Etiket Arşivi: google

Google’dan Müzik Servisi

Hemen söylüyorum: Bu yıl sona ermeden. Yasal yoldan müzik edinebilme sitelerinin şu anda en popüleri kuşkusuz Apple iTunes (iTunes da aynı zamanda video da var). Google “Daha çok pasta dilimi istiyorum” moduna girerek, bu işe de el atmış bulunuyor. Ancak gözden kaçırdıkları çok ciddi bir şey var: Ortaya koydukları ile hep taklit edilen olan Google, yavaş yavaş taklit etme moduna gidiyor. Önce Android, şimdi bu yasal müzik sitesi. Apple’dan sonra yapacağınız başka bir şey kaldı mı? Ha bir de Chrome OS’u hesaba katsak mı?

Kimse Google’da Birinci Sıra Garantisi Veremez

İnternet üzerinde pek çok şirket görüyoruz: Google’da 1. sırada olun! gibisinden pek de mantığa sığmayacak iddiaları var. Ben gülüp geçiyorum, ama buna inananlar da var. Hata inananlarda değil, herkes her şeyi bilemez.

Amacım her zaman olduğu gibi “kanıtlı” doğru bilgiyi vermek. Google’ın SEO yardım sayfasına bir göz atın, kafanızdaki bütün soru işaretleri ortadan kalksın.

Saf Olmayalım

Yazının başında her iki sorunun da yanıtını veriyorum: Hayır! Bugün Wikipedia bile yüzde 100 doğru bir bilgi kaynağı değildir. Amacım İnternet üzerindeki bilgiyi kötülemek ya da yermek değil. A&E televizyon ağının bir parçası olan History Channel’da bile bugün acayip, abidik gubidik bilgiler veriliyor. Fakat ne hikmetse, bunların hep bizim başımıza gelebileceğine dair güçlü bir inancımız var. Halbuki gerçek böyle değil.

İnternet sitesi olan herkesin birincil hedefi, Google’da üst sıralarda yer alabilmektir. Bunun için herkes bazı yollar söylüyor, ama hiçbirinin doğruluğuna açıkçası inanmıyorum. Neden mi? Yahu böylesine “hayati” bir bilgiyi kim doğru verir ki? Hayatın sırrını açıklamak gibi bir şey. Bugün belli başlı anahtar kelimelerle Google’da birinci sırada olmanız demek, reklam yatırımı yapmadan binlerce ve hatta içeriğe göre milyonlarca kişilik günlük hite denk geliyor. Peki hiç şöyle düşündünüz mü? SEO (Search Engine Optimization – Arama motoru optimizasyonu) konularında gerçek saptırılamaz mı? Bu şekilde pek çok web sitesi, daha yarışa başlamadan egale edilemez mi? Bana gayet mantıklı görünüyor. 2005 yılında Yahoo! 70,392,567 web sitesini indekslediğini açıkladı. Yine Yahoo!’dan yapılan açıklamaya göre Kasım 2009 tarihinde 20,340,000,000 web sayfası (sitesi değil) indekslenmiş. Google cephesinden baktığımızda, 25 Temmuz 2008 tarihinde yuvarlak hesap 1 trilyon tekil İnternet adresi (URL) indekslediğini açıkladı. Böylesi bir rekabet ortamında, belden aşağı vuranlar oldukça fazla olacaktır. Bunun da en “inandırıcı” yolu, SEO gibi konularda “insanlara yardım etmek” çerçevesi içinde aslında köstek olmak değil de nedir?

Teknovole.com’u kurduğumuzun daha birinci ayı bile dolmadan Google Pagerank değeri olarak 4 puan aldık. SEO bilgileri sunan pek çok site bunun imkansız olduğunu söylüyor. Özgün içerik de bir yere kadar kardeşim diyorlar. Peki nasıl oldu bu iş? (Meraklısına: Bu siteye girerek pagerank değerini kontrol edebilirsiniz)

Sonuç olarak bırakın İnternet’i, kitaplarda, dergilerde, televizyondaki bilgiler çarpıtılıp sunuluyor. İnternet bundan etkilenemez mi? Pekala etkilenir!

Google’a girip aradığınız bir şey sonucunda çıkan sayfalardaki bilgiler, gerçeği yansıtmayabilir. Bu yüzden her gördüğünüz bıyıklıyı babanız sanmayın :)

Ek: Google’ın kendi orjinal sayfasında, şöyle bir ibare bulunuyor:

No one can guarantee a #1 ranking on Google.

Beware of SEOs that claim to guarantee rankings, allege a “special relationship” with Google, or advertise a “priority submit” to Google. There is no priority submit for Google. In fact, the only way to submit a site to Google directly is through our Add URL page or by submitting a Sitemap and you can do this yourself at no cost whatsoever.

Türkçesi şu: Kimse Google’da 1. sırada olmayı garantileyemez. “Özel ilişkisi” olduğunu öne sürelerin ve “öncelikli kayıt”lar hakkında dikkatli olun. Google’a öncelikli kayıt diye bir şey yoktur. Gerçekte Google’a URL’yi doğrudan kaydedebilir, sitenizin sitemapini gönderebilir ve bunu tamamen ücretsiz olarak gerçekleştirebilirsiniz.

Ötesi var mı?

Bırakın Bu İşleri

Siyaset konuşmayı da, konuşanı da sevmem. İki kelam etsem daral gelir, fenalık basar. Siyaset bana göre bir gün ak diye tutturduğun şey için ertesi gün “Kara demiştim kardeşim” diyebilme “sanatı”dır. Ben de bunu yapamam, yapmak da istemiyorum.

Dedim ya, çok siyaset konuşunca daral gelir diye. O yüzden kısa kısa yazacağım, aklı başı yerinde olan herkes ne demek istediğimi zaten anlayacaktır.

Öncelikle bu adresteki haberi bir okuyalım çünkü bu haber üzerinden gideceğim. Ulaştırma bakanı Binali Yıldırım’ın dediklerinden yola çıkarak, madde madde “ilahi komedya”yı açıklayacağım:

Binali YILDIRIM: “Memleketin meseleleri dururken, millet para kazanıyor. Bir reklam, pazarlama şirketin olacak, hiç bir tane fatura kesmeyeceksin. Ondan sonra da ‘internete özgürlük’ diye Türkiye’den de adamları götüreceksin merkezine dolaştıracaksın, ondan sonra yazıp çizecekler. Böyle şey olmaz. Bu ülkenin haklarını korumak hepimizin görevi”

Bunu söyleyen Binali YILDIRIM’ın geçmişine bir bakalım: İstanbul Deniz Otobüsleri Genel Müdürü olduğu dönemlerde yakınlarına büfe vererek çıkar sağladığı gerekçesiyle görevden alınmış bir siyasetçi. Kaynak da burada. Sayın bakan acaba o dönemde, her verdiği büfe için fatura kesiyor muydu :) O dönemde milletin meseleleri yok muydu? Bu işin tarihi eski, herhalde peşkeş çekilen büfelerden gelen paralar suyunu çekti, şimdi Google tırtıklanmaya çalışılıyor. Ama burada bakana katıldığım bir nokta var: “Bu ülkenin haklarını korumak hepimizin görevi” diyor ya, işte bu nokta… Bu görevi üstlenerek sizi istifaya davet etsem, vatandaşlık görevimi yerine getirmiş olur muyum?

Binali YILDIRIM: “23 ülkeye yerli sürüm yapmışsın. Niye Türkiye’nin yok? Türkiye’ye de yap.”

Burada bakan Youtube’tan bahsediyor. Google da gerizekalı zaten, açık olmayan bir şey için yerli sürüm yapacak. Arama motorunun yerli sürümü yok mu sayın bakan? Açık olan şeye adamlar yapıyor işte.

Binali YILDIRIM: “Sen şimdi Atatürk’e hakaret içeren bilgileri, videoları koyacaksın. Biz de ‘varsın olsun canım işte bu yani basın özgürlüğüdür, hürriyetlerdir…’ Bu ülkenin değerlerini biz korumayacağız da kim koruyacak? Bizim bir vatandaşımız yapsa aynı şeyi, adam ülke içinde gidecek yer bulamaz. Ne bu müsamaha? Yapmayalım lütfen. Bu ülkenin değerlerini biz korumayacağız, kim koruyacak?”

Ulaştırma bakanı olduğunuz partinin başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 21.11.1994 tarihinde bakalım neler söylemiş: “Ben İstanbul’un imamıyım. Elhamdülillah şeriatçıyım. Yılbaşına karşıyım. Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, yahu bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek.” Kaynak burada. Türkiye’yi Cumhuriyet rejiminde ve demokratik bir ülke olarak kuran Atatürk’e karşı “Elhamdülillah şeriatçıyım” demek zaten hiç saygısızlık değildir. Her gün Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk, Türk Ordusu ve Türk Polisi hakkında atıp tutan, ülkeyi bölmeye çalışanlar, bugün mecliste oturuyor efendi! Dağdan inenleri çiçeklerle karşılattırıyorlar, sesiniz çıkmıyor! Hani böyle bir şey yapan vatandaşımız ülke içinde gidecek yer bulamazdı?

Sizin Youtube’u kapatmanızdaki neden başka efendi, çık doğrusunu söyle. Bizim yaptığımız yolsuzlukların, eskiden söylediğimiz lafların videoları var, şimdi karşımıza çıkınca çok zor durumda kalıyoruz, o yüzden kapattık Youtube’u de, gel canımı ye. Kitap çıkartanı, söyleşiye katılanları Ergenekon’dan içeri sokabiliyoruz, ama İnternet ortamını denetleyemiyoruz de, başımın üstünde yerin var.

Siyaset konuşmayı da, konuşanı da sevmem. Konuşunca da böyle sert konuşuyorum, desteksiz sallamadığım için de bunun adına siyaset demiyorlar zaten.

Böyle Rezalet Görülmedi

2 Haziran 2010 gecesinden itibaren Teknovole.com hitlerinde ciddi bir düşüş yaşıyoruz. 3-4-5 Haziran da bu şekilde devam etti. Hatta durumumuzla ilgili Teknovole.com ekibi olarak toplanıp durum değerlendirmesi yaptık. Sorun ne olabilirdi? “İçeriği daha sık güncellemeliyiz”, “Daha çok yeni başlayanlara yönelik bilgi verelim”, “Ekip eridi, aramıza yeni arkadaşlar katmamız lazım” gibisinden pek çok fikir söyledik. Tabii biz nerden bilelim BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu)’nın işimize çomak soktuğunu?

Teknovole.com’u her açışımda sorun yaşıyorum. Daha bugün, sunucu desteğimizi sağlayan şirkete “Sunucularda mı bir problem var, Teknovole.com’u açamıyorum, açıldığında da 5 dakika geçiyor” şeklinde bir e-posta gönderdim. Konuyla ilgili “Sunucularımızda bir sorun yok, bize nslookup (pingleme) değerlerinizi gönderir misiniz?” şeklinde bir cevap geldi. Bu cevabı aldığım anda da araştırma sonucunda buradaki habere ulaştım. İşin rengi ortaya çıkmıştı. BTK açıklamasında her ne kadar konunun Youtube ile ilgili olduğunu söylese de, olay ciddi bir boyutta. Nitekim IP adresi dediğimiz olay (özetle, İnternet’e bağlı her bilgisayarın İnternet üzerindeki özelliğine göre sabit veya değişken kimliği), bloklar şeklinde oluşuyor. İşin detay bilgisine girmeyeceğim, konudan çok sapmak istemiyorum. Ama kısaca anlatmak gerekirse, paralel bağlanmış ampülleri düşünün. Bir tanesi bozulursa hiçbiri yanmaz. Aynı durum IP adreslerinde de geçerli. Youtube’un 1 tane IP adresi yok, dolayısıyla içinde bulunduğu bloğa “engel” koyarsanız, diğer IP adresleri de bu durumdan etkilenir. Sonuç: Google Adsense, Google Analytics, Google Maps gibi Google hizmetleri kullanan bütün sitelere Türkiye’den erişirken sorun yaşıyorsunuz, görüntüleyemiyorsunuz.

Durumu net irdelemeyince, çok basit bir şey gibi görünüyor. Ama işi bizim gibi İnternet üzerinden olanlar ciddi biçimde etkilendi. Zaten üç beş kuruş Google Adsense gelirimiz var, başka gelirimiz yok, ondan da olduk. Onu bırakın, ziyaretçi sayımız azaldığı ve buna bağlı olarak sayfa izlenme oranlarımız düştüğü için, arama motorlarında tırnaklarımızla kazıyarak (özgün içerik) geldiğimiz noktadan düştük. Hadi işin parasal boyutunu geçelim (geçemeyiz, ama neyse), kim gelmiş, nerden gelmiş, hangi yazı daha çok okunmuş, arama motorlarında bize hangi anahtar sözcüklerden gelmişler gibi bizim için hayati değerler taşıyan bilgilerden de olduk, nitekim Google Analytics kodlarını siteden çıkarttık.

Yahu olay Youtube ile ilgili, neden Google Analytics ve Google Adsense’i araya sokup işi bulandırıyorsun diyebilirsiniz. Yaklaşık 20 dakika öncesinde 5 dakika bekleyerek açabildiğim Teknovole.com, Google Adsense ve Google Analytics kodlarını kaldırınca 4 saniyede açılmaya başladı. Acaba neden?

Kim bu rezalete dur diyecek? Ciddi bir maddi beklenti taşımadan, sürekli harcama yaparak yürüttüğümüz Teknovole.com, böylesi çomak sokmalara karşı ne yapabilir? Bir devlet, kendi ülkesinde yatırım yapan insana eziyet eder mi?

Cehennemin denetimci zebanileri toplanmış, cehennemdeki durumu değerlendirmek üzere denetleme yapıyorlar. Her milletten insanlar ayrı kazanlarda ve başında görevli bir zebani duruyor. Kazandan çıkmak isteyen, görevli zebaninin elindeki kepçeyi kafasına yemesiyle geri iniyor. Denetimci zebaniler bir bakmış, Türkler’in bulunduğu kazanda görevli zebani yok. Denetimcilerden biri “Bu ne rezillik, nasıl iş yapıyorsunuz” diye bağırmaya başlarken, görevli zebanilerden biri atılmış: “Aman efendim, hiddete gerek yok. Türkler’in bulunduğu kazanda biri çıkmaya çalıştığında, diğeri zaten paçasından tutup aşağı çekiyor. Biz oraya görevli koymayarak, iş gücünden tasarruf ediyoruz”.

Ortaya Karışık – 1

Renkler ve zevklere karışılmaz, herkesin kendine özgü rengi ve zevki vardır. Gülşen’i sevmem, müziklerini de dinlemem. Ama geçtiğimiz günlerde müzik kanallarından birinde “Ezber Bozan” şarkısına denk geldim. Yahu sözlerini duyunca, herhalde bu şarkıyı muhasebeci yazdı dedim. Benimle aynı görüşte olan var mı :)

Teknovole.com’dan Bayram Hediyesi

Bugün ilk kez haberim olmadan bir hediye verdiğimizi öğrendim :) Genellikle Teknovole.com’daki yarışmaları ben düzenliyorum, ama bugün yazı işlerimizinden sorumlu arkadaşımız Yılmaz Demirci’nin Teknovole.com’da hediye verdiğini gördüm :) Yarışma değil aslında, ama sonuçta hediye veriliyor ve üstelik 5 tane. Peki hediye ne? Herkesin yana yakıla aradığı Google Wave davetiyesi!

Biz Teknovole.com ekibi olarak kendi aramızda bir aile kurduk, özgün ve özgürce içerik paylaşıyoruz. Ama ailemizin büyümesi de en büyük arzumuz. Dolayısıyla sürekli, iyi ve kötü günde yanımızda olan okuyucularımıza oldukça fazla değer veriyoruz.

Üstelik bu hediyeyi aldıktan sonra Teknovole.com içeriğine de katkıda bulunabileceksiniz. Detayları öğrenmek için buraya tıklayınız.

Arayan Mevlasını da Bulur Belasını da

Yapay Zeka (İngilizce kısaltması AI – Artificial Intelligence) günümüzün teknoloji dünyasının olmazsa olmazlarından. En basitinden en gelişmişine (yani robot) yapay zeka kullanılıyor. Elbette her teknolojik üründe kullanıldığını söyleyemeyiz, ancak yüksek oranda kullanılmaya başlandı.

Halen yapay zekanın sadece donanımsal ürünlerde kullanıldığını düşünüyorsanız, ciddi anlamda yanılıyorsunuz. Nitekim oyun dünyasının olmazsa olmazı yapay zeka, artık İnternet’te de boy gösteriyor. Bunun en iyi örneği ise arama motorlarıdır. Savaş bir türlü sonlanmıyor, her gün yapay zeka üzerine çalışan mühendisler, doğru bilgiyi çok daha hızlı kullanıcıya sunmaya çalışıyor. Arama motorları arasında bu rekabet, yeni bir alan da doğurdu: SEO (Search Engine Optimization – Arama Motoru Optimizasyonu). SEO sayesinde arama motorlarında üst sıralara çıkmak için çabalayan oldukça fazla İnternet sitesi var. Teknovole.com da bunlardan biri. Reklam bütçemiz olmadığı için en iyi reklamı arama motorlarında yapacağımızı düşünüyoruz. Teknovole.com’un SEO çalışmalarını ciddi bir tempoda sürdürüyoruz. Nitekim kuruluş tarihimiz olan 5 Mayıs’tan bugüne kadar Teknovole.com’a yüzde 73.31 oranla en fazla giriş arama motorlarından oldu (Google en başta).

Pay güzel olunca, isteyeni de çok oluyor. Google henüz piyasada yokken İnternet’in bir numaralı arama motorlarından biri AltaVista idi. Belki şimdiki nesil, bu sitenin adını bile duymadı. O dönemde Türkiye’de kullanamadığımız için gözden kaçan İnternet servis sağlayıcı AOL de ağır toptu. Google piyasaya çıktıktan sonra, eski çalışanları pastadan pay kapabilmek için Cuil’i çıkarttı. Ama yapay zekaları tam bir fiyaskoydu ve İnternet aleminde dalga konusu oldular. Sonrasında Microsoft geç kaldığını düşündü, önce Yahoo!’yu alıp arama motoru piyasasında yer edinmeye çalıştı. Başarılı olamayınca da bir süredir üzerinde çalıştıkları Bing ortaya çıktı. Henüz emekleme aşamasında olan Bing, ilginçtir ki şu anda Google’ın arama payını yüzde 2 oranında düşürmeyi başardı. Twitter mevcut arama motorundan mutlu olmayacak ki, yeni ve gelişmiş bir arama motoru için uzun zamandır çalışıyor. Dünyada bilgi varolduğu sürece, bunu en doğru ve en hızlı şekilde görüntüleme yarışı da devam edecek. İnternet kazan, arama motorları kepçe, ha babam de babam rekabet sürecek. Bundan kazanan kim olacak? Elbette İnternet kullanıcıları ve İnternet sitesi sahipleri. Nitekim düzgün bir SEO ile şu anda Google’a ücretsiz reklam verebiliyorsunuz :)

Ortaya Karışık 1: Temmuz ayında abonesi olduğum Turkcell’den Vodafone’a geçtim. 6 iş günü içinde geçişin tamamlanacağını söylediler, ama üçüncü gün gelen mesajla ertesi gününde Vodafone hattımı kullanmaya başladım. 50 TL’lik Cep Limitsiz paketine geçtim. 9 Ağustos 2009 tarihinde aynen şöyle bir SMS aldım: “09.08.2009 tarihi itibariyle Cep Limitsiz faturalı 50 TL paketinizden doğan 31935 sn limitinizin %80 kısmı kullanılmıştır.” Hemen 31935 saniyeyi 60’a bölerek dakikayı hesapladım çünkü kullandığım paket 750 dakika diğer hatlara ücretsiz arama sunuyor. Sonuç: 532.25 dakika. Hani 750’ydi? Aynı gün Vodafone’a İnternet üzerinden mesaj gönderdim. 10 Ağustos 2009 tarihinde halen cevap alamayınca, bu sefer Vodafone’dan 7000 ile ulaştığınız müşteri hizmetlerini aradım. Müşteri temsilcisine bağlanılacak kısmı 15 dakika aradım, sonunda buldum ve yaklaşık 20 dakika da müşteri temsilcisini bekledikten sonra konuşmayı başarabildim demeyi çok isterdim, ama olmadı. Tam sorunumu anlattım, cevap alıyordum ki “Vodafone’a 21 Temmuz’da geçmişsiniz, faturanızın kesim tarihi her ayın 15’i…” kısmını duyduktan sonra hat kesildi. Aslında buradan bir şey çıkarttım, ama beni 13 Ağustos’ta, 9 Ağustos’ta gönderdiğim mesaja istinaden arayan müşteri temsilcisinden duyduklarımla birleştiriyorum çünkü aynı şeyi düşünmüşüz: “Faturanızın kesim tarihi her ayın 15’idir. Siz 21 Temmuz’da Vodafone’a geçiş yapmışsınız. Dolayısıyla aradaki gün farkından dolayı ücretsiz görüşme hakkınızı tam olarak kullanamadınız. Ancak faturanız kesildikten sonra böyle bir sorunla bir daha karşılaşmayacaksınız, 750 dakika olan hakkınızı tam olarak kullanabileceksiniz. Aynı zamanda bu ay gerçekleşen kesinti nedeniyle 50 TL olan ödemeniz gereken tutardan da kesinti düşülecek.” Hemen bir hesap daha yaptım. 750 dakika günlük kaç dakika ediyor? 750/30=25 dakika. 21 Temmuz ile fatura dönemim olan 15’i arasında kaç gün var? Aslında bu tereddütlü… Çünkü 15 ile 21’i de sayacak mıyız belli değil. En kötü ihtimalleri hesaplayıp bu iki günü de saydığımda 8 x 25 dakika = 200 dakika. En başta hesapladığım 532.25 dakikaya 200 dakikayı ekliyorum 732.25 dakika ediyor, yine 750’ye ulaşmadı, üstelik en kötü ihtimalle… Neyse dedim, Vodafone’a 1 ay daha şans veriyorum. Bakalım gerçekten 750 dakikayı fatura dönemimden sonra kullanabilecek miyim? Henüz faturam gelmedi, o yüzden 50 TL’den kesinti olup olmadığını bilemiyorum. Bunu önümüzdeki hafta yazacağım.

Sezar’ın hakkı Sezar’a: Turkcell fiyat politikası nedeniyle oldukça fazla müşteri kaybediyor. Ancak hizmet kalitesini her zaman takdir etmişimdir. Nitekim müşteri hizmetlerine 3 dakika sonra bağlanabiliyorsunuz. Zamanında Superonline da böyle “En iyisi benim, benden iyisi yok, fiyatımı belirlerim, beğenen alır” modunda takılıyordu, şimdiki halini görüyorsunuz. Dayanamadılar, şirketi başkasına satmak zorunda kaldılar.

Ortaya Karışık 2: Sammyciğim öleli 1 hafta oldu (Sammy de kim? Burada). Garip… Bazen laminant parkede patilerinin tıkırtısı kulağımda yankılanıyor, bazen kokusu burnuma geliyor, bazen de ellerimde yumuşacık tüylerini hissediyorum. Halen şoktayım sanki… Yokluğuna alıştım da diyemiyorum, alışamadım da. Dün akşam salonun bir köşesinde laminant parkede pati izlerini gördüm. İçin bir tuhaf oldu. Dakikalarca o noktaya bakakaldım, varlığını gözümde canlandırdım. O pati izlerinin orada ayaktaydı sanki…

Google Chrome’a Dair İzlenimlerim

Google bir süredir üzerinde çalıştığı İnternet tarayıcısı Chrome’u (Chrome’un Türkçe karşılığı “krom”dur), beta aşamasında kullanıcıların beğenisine sundu. Açıkçası şu anda Internet Explorer 8 de beta aşamasında ve indirilebiliyor, ancak indirip denemek henüz içimden gelmedi. Fakat Chrome’u duyunca, ilk işim indirmek oldu. Beta aşamasında olan bilgisayar programları genellikle problem çıkarma potansiyeli açısından yüksek olurlar, çünkü henüz tam anlamıyla testleri ve geliştirmesi sona ermemiştir. Birkaç saattir Chrome’u kullanıyorum ve dikkatimi çeken bazı şeyleri sizinle paylaşmak istedim. Bununla birlikte Google Chrome’un çalışma prensibine ve özellikliklerine de değineceğim.

Çalışma Prensibi

Chrome aslında 4 adet açık kaynak projenin birleştirilmesinden oluşuyor: Chrome İnternet İşletim Sistemi, V8 JavaScript Motoru, Web Geliştiriciler için Gears ve HTML okuyucu (motor) Webkit.

  • Chrome: Chrome tarayıcının çekirdeği olan Chrome’u (iki kere tekrarlanmış gibi görünüyor, ama aslında İnternet tarayıcının ismi aynı olduğundan kaynaklanıyor) “İnternet İşletim Sistemi” olarak sınıflandırmamızın nedeni şu: Her yeni tab açtığınızda, bu tablar işletim sistemindeki işlemlere (processes) özgü nitelik göstererek çalışıyor. Bunun anlamı da şu: Her tab açışınızda, o tabın kendine ait hafızası (protected memory), hakları (permissions) ve ayrı bir işlem (process) özelliği var. Örneğin Chrome ile 3 farklı siteyi farklı tablarda açın. Sonrasında Ctrl + Alt + Delete tuşlarına basarak ulaşacağınız Görev Yöneticisi’nde (Task Manager), İşlemlere (Processes) bakın. Burada 3 adet “chrome.exe” işlemi göreceksiniz.
  • V8: JavaScript‘in kullanıma başlanması Aralık 2005 yılında dönemin popüler İnternet tarayıcısı olan Netscape‘in 2.0B3 (2.0 Beta 3) versiyonuna denk gelir. Çok iyi hatırlıyorum, JavaScript kitaplarında genellikle “efektlere” dayalı işlemler anlatılır, ama şu andaki kullanımına dayalı herhangi bir şey yer almazdı (şimdi de efektlere dayalı işlemler için de kullanılabiliyor). AJAX’ın gelişimiyle birlikte JavaScript adeta ikinci baharını yaşamaya başladı. Genellikle “Script” dilleri “uygulama dilleri” olarak kabul edilirler, “programlama dili” olarak anılmazlar. Hatta bu pek çok programcı tarafından halen süregelen bir tartışma konusudur. Fakat JavaScript’e artık uygulama dili demek ayıp olur. Her ne kadar “Java” olarak bilinse de (isminden dolayı), aslında JavaScript, Java’nın İnternet ayağı değildir, ayrı bir dildir. Chrome’da JavaScript uygulamaları (AJAX, JQuery de dahil olmak üzere) V8 aracılığıyla derlenip işlemlere (processes), sınıf (class) ve obje (object) kapsamında ilişki kurularak yönetiliyor. Bunun sonucunda da diğer tarayıcılara oranla ortaya çok yüksek bir JavaScript performansı çıkıyor:

Google Chrome JavaScript Genel Performans

Yukarıdaki resim Cnet‘ten alınmıştır. Bu grafikte İnternet tarayıcılarının genel JavaScript performansları görülmektedir. Daha detaylı performans analizini gösteren grafik için buraya tıklayabilirsiniz.

  • Gears: Gears Google tarafından, Google ve Google haricindeki siteler için geliştirilmiş bir platformdur. Öncelikli amacı İnternet uygulamarının masaüstü uygulamaları ile uyumlarını sağlamak olan Gears, bu kadarıyla yetinmeyerek HTML 5.0 ve JavaScript’in bütün nimetlerinden yararlanmayı amaçlamaktadır. Gears kullanılan web sitelerinde performans normal şartlara oranla daha hızlıdır. Ancak şu anda kullanımı pek yaygın değil. WordPress‘in yeni sürümlerine de Gears özelliği eklendi.
  • Webkit: Webkit, bu çözümler arasında Google’a ait olmayan tek projedir. Günümüzde oyun sektörü çok gelişti ve artık eskisi gibi 1.44MB’lık disketlerde satılmıyor. Oyun üreticileri ya kendi oyun motorlarını geliştiriyorlar ya da varolan oyun motoru üzerine yeni oyunlar geliştiriyorlar. Mesela Quake, Doom oyun motoru üzerine kuruludur ya da Counter Strike, Half Life oyun motoru üzerine kuruludur. Aynı durum İnternet tarayıcılar için de geçerli. Aslında Webkit, Linux İnternet tarayıcısı olan Konqueror (KDE masaüstü ortamı ile entegrelidir ve istenirse ayrı da yüklenebilir) ve Apple‘ın Safari İnternet tarayıcısında kullanılan bir İnternet tarayıcısı motorudur. İnternet tarayıcısı motorunun esas işlevi, İnternet sayfalarındaki XHTML dizilimini doğru bir şekilde anlamak (render) ve bunu kullanıcıya doğru bir şekilde göstermektir. Kullanıcıların bu konu ile ilgili tartışmaları çoktan başladı. Google acaba kendi İnternet tarayıcısı motorunu mu yazmalıydı, Webkit kullanarak doğru bir karar mı verdi yoksa Mozilla Firefox’un kullandığı Gecko motorunu mu kullanmalıydı? Aslında bunu biraz da zaman gösterecek.

Chrome’un Artıları

  • Performans grafiklerini “takmasak” bile, kullanmaya başladığınızda anlayabileceğiniz gibi, Chrome gerçekten Firefox’tan bile hızlı.
  • Basit bir arayüzü var ve bu kullanımı kolaylaştırıyor. İlk başta “dosya, düzen, favoriler” vs. gibi menü sisteminin bulunmaması eksi bir özellik görünebilir, ancak bana göre doğru bir karar verilmiş.
  • Tab’lar en üstte yer alıyor ve bence kullanımı kolaylaştıran bir etken.
  • Her bir tabda açılan sitenin ayrı bir işlem (process) gibi değerlendirilmesi çok mantıklı. Böylece hız performansı artıyor. Ayrıca bir İnternet sitesinden kaynaklanan sorundan dolayı tarayıcının hata vermesi sonucunda, bütün siteleri kapatmanız gerekmiyor, sadece o sitenin işlemini (process) sona erdirmeniz yeterli.
  • Ciddi anlamda çok az bir ayar menüsüne sahip ve bu benim oldukça hoşuma gitti. Ayar menüsünün az olması, yönetim konusunda sizden bir şey çalmıyor, gereken bütün ayarlar var.
  • “Gizli İnternet Sörfü” özelliğini içinde barındırıyor (Incognito). Bu sayede girmiş olduğunuz web sayfaları nerden geldiğinizi, hangi sayfaları gezdiğinizi, ücretsiz gülen yüzlere (smiley) bile yerleştirilebilen “klavye takipçileri” (keylogger) sizin hangi tuşlara bastığınızı bilemiyorlar. Web sayfaları size çerez gönderseler bile Incognito penceresi kapandıktan sonra bunların hepsi otomatik olarak siliniyor. Dilerseniz Incognito özelliğini belli linklere giderken kullanabiliyor (linke sağ tıkladıktan sonra “Open link in incognito window” seçmine tıklamanız gerekiyor), dilerseniz de ayrı bir pencere olarak açabiliyorsunuz (Chrome’da adres satırının sağındaki sayfa imgesine tıkladığınızda “New incognito window” yolunu ya da Ctrl + Shift + N klavye kısayolunu takip etmeniz gerekiyor.
  • Adres satırı aynı zamanda Google arama motoru. İsterseniz bunu Google haricinde bir arama motoruyla da değiştirebiliyorsunuz. Girilen kelime veya kelimelerin otomatik olarak web sitesi olmadığının sonucuna varılıp, Google’da arama sonuçları görüntüleniyor.
  • Mozilla Firefox ile tam uyumlu çalışan İnternet siteleri, Chrome’la da uyumlu çalışıyor. Ben şu ana kadar CSS kullanarak tasarladığım (ya da hazır tasarımlarını kullandığım – örnek: bu blogtaki tasarım) bütün siteleri Chrome ile kontrol ettim. Herhangi bir kayma, görüntü bozukluğu bulunmuyordu.

bloG

Google Chrome’da şu anda yazısını okumakta olduğunuz sitenin görüntüsü.


Chrome’un Eksileri

  • Daha yeni bir tarayıcı olduğu için, herhangi bir eklenti geliştirilmiş değil. Yani şu anda olan eklentisiz, sade bir tarayıcı.
  • Apple Safari ve Firefox’un Ubuntu ile entegre sürümünde olduğu gibi, yazı kutucuklarına (textbox) tıkladığınızda etrafı renklenerek dikkat çekicilik katılmış (Chrome’da turuncu bir renk). Ancak bu CSS ile tasarlanmış arama kutucuklarında sorunlara neden olabiliyor. Örneğin Canartuc.com adresli İngilizce bloğumda kullandığım arama kutucuğunun çevresi yuvartılmış ve bu yuvarlaklıkların ardında kalan arka planına da, başlığın taban rengi verilmiştir (transparan gif ya da pngler, küçük boyuttaki yuvarlama işlemlerinde çok iyi sonuç vermiyor, bu şekilde arka planı renkli yuvarlama işlemleri daha iyi görsel sonuçlar veriyor). Fakat bu kutucuğa tıkladığınızda Chrome bunu bir bütün olarak algılıyor (ki aslında haklı da) ve yuvarlatılmış kutucuğu bir anda dikdörtgen olarak renklendirebiliyor. O yüzden bu özelliğe ne kadar ihtiyaç olduğu bence tartışılır.

Arama Kutucuğu

Yukarıdaki resimde turuncu renk Chrome’un belirginleştirme rengi. Görüldüğü gibi arama kutucuğunun kenarlarının yuvarlatılması, belirginleştirme sonrasında yalan oluyor =:-)

  • Bazı yazı kutucuklarında (textbox), yazdığınız bir metinin belli noktasına geri dönüp, harfi sildikten sonra düzeltme yapmak istediğinizde, sonrasında yazacağınız her şey, mevcut metin üzerine yazılıyor. Bu her zaman tekrarlanan bir şey değil, benim başıma Gittigidiyor.com ‘da bir satıcıya mesaj atarken geldi. Birkaç saat sonra satıcıdan cevap geldiğinde, cevap yazarken yeniden başıma geldi. Ancak sonrasında tekrar bir mesaj yolladığımda aynı olay tekrarlanmadı. Bazen yazı kutucuklarında köşede kalmış ” (çift tırnak) ya da ‘ (tek tırnak) karakterlerini yutabiliyor.
  • İndirmek için “yükleyici” (installer) kullanılmış. Yani Google’dan Chrome’u indirdikten sonra (474KB), yükleme tamamlanmış olmuyor. İndirdiğiniz dosya, İnternet üzerinden “esas” Chrome dosyalarını indirip kurulum gerçekleştiriyor. Bu benim oldukça rahatsız olduğum bir uygulama şekli. Tamamının indirilebilir olmasında ne tür bir sakınca var, halen anlayabilmiş değilim. Bu tarz indirme uygulamalarının en büyük fanatiklerinden biri de Adobe’dir.
  • Alışık olduğumuz “Dosya, düzen…” vs. menüsü bulunmadığından, favorilerinizin ilk başta nerede olduğunuzu anlamıyorsunuz. Favorilerinizi sürekli görünür kılmak için adres satırının yanındaki anahtar ikonuna tıkladıktan sonra “Always show bookmarks bar” seçimini ya da Ctrl + B klavye kısayolunu takip etmeniz yeterli.

Son Olarak

Bir kişinin İnternet üzerindeki hareketlerini, alış-veriş alışkanlıklarını, gezdiği sitelerin genel kategorisini bilmek, o şirkete günümüzde oldukça büyük avantaj sağlıyor. Nitekim bugün Amazon.com ‘a girip bir ürün aradıktan sonraki tekrar ziyaretinizde, son aramanıza yönelik ürünler ayrı bir başlık altında toplanıyor (bu işlem çerezlerle (cookie) yapılıyor). Bu durum ne kadar etik, halen tartışma konusu. Hatta Robert Spector’un yazmış olduğu ve Scala Yayıncılık tarafından piyasaya sürülen “Amazon.com ve Yaratıcısı Jeff Bezos” isimli kitapta bu konuya da değinilmiş, ancak Amazon.com yetkilileri bunda herhangi bir suç olmadığını belirtmişlerdir.

Şu anda Google dünyada en çok kullanılan arama motoru. Dolayısıyla bizim arama alışkanlıklarımızı biliyor. iGoogle gibi özelleştirilebilir servisleri ile, İnternet üzerinde ne okuduğumuzu (e-posta, RSS beslemeleri gibi) da biliyor. Şimdi Chrome ile de hangi siteleri ziyaret ettiğimizi de bilecek. Bu konudaki Google tutumunun ne olacağı merak konusu.

Bizim programlama dilinde kullandığımız “memory leak” sorunu, Chrome’da hissediliyor. “Memory leak”, düzgün yazılmamış bir sistem uygulamasını (windows, linux programları gibi) kapattığınızda, RAM’de kapladığı alanı düzgün boşaltamaması (release) sorunudur. Daha çok oyunlarda yaşanan bir problemdir. Oyun oynamayı bırakıp masaüstünüze geri döndüğünüzde, bilgisayarın bazen kendini toparlayamadığına ve yavaşladığına şahit olursunuz (Ben buna FM 2005′te çok rastlıyorum). Bilgisayarı yeniden başlattığınızda sorun ortadan kalkar. Şu anda piyasada bulunan ve “RAM Hızlandırıcı” (Rambooster) olarak anılan bütün programların çalışma mantığı aslında budur. Düzgün boşaltılamayan hafızaları düzgün boşaltılmış hale getirir. Hiçbir RAM hızlandırıcı, 1GB’lık RAMinizi, 3GB performansına getiremez, bu doğa kanunlarına aykırıdır. Örnek olarak 100 metrelik bir mesafeyi eğer 15 saniyede koşuyorsanız, ne kadar enerji içeceği içerseniz için 100 metreyi 5 saniyede koşamazsınız. Ben bu konuda RamBooster 2.0 programını kullanıyorum. Şu ana kadar kullandığım RAM hızlandırıcı programlar arasında en stabil çalışanı bu program ve üstelik ücretsiz. Google Chrome kullandığım süre zarfında, programın sürekli aktif olduğunu ve RAM’i düzgün bir şekilde boşaltmaya çalıştığını gördüm. Bunun nedeni, ayrı tablarda açtığınız web sitelerinin Google Chrome çalışma prensibine göre ayrı sistem işlemleri (processes) olarak değerlendirilmesi ve RAM’de yer kaplamasıdır.

Programlama Dillerinin Dünyada Popülaritesi

Will Larson, Google Insights kullanarak yaptığı arama sonucunda, bazı programlama ve uygulama dillerinin dünya genelinde ülke bazında popülaritesini belirlemiş. Evet şaşırmanıza gerek yok, Türkiye herhangi bir dilde listenin ilk 10′unda yer almıyor. Fakat liste(ler)de Küba‘yı, Kosta Rika‘yı ve hatta Jamaika‘yı bile görmeniz mümkün.

Şu anda en popüler iki programlama dili olan Java ve C# ‘ta ise birinci sırada Hindistan bulunuyor. Bilişim ve Teknoloji’nin devlet politikası olduğu ülke, yurt dışına “programcı” beyin göçüyle oldukça popüler durumda.

Hatta Microsoft ve Google gibi büyük şirketlerde, hiç de azımsanmayacak bir Hintli programcı yüzdesi bulunuyor.

Will Larson listesine C#’ı katmamış, bu veriyi de size ben sunuyorum.

Resmi Büyütmek için Üzerine Tıklayınız

Bu konuda aslında söylenecek çok söz var, ama şimdilik yorumsuz bırakmayı tercih ediyorum.

Araştırma sonuçlarına BURADAN ulaşabilirsiniz.