilimini doğru bir şekilde anlamak (render) ve bunu kullanıcıya doğru bir şekilde göstermektir. Kullanıcıların bu konu ile ilgili tartışmaları çoktan başladı. Google acaba kendi İnternet tarayıcısı motorunu mu yazmalıydı, Webkit kullanarak doğru bir karar mı verdi yoksa Mozilla Firefox’un kullandığı Gecko motorunu mu kullanmalıydı? Aslında bunu biraz da zaman gösterecek.

Chrome’un Artıları

  • Performans grafiklerini “takmasak” bile, kullanmaya başladığınızda anlayabileceğiniz gibi, Chrome gerçekten Firefox’tan bile hızlı.
  • Basit bir arayüzü var ve bu kullanımı kolaylaştırıyor. İlk başta “dosya, düzen, favoriler” vs. gibi menü sisteminin bulunmaması eksi bir özellik görünebilir, ancak bana göre doğru bir karar verilmiş.
  • Tab’lar en üstte yer alıyor ve bence kullanımı kolaylaştıran bir etken.
  • Her bir tabda açılan sitenin ayrı bir işlem (process) gibi değerlendirilmesi çok mantıklı. Böylece hız performansı artıyor. Ayrıca bir İnternet sitesinden kaynaklanan sorundan dolayı tarayıcının hata vermesi sonucunda, bütün siteleri kapatmanız gerekmiyor, sadece o sitenin işlemini (process) sona erdirmeniz yeterli.
  • Ciddi anlamda çok az bir ayar menüsüne sahip ve bu benim oldukça hoşuma gitti. Ayar menüsünün az olması, yönetim konusunda sizden bir şey çalmıyor, gereken bütün ayarlar var.
  • “Gizli İnternet Sörfü” özelliğini içinde barındırıyor (Incognito). Bu sayede girmiş olduğunuz web sayfaları nerden geldiğinizi, hangi sayfaları gezdiğinizi, ücretsiz gülen yüzlere (smiley) bile yerleştirilebilen “klavye takipçileri” (keylogger) sizin hangi tuşlara bastığınızı bilemiyorlar. Web sayfaları size çerez gönderseler bile Incognito penceresi kapandıktan sonra bunların hepsi otomatik olarak siliniyor. Dilerseniz Incognito özelliğini belli linklere giderken kullanabiliyor (linke sağ tıkladıktan sonra “Open link in incognito window” seçmine tıklamanız gerekiyor), dilerseniz de ayrı bir pencere olarak açabiliyorsunuz (Chrome’da adres satırının sağındaki sayfa imgesine tıkladığınızda “New incognito window” yolunu ya da Ctrl + Shift + N klavye kısayolunu takip etmeniz gerekiyor.
  • Adres satırı aynı zamanda Google arama motoru. İsterseniz bunu Google haricinde bir arama motoruyla da değiştirebiliyorsunuz. Girilen kelime veya kelimelerin otomatik olarak web sitesi olmadığının sonucuna varılıp, Google’da arama sonuçları görüntüleniyor.
  • Mozilla Firefox ile tam uyumlu çalışan İnternet siteleri, Chrome’la da uyumlu çalışıyor. Ben şu ana kadar CSS kullanarak tasarladığım (ya da hazır tasarımlarını kullandığım – örnek: bu blogtaki tasarım) bütün siteleri Chrome ile kontrol ettim. Herhangi bir kayma, görüntü bozukluğu bulunmuyordu.

bloG

Google Chrome’da şu anda yazısını okumakta olduğunuz sitenin görüntüsü.


Chrome’un Eksileri

  • Daha yeni bir tarayıcı olduğu için, herhangi bir eklenti geliştirilmiş değil. Yani şu anda olan eklentisiz, sade bir tarayıcı.
  • Apple Safari ve Firefox’un Ubuntu ile entegre sürümünde olduğu gibi, yazı kutucuklarına (textbox) tıkladığınızda etrafı renklenerek dikkat çekicilik katılmış (Chrome’da turuncu bir renk). Ancak bu CSS ile tasarlanmış arama kutucuklarında sorunlara neden olabiliyor. Örneğin Canartuc.com adresli İngilizce bloğumda kullandığım arama kutucuğunun çevresi yuvartılmış ve bu yuvarlaklıkların ardında kalan arka planına da, başlığın taban rengi verilmiştir (transparan gif ya da pngler, küçük boyuttaki yuvarlama işlemlerinde çok iyi sonuç vermiyor, bu şekilde arka planı renkli yuvarlama işlemleri daha iyi görsel sonuçlar veriyor). Fakat bu kutucuğa tıkladığınızda Chrome bunu bir bütün olarak algılıyor (ki aslında haklı da) ve yuvarlatılmış kutucuğu bir anda dikdörtgen olarak renklendirebiliyor. O yüzden bu özelliğe ne kadar ihtiyaç olduğu bence tartışılır.

Arama Kutucuğu

Yukarıdaki resimde turuncu renk Chrome’un belirginleştirme rengi. Görüldüğü gibi arama kutucuğunun kenarlarının yuvarlatılması, belirginleştirme sonrasında yalan oluyor =:-)

  • Bazı yazı kutucuklarında (textbox), yazdığınız bir metinin belli noktasına geri dönüp, harfi sildikten sonra düzeltme yapmak istediğinizde, sonrasında yazacağınız her şey, mevcut metin üzerine yazılıyor. Bu her zaman tekrarlanan bir şey değil, benim başıma Gittigidiyor.com ‘da bir satıcıya mesaj atarken geldi. Birkaç saat sonra satıcıdan cevap geldiğinde, cevap yazarken yeniden başıma geldi. Ancak sonrasında tekrar bir mesaj yolladığımda aynı olay tekrarlanmadı. Bazen yazı kutucuklarında köşede kalmış ” (çift tırnak) ya da ‘ (tek tırnak) karakterlerini yutabiliyor.
  • İndirmek için “yükleyici” (installer) kullanılmış. Yani Google’dan Chrome’u indirdikten sonra (474KB), yükleme tamamlanmış olmuyor. İndirdiğiniz dosya, İnternet üzerinden “esas” Chrome dosyalarını indirip kurulum gerçekleştiriyor. Bu benim oldukça rahatsız olduğum bir uygulama şekli. Tamamının indirilebilir olmasında ne tür bir sakınca var, halen anlayabilmiş değilim. Bu tarz indirme uygulamalarının en büyük fanatiklerinden biri de Adobe’dir.
  • Alışık olduğumuz “Dosya, düzen…” vs. menüsü bulunmadığından, favorilerinizin ilk başta nerede olduğunuzu anlamıyorsunuz. Favorilerinizi sürekli görünür kılmak için adres satırının yanındaki anahtar ikonuna tıkladıktan sonra “Always show bookmarks bar” seçimini ya da Ctrl + B klavye kısayolunu takip etmeniz yeterli.

Son Olarak

Bir kişinin İnternet üzerindeki hareketlerini, alış-veriş alışkanlıklarını, gezdiği sitelerin genel kategorisini bilmek, o şirkete günümüzde oldukça büyük avantaj sağlıyor. Nitekim bugün Amazon.com ‘a girip bir ürün aradıktan sonraki tekrar ziyaretinizde, son aramanıza yönelik ürünler ayrı bir başlık altında toplanıyor (bu işlem çerezlerle (cookie) yapılıyor). Bu durum ne kadar etik, halen tartışma konusu. Hatta Robert Spector’un yazmış olduğu ve Scala Yayıncılık tarafından piyasaya sürülen “Amazon.com ve Yaratıcısı Jeff Bezos” isimli kitapta bu konuya da değinilmiş, ancak Amazon.com yetkilileri bunda herhangi bir suç olmadığını belirtmişlerdir.

Şu anda Google dünyada en çok kullanılan arama motoru. Dolayısıyla bizim arama alışkanlıklarımızı biliyor. iGoogle gibi özelleştirilebilir servisleri ile, İnternet üzerinde ne okuduğumuzu (e-posta, RSS beslemeleri gibi) da biliyor. Şimdi Chrome ile de hangi siteleri ziyaret ettiğimizi de bilecek. Bu konudaki Google tutumunun ne olacağı merak konusu.

Bizim programlama dilinde kullandığımız “memory leak” sorunu, Chrome’da hissediliyor. “Memory leak”, düzgün yazılmamış bir sistem uygulamasını (windows, linux programları gibi) kapattığınızda, RAM’de kapladığı alanı düzgün boşaltamaması (release) sorunudur. Daha çok oyunlarda yaşanan bir problemdir. Oyun oynamayı bırakıp masaüstünüze geri döndüğünüzde, bilgisayarın bazen kendini toparlayamadığına ve yavaşladığına şahit olursunuz (Ben buna FM 2005′te çok rastlıyorum). Bilgisayarı yeniden başlattığınızda sorun ortadan kalkar. Şu anda piyasada bulunan ve “RAM Hızlandırıcı” (Rambooster) olarak anılan bütün programların çalışma mantığı aslında budur. Düzgün boşaltılamayan hafızaları düzgün boşaltılmış hale getirir. Hiçbir RAM hızlandırıcı, 1GB’lık RAMinizi, 3GB performansına getiremez, bu doğa kanunlarına aykırıdır. Örnek olarak 100 metrelik bir mesafeyi eğer 15 saniyede koşuyorsanız, ne kadar enerji içeceği içerseniz için 100 metreyi 5 saniyede koşamazsınız. Ben bu konuda RamBooster 2.0 programını kullanıyorum. Şu ana kadar kullandığım RAM hızlandırıcı programlar arasında en stabil çalışanı bu program ve üstelik ücretsiz. Google Chrome kullandığım süre zarfında, programın sürekli aktif olduğunu ve RAM’i düzgün bir şekilde boşaltmaya çalıştığını gördüm. Bunun nedeni, ayrı tablarda açtığınız web sitelerinin Google Chrome çalışma prensibine göre ayrı sistem işlemleri (processes) olarak değerlendirilmesi ve RAM’de yer kaplamasıdır.

Programlama Dillerinin Dünyada Popülaritesi

Will Larson, Google Insights kullanarak yaptığı arama sonucunda, bazı programlama ve uygulama dillerinin dünya genelinde ülke bazında popülaritesini belirlemiş. Evet şaşırmanıza gerek yok, Türkiye herhangi bir dilde listenin ilk 10′unda yer almıyor. Fakat liste(ler)de Küba‘yı, Kosta Rika‘yı ve hatta Jamaika‘yı bile görmeniz mümkün.

Şu anda en popüler iki programlama dili olan Java ve C# ‘ta ise birinci sırada Hindistan bulunuyor. Bilişim ve Teknoloji’nin devlet politikası olduğu ülke, yurt dışına “programcı” beyin göçüyle oldukça popüler durumda.

Hatta Microsoft ve Google gibi büyük şirketlerde, hiç de azımsanmayacak bir Hintli programcı yüzdesi bulunuyor.

Will Larson listesine C#’ı katmamış, bu veriyi de size ben sunuyorum.

Resmi Büyütmek için Üzerine Tıklayınız

Bu konuda aslında söylenecek çok söz var, ama şimdilik yorumsuz bırakmayı tercih ediyorum.

Araştırma sonuçlarına BURADAN ulaşabilirsiniz.

Türk MVP’ler Deneyimlerini Paylaşıyor

mvp 15 Türk MVP’nin (Most Valuable Professional – En Değerli Profesyonel) bilişim deneyimlerini bir kitapta topladı. “Bu kitap ile deneyimlerini sektör ile paylaşan Türk MVP’leri bir ilke de imza atıyor. Diğer ülkelere bakaçak olursak MVP’lerin bir araya gelip
teknik içerikli kitaplar çıkardıklarını görüyoruz, faka t ilk defa bu kadar
geniş bir kadro, eşsiz bir hazineyi, yani seneler içinde kazandıkları
deneyimlerini kitap haline getiriyor. – Çiğdem Akın

Microsoft Avrupa. Orta Doğu ve Afrika MVP Programı Müdürü
Teknolojinin farklı alanlarındaki uzmanlıklarıyla bilişim sektöründe çok
önemli yere sahip olan Türk MVP’lerinin hazırladığı bu Türkçe kaynak
onların çok uzun yıllar içinde ürettikleri projelerde edindikleri deneyim ve
kazanımlarının bir özetini oluşturmakta. Hiç şüphesiz bu eser sektörde
çalışan veya sektöre yeni giren birçok arkadaşımız için önemli bir kaynak
oluşturacak ve yol gösterici olacaktır. – Mehmet Emre Microsoft Türkiye. MVP Lead” (Tanıtım Yazısından)

İnternet üzerindne kitap satışları yapan sitelerde bu kitabı indirimli şekilde temin edebilirsiniz. Normal taş duvarlı kitapçılarda 18 YTL satış fiyatına ulaşan kitap, bu yazıyı hazırladığım sırada Kitapyurdu.com‘da 11.70 YTL, İdeefixe‘te 12.60 YTL, kitabın basımını gerçekleştiren Alfa Yayınları‘nda ise 14.40 YTL idi.

MVP nedir?

Bir veya birden fazla Microsoft ürünü hakkında uzman düzeyinde bilgiye sahip olan ve bu bilgisini farklı aktivitelerle gönüllü olarak paylaşan bağımsız bilişim uzmanlarına Microsoft tarafından MVP – En Değerli Profesyonel Unvanı veriliyor. MVP Programı, ürün gruplarıyla yakın çalışma, ürünlerin beta sürümleri hakkında ilk bilgiye erişim ve geri bildirim olanağı gibi pek çok avantajlar sağlıyor. Bu avantajlar sayesinde, her biri kendi alanında başarılarını ve öncülüklerini  kanıtlamış Türk MVP’leri sektöre katkılarını artırarak sürdürebiliyor.

Kitap ve proje ile ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz.