Etiket Arşivi: korku

İki Film İki Hüsran: Grown Ups ve Case 39

Bu hafta sonumu film izleyerek geçirdim. Cumartesi günü korku/gerilim olan Case 39, pazar günü de Adam Sandler’ın yeni filmi Grown Ups‘ı izledim. Case 39, daha önce burada yazdığım, çocuk kullanılan korku/gerilim filmleri liginde yer alıyor. Açıkçası öyle “İzlemezsem ölürüm” modunda bir film değildi benim için, hatta izlemesem de olurdu.

Adam Sandler’ı severim, ama Funny People ve Grown Ups tam bir hüsran. Grown Ups’ı sinemada izledim, 7 TL verdiğim bilet parama acıyorum. Eğlenceli bir film, ama televizyonda bir akşam oturularak izlendiğinde değeri olan filmlerden. Sırf bu film için sinemaya gitmeniz gerekmiyor. Üstelik çok sevdiğim Ankara Kent Park Prestige sinema salonunda, 6. salona yani küçük salona düşmüş. Klimalar da iki yarıda 10′ar dakika çalıştığından, patlama noktasına geldim, bir ara salondan çıkmayı bile düşündüm.

Grown Ups Fragman:

Case 39 Fragman:

Korku Filmleri de Cacık Oldu

Korku filmleri severim… Korkmam demiyorum, yerimden zıpladığım da olur, ama bundan zevk alıyorum. Psikopat değilim merak etmeyin :)

Siyah-beyaz korku filmlerinden günümüz korku filmlerine kadar pek çoğunu izledim. Konular genellikle aynı olmakla birlikte, yaratıcılık noktasında izleyiciyi tatmin eden filmler de var. Bu yaratıcılığı en son, daha önceden de yazdığım Mirrors (Aynalar) filminde gördüm, en sonuncusu da buydu. Bence gerçekten güzel bir filmdi, ama iyi filmlerin kaderinde olduğu gibi pek de ciddi bir izleyici kitlesi bulamadı. Ama Stephenie Meyer’in, daha önce milyon kez işlenmiş kurt adam-vampir konulu kitapları çok tutulurken, filmleri de oldukça iyi gişeler elde ediyor. Her ne kadar 1000+ film arşivim olsa da, kendimi sinema konusunda hiçbir zaman yeterli bulmam, o yüzden çok da fazla eleştiri yapmak istemiyorum. Ama konu kitap olunca, “Hooop, orda dur biraz” diyebilirim :) Stephenie Meyer’in kitaplarına para verip de okumam, okuyana da mani olmam. Yanlış anlaşılmasın, David Hume okuyan entellektüellerden değilim. Hatta genel olarak kitap tartışmalarına da katılmam, zevk renk meselesi. Neyse konuyu dağıtmayalım…

Evet korku filmlerinde gelinen nokta: Psikopat küçük bir çocuk ve psikopatlıkları ya da koca memeli, kıçı başı açık kampa giden seksi kızların öldürülme hikayeleri arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Son zamanlarda açıkçası doğru düzgün korku filmi izleyemedim. Bunun yerine siyah-beyaz korku filmlerini izleyip, “Adamların elinde bu kadarı varmış, bu kadarını yapmışlar, fazla bir şey beklememek lazım” diyebiliyorum. Ama şimdi teknolojiyse teknoloji, yönetmense yönetmen, zartsa zart zurtsa zurt hepsi var. Eee nasıl helva yapamıyorsunuz?

Bu yazı film sonu bilgisi içerir. Şayet Orphan (Evdeki Düşman) filmini izlememişseniz, kırmızı ile yazılmış yazıları okumayınız. Son zamanlarda tutulan en iyi korku/gerilim filmi hangisiydi? Orphan (İngilizce anlamı “yetim”, ama Türkçe’ye “Evdeki Düşman” olarak çevrilmiş) herhalde, en çok gişeyi o yaptı. Filme bakıyoruz, yine çocuk var. Haa sonunda bu çocuk değil, hormonsal bir bozukluğa sahip yetişkinmişmiş de bilmem neymişmiş. Hadi be ordan, konu bulamıyoruz, sonu da değişik olsun diye yaptık bunu desenize! :)

İşte bahsettiğim durumdan size birkaç örnek:

Friday the 13th (2009)

Friday the 13th (2009)The Echo (2008)

The Echo (2008)The Unborn (2009)

theUnborn(2009)Wrong Turn 3 (2009)

Wrong Turn 3 (2009)

Aynalar

aynalarBen sinema eleştirmeni değilim, bu işi çok da iyi yaptığım söylenemez. Cannes Film Festivali‘nde ödül almış pek çok film ilgimi çekmez mesela. “Sanatsal” çalışmalar beni bir noktaya kadar bağlar, sonrasında “ya bir X-Men olsa da izlesek” dediğim olabilir. Arkadaşlarım bazen bu konuda bana çok kızar: “O kadar kitap okuyan kültürlü bir adamsın, nasıl olur da sanatsal filmleri sevmezsin,” diye. Bu zevk ve renk meselesi. Filmlerde ille de aksiyon aramam, ancak film bir şekilde benim ilgimi ve dikkatimi çekmeli. Mesela şeriat baskısı altında “genç kız” olmaya çalışan birinin hayat hikayesi bana çok da çekici gelmez.

Korku ve/veya gerilim filmlerine karşı ise özel bir ilgim vardır. Bu başlık altındaki kitapları da oldukça severim. Mesela Stephen King‘den çok hoşlanırım, ama bir o kadar da nefret ederim =:-) Nefretimin nedeni, gerçekten çok iyi bir kitabını okumanın ardından bence 3. sınıf koku/gerilim olan kitabını okuduğumda ortaya çıkar. “O” isimli kitabında “vay be” dedikten sonra, “Uykusuzluk” kitabını okuduğumda “bu ne ya” demem küçük bir örnek.

Son zamanlarda sinemalarda bir türlü “adam gibi” korku/gerilim filmi bulamamaktan şikayetçiydim. Garip garip bir yığın film izledim, isimlerini bile hatırlamıyorum. Her ne kadar “Aynalar” filmini geç izleme şansı bulduysam da, iyi ki izlemişim diyebilirim. Konu olarak ilk başta herhangi bir şey anlamıyorsunuz, film ilerledikçe bazı şeyler yerine oturuyor. Başlangıç sahnesi ve ilerleyen sahnelerde gerçekten “iğrençlik” düzeyinde şiddet var ki, bu yüzden 18+ ibaresi yer alıyor.

Eğer hiçbir korku filminde kendinizi bir kahraman yerine koymazsanız, yeterince heyecan duyamayacağınızı düşünüyorum. Bu filmi “ne saçma ya, böyle bir şey olur mu?” mantığıyla izlerseniz keyif alamazsınız, nitekim bu şekildeki bir düşünceyle hiçbir korku/gerilim filminden zevk alamazsınız.

Ben film şöyledir, konusu budur, oyuncuları, yönetmenleri şunlardır, süresi bu kadardır demeyeceğim, çünkü bu tarz bilgileri IMDb ya da Sinema.com ‘da bulabilirsiniz.

Bu filmde uzun zamandır gerilmediğim kadar gerildim ve sonu bana göre gerçekten iyi şekilde bağlanmış. Nitekim bu filmin devamını da izlemek isterim.

Filmin resmi İnternet sitesi: http://www.mirrorsmovie.com/

Filmin Fragmanı: