Etiket Arşivi: google

Teknovole.com’dan Bayram Hediyesi

Bugün ilk kez haberim olmadan bir hediye verdiğimizi öğrendim :) Genellikle Teknovole.com’daki yarışmaları ben düzenliyorum, ama bugün yazı işlerimizinden sorumlu arkadaşımız Yılmaz Demirci’nin Teknovole.com’da hediye verdiğini gördüm :) Yarışma değil aslında, ama sonuçta hediye veriliyor ve üstelik 5 tane. Peki hediye ne? Herkesin yana yakıla aradığı Google Wave davetiyesi!

Biz Teknovole.com ekibi olarak kendi aramızda bir aile kurduk, özgün ve özgürce içerik paylaşıyoruz. Ama ailemizin büyümesi de en büyük arzumuz. Dolayısıyla sürekli, iyi ve kötü günde yanımızda olan okuyucularımıza oldukça fazla değer veriyoruz.

Üstelik bu hediyeyi aldıktan sonra Teknovole.com içeriğine de katkıda bulunabileceksiniz. Detayları öğrenmek için buraya tıklayınız.

Arayan Mevlasını da Bulur Belasını da

Yapay Zeka (İngilizce kısaltması AI – Artificial Intelligence) günümüzün teknoloji dünyasının olmazsa olmazlarından. En basitinden en gelişmişine (yani robot) yapay zeka kullanılıyor. Elbette her teknolojik üründe kullanıldığını söyleyemeyiz, ancak yüksek oranda kullanılmaya başlandı.

Halen yapay zekanın sadece donanımsal ürünlerde kullanıldığını düşünüyorsanız, ciddi anlamda yanılıyorsunuz. Nitekim oyun dünyasının olmazsa olmazı yapay zeka, artık İnternet’te de boy gösteriyor. Bunun en iyi örneği ise arama motorlarıdır. Savaş bir türlü sonlanmıyor, her gün yapay zeka üzerine çalışan mühendisler, doğru bilgiyi çok daha hızlı kullanıcıya sunmaya çalışıyor. Arama motorları arasında bu rekabet, yeni bir alan da doğurdu: SEO (Search Engine Optimization – Arama Motoru Optimizasyonu). SEO sayesinde arama motorlarında üst sıralara çıkmak için çabalayan oldukça fazla İnternet sitesi var. Teknovole.com da bunlardan biri. Reklam bütçemiz olmadığı için en iyi reklamı arama motorlarında yapacağımızı düşünüyoruz. Teknovole.com’un SEO çalışmalarını ciddi bir tempoda sürdürüyoruz. Nitekim kuruluş tarihimiz olan 5 Mayıs’tan bugüne kadar Teknovole.com’a yüzde 73.31 oranla en fazla giriş arama motorlarından oldu (Google en başta).

Pay güzel olunca, isteyeni de çok oluyor. Google henüz piyasada yokken İnternet’in bir numaralı arama motorlarından biri AltaVista idi. Belki şimdiki nesil, bu sitenin adını bile duymadı. O dönemde Türkiye’de kullanamadığımız için gözden kaçan İnternet servis sağlayıcı AOL de ağır toptu. Google piyasaya çıktıktan sonra, eski çalışanları pastadan pay kapabilmek için Cuil’i çıkarttı. Ama yapay zekaları tam bir fiyaskoydu ve İnternet aleminde dalga konusu oldular. Sonrasında Microsoft geç kaldığını düşündü, önce Yahoo!’yu alıp arama motoru piyasasında yer edinmeye çalıştı. Başarılı olamayınca da bir süredir üzerinde çalıştıkları Bing ortaya çıktı. Henüz emekleme aşamasında olan Bing, ilginçtir ki şu anda Google’ın arama payını yüzde 2 oranında düşürmeyi başardı. Twitter mevcut arama motorundan mutlu olmayacak ki, yeni ve gelişmiş bir arama motoru için uzun zamandır çalışıyor. Dünyada bilgi varolduğu sürece, bunu en doğru ve en hızlı şekilde görüntüleme yarışı da devam edecek. İnternet kazan, arama motorları kepçe, ha babam de babam rekabet sürecek. Bundan kazanan kim olacak? Elbette İnternet kullanıcıları ve İnternet sitesi sahipleri. Nitekim düzgün bir SEO ile şu anda Google’a ücretsiz reklam verebiliyorsunuz :)


Ortaya Karışık 1: Temmuz ayında abonesi olduğum Turkcell’den Vodafone’a geçtim. 6 iş günü içinde geçişin tamamlanacağını söylediler, ama üçüncü gün gelen mesajla ertesi gününde Vodafone hattımı kullanmaya başladım. 50 TL’lik Cep Limitsiz paketine geçtim. 9 Ağustos 2009 tarihinde aynen şöyle bir SMS aldım: “09.08.2009 tarihi itibariyle Cep Limitsiz faturalı 50 TL paketinizden doğan 31935 sn limitinizin %80 kısmı kullanılmıştır.” Hemen 31935 saniyeyi 60’a bölerek dakikayı hesapladım çünkü kullandığım paket 750 dakika diğer hatlara ücretsiz arama sunuyor. Sonuç: 532.25 dakika. Hani 750’ydi? Aynı gün Vodafone’a İnternet üzerinden mesaj gönderdim. 10 Ağustos 2009 tarihinde halen cevap alamayınca, bu sefer Vodafone’dan 7000 ile ulaştığınız müşteri hizmetlerini aradım. Müşteri temsilcisine bağlanılacak kısmı 15 dakika aradım, sonunda buldum ve yaklaşık 20 dakika da müşteri temsilcisini bekledikten sonra konuşmayı başarabildim demeyi çok isterdim, ama olmadı. Tam sorunumu anlattım, cevap alıyordum ki “Vodafone’a 21 Temmuz’da geçmişsiniz, faturanızın kesim tarihi her ayın 15’i…” kısmını duyduktan sonra hat kesildi. Aslında buradan bir şey çıkarttım, ama beni 13 Ağustos’ta, 9 Ağustos’ta gönderdiğim mesaja istinaden arayan müşteri temsilcisinden duyduklarımla birleştiriyorum çünkü aynı şeyi düşünmüşüz: “Faturanızın kesim tarihi her ayın 15’idir. Siz 21 Temmuz’da Vodafone’a geçiş yapmışsınız. Dolayısıyla aradaki gün farkından dolayı ücretsiz görüşme hakkınızı tam olarak kullanamadınız. Ancak faturanız kesildikten sonra böyle bir sorunla bir daha karşılaşmayacaksınız, 750 dakika olan hakkınızı tam olarak kullanabileceksiniz. Aynı zamanda bu ay gerçekleşen kesinti nedeniyle 50 TL olan ödemeniz gereken tutardan da kesinti düşülecek.” Hemen bir hesap daha yaptım. 750 dakika günlük kaç dakika ediyor? 750/30=25 dakika. 21 Temmuz ile fatura dönemim olan 15’i arasında kaç gün var? Aslında bu tereddütlü… Çünkü 15 ile 21’i de sayacak mıyız belli değil. En kötü ihtimalleri hesaplayıp bu iki günü de saydığımda 8 x 25 dakika = 200 dakika. En başta hesapladığım 532.25 dakikaya 200 dakikayı ekliyorum 732.25 dakika ediyor, yine 750’ye ulaşmadı, üstelik en kötü ihtimalle… Neyse dedim, Vodafone’a 1 ay daha şans veriyorum. Bakalım gerçekten 750 dakikayı fatura dönemimden sonra kullanabilecek miyim? Henüz faturam gelmedi, o yüzden 50 TL’den kesinti olup olmadığını bilemiyorum. Bunu önümüzdeki hafta yazacağım.

Sezar’ın hakkı Sezar’a: Turkcell fiyat politikası nedeniyle oldukça fazla müşteri kaybediyor. Ancak hizmet kalitesini her zaman takdir etmişimdir. Nitekim müşteri hizmetlerine 3 dakika sonra bağlanabiliyorsunuz. Zamanında Superonline da böyle “En iyisi benim, benden iyisi yok, fiyatımı belirlerim, beğenen alır” modunda takılıyordu, şimdiki halini görüyorsunuz. Dayanamadılar, şirketi başkasına satmak zorunda kaldılar.

Ortaya Karışık 2: Sammyciğim öleli 1 hafta oldu (Sammy de kim? Burada). Garip… Bazen laminant parkede patilerinin tıkırtısı kulağımda yankılanıyor, bazen kokusu burnuma geliyor, bazen de ellerimde yumuşacık tüylerini hissediyorum. Halen şoktayım sanki… Yokluğuna alıştım da diyemiyorum, alışamadım da. Dün akşam salonun bir köşesinde laminant parkede pati izlerini gördüm. İçin bir tuhaf oldu. Dakikalarca o noktaya bakakaldım, varlığını gözümde canlandırdım. O pati izlerinin orada ayaktaydı sanki…

Google Chrome’a Dair İzlenimlerim

Google bir süredir üzerinde çalıştığı İnternet tarayıcısı Chrome’u (Chrome’un Türkçe karşılığı “krom”dur), beta aşamasında kullanıcıların beğenisine sundu. Açıkçası şu anda Internet Explorer 8 de beta aşamasında ve indirilebiliyor, ancak indirip denemek henüz içimden gelmedi. Fakat Chrome’u duyunca, ilk işim indirmek oldu. Beta aşamasında olan bilgisayar programları genellikle problem çıkarma potansiyeli açısından yüksek olurlar, çünkü henüz tam anlamıyla testleri ve geliştirmesi sona ermemiştir. Birkaç saattir Chrome’u kullanıyorum ve dikkatimi çeken bazı şeyleri sizinle paylaşmak istedim. Bununla birlikte Google Chrome’un çalışma prensibine ve özellikliklerine de değineceğim.

Çalışma Prensibi

Chrome aslında 4 adet açık kaynak projenin birleştirilmesinden oluşuyor: Chrome İnternet İşletim Sistemi, V8 JavaScript Motoru, Web Geliştiriciler için Gears ve HTML okuyucu (motor) Webkit.

  • Chrome: Chrome tarayıcının çekirdeği olan Chrome’u (iki kere tekrarlanmış gibi görünüyor, ama aslında İnternet tarayıcının ismi aynı olduğundan kaynaklanıyor) “İnternet İşletim Sistemi” olarak sınıflandırmamızın nedeni şu: Her yeni tab açtığınızda, bu tablar işletim sistemindeki işlemlere (processes) özgü nitelik göstererek çalışıyor. Bunun anlamı da şu: Her tab açışınızda, o tabın kendine ait hafızası (protected memory), hakları (permissions) ve ayrı bir işlem (process) özelliği var. Örneğin Chrome ile 3 farklı siteyi farklı tablarda açın. Sonrasında Ctrl + Alt + Delete tuşlarına basarak ulaşacağınız Görev Yöneticisi’nde (Task Manager), İşlemlere (Processes) bakın. Burada 3 adet “chrome.exe” işlemi göreceksiniz.
  • V8: JavaScript‘in kullanıma başlanması Aralık 2005 yılında dönemin popüler İnternet tarayıcısı olan Netscape‘in 2.0B3 (2.0 Beta 3) versiyonuna denk gelir. Çok iyi hatırlıyorum, JavaScript kitaplarında genellikle “efektlere” dayalı işlemler anlatılır, ama şu andaki kullanımına dayalı herhangi bir şey yer almazdı (şimdi de efektlere dayalı işlemler için de kullanılabiliyor). AJAX’ın gelişimiyle birlikte JavaScript adeta ikinci baharını yaşamaya başladı. Genellikle “Script” dilleri “uygulama dilleri” olarak kabul edilirler, “programlama dili” olarak anılmazlar. Hatta bu pek çok programcı tarafından halen süregelen bir tartışma konusudur. Fakat JavaScript’e artık uygulama dili demek ayıp olur. Her ne kadar “Java” olarak bilinse de (isminden dolayı), aslında JavaScript, Java’nın İnternet ayağı değildir, ayrı bir dildir. Chrome’da JavaScript uygulamaları (AJAX, JQuery de dahil olmak üzere) V8 aracılığıyla derlenip işlemlere (processes), sınıf (class) ve obje (object) kapsamında ilişki kurularak yönetiliyor. Bunun sonucunda da diğer tarayıcılara oranla ortaya çok yüksek bir JavaScript performansı çıkıyor:

Google Chrome JavaScript Genel Performans

Yukarıdaki resim Cnet‘ten alınmıştır. Bu grafikte İnternet tarayıcılarının genel JavaScript performansları görülmektedir. Daha detaylı performans analizini gösteren grafik için buraya tıklayabilirsiniz.

  • Gears: Gears Google tarafından, Google ve Google haricindeki siteler için geliştirilmiş bir platformdur. Öncelikli amacı İnternet uygulamarının masaüstü uygulamaları ile uyumlarını sağlamak olan Gears, bu kadarıyla yetinmeyerek HTML 5.0 ve JavaScript’in bütün nimetlerinden yararlanmayı amaçlamaktadır. Gears kullanılan web sitelerinde performans normal şartlara oranla daha hızlıdır. Ancak şu anda kullanımı pek yaygın değil. Wordpress‘in yeni sürümlerine de Gears özelliği eklendi.
  • Webkit: Webkit, bu çözümler arasında Google’a ait olmayan tek projedir. Günümüzde oyun sektörü çok gelişti ve artık eskisi gibi 1.44MB’lık disketlerde satılmıyor. Oyun üreticileri ya kendi oyun motorlarını geliştiriyorlar ya da varolan oyun motoru üzerine yeni oyunlar geliştiriyorlar. Mesela Quake, Doom oyun motoru üzerine kuruludur ya da Counter Strike, Half Life oyun motoru üzerine kuruludur. Aynı durum İnternet tarayıcılar için de geçerli. Aslında Webkit, Linux İnternet tarayıcısı olan Konqueror (KDE masaüstü ortamı ile entegrelidir ve istenirse ayrı da yüklenebilir) ve Apple‘ın Safari İnternet tarayıcısında kullanılan bir İnternet tarayıcısı motorudur. İnternet tarayıcısı motorunun esas işlevi, İnternet sayfalarındaki XHTML dizilimini doğru bir şekilde anlamak (render) ve bunu kullanıcıya doğru bir şekilde göstermektir. Kullanıcıların bu konu ile ilgili tartışmaları çoktan başladı. Google acaba kendi İnternet tarayıcısı motorunu mu yazmalıydı, Webkit kullanarak doğru bir karar mı verdi yoksa Mozilla Firefox’un kullandığı Gecko motorunu mu kullanmalıydı? Aslında bunu biraz da zaman gösterecek.

Chrome’un Artıları

  • Performans grafiklerini “takmasak” bile, kullanmaya başladığınızda anlayabileceğiniz gibi, Chrome gerçekten Firefox’tan bile hızlı.
  • Basit bir arayüzü var ve bu kullanımı kolaylaştırıyor. İlk başta “dosya, düzen, favoriler” vs. gibi menü sisteminin bulunmaması eksi bir özellik görünebilir, ancak bana göre doğru bir karar verilmiş.
  • Tab’lar en üstte yer alıyor ve bence kullanımı kolaylaştıran bir etken.
  • Her bir tabda açılan sitenin ayrı bir işlem (process) gibi değerlendirilmesi çok mantıklı. Böylece hız performansı artıyor. Ayrıca bir İnternet sitesinden kaynaklanan sorundan dolayı tarayıcının hata vermesi sonucunda, bütün siteleri kapatmanız gerekmiyor, sadece o sitenin işlemini (process) sona erdirmeniz yeterli.
  • Ciddi anlamda çok az bir ayar menüsüne sahip ve bu benim oldukça hoşuma gitti. Ayar menüsünün az olması, yönetim konusunda sizden bir şey çalmıyor, gereken bütün ayarlar var.
  • “Gizli İnternet Sörfü” özelliğini içinde barındırıyor (Incognito). Bu sayede girmiş olduğunuz web sayfaları nerden geldiğinizi, hangi sayfaları gezdiğinizi, ücretsiz gülen yüzlere (smiley) bile yerleştirilebilen “klavye takipçileri” (keylogger) sizin hangi tuşlara bastığınızı bilemiyorlar. Web sayfaları size çerez gönderseler bile Incognito penceresi kapandıktan sonra bunların hepsi otomatik olarak siliniyor. Dilerseniz Incognito özelliğini belli linklere giderken kullanabiliyor (linke sağ tıkladıktan sonra “Open link in incognito window” seçmine tıklamanız gerekiyor), dilerseniz de ayrı bir pencere olarak açabiliyorsunuz (Chrome’da adres satırının sağındaki sayfa imgesine tıkladığınızda “New incognito window” yolunu ya da Ctrl + Shift + N klavye kısayolunu takip etmeniz gerekiyor.
  • Adres satırı aynı zamanda Google arama motoru. İsterseniz bunu Google haricinde bir arama motoruyla da değiştirebiliyorsunuz. Girilen kelime veya kelimelerin otomatik olarak web sitesi olmadığının sonucuna varılıp, Google’da arama sonuçları görüntüleniyor.
  • Mozilla Firefox ile tam uyumlu çalışan İnternet siteleri, Chrome’la da uyumlu çalışıyor. Ben şu ana kadar CSS kullanarak tasarladığım (ya da hazır tasarımlarını kullandığım – örnek: bu blogtaki tasarım) bütün siteleri Chrome ile kontrol ettim. Herhangi bir kayma, görüntü bozukluğu bulunmuyordu.

bloG

Google Chrome’da şu anda yazısını okumakta olduğunuz sitenin görüntüsü.


Chrome’un Eksileri

  • Daha yeni bir tarayıcı olduğu için, herhangi bir eklenti geliştirilmiş değil. Yani şu anda olan eklentisiz, sade bir tarayıcı.
  • Apple Safari ve Firefox’un Ubuntu ile entegre sürümünde olduğu gibi, yazı kutucuklarına (textbox) tıkladığınızda etrafı renklenerek dikkat çekicilik katılmış (Chrome’da turuncu bir renk). Ancak bu CSS ile tasarlanmış arama kutucuklarında sorunlara neden olabiliyor. Örneğin Canartuc.com adresli İngilizce bloğumda kullandığım arama kutucuğunun çevresi yuvartılmış ve bu yuvarlaklıkların ardında kalan arka planına da, başlığın taban rengi verilmiştir (transparan gif ya da pngler, küçük boyuttaki yuvarlama işlemlerinde çok iyi sonuç vermiyor, bu şekilde arka planı renkli yuvarlama işlemleri daha iyi görsel sonuçlar veriyor). Fakat bu kutucuğa tıkladığınızda Chrome bunu bir bütün olarak algılıyor (ki aslında haklı da) ve yuvarlatılmış kutucuğu bir anda dikdörtgen olarak renklendirebiliyor. O yüzden bu özelliğe ne kadar ihtiyaç olduğu bence tartışılır.

Arama Kutucuğu

Yukarıdaki resimde turuncu renk Chrome’un belirginleştirme rengi. Görüldüğü gibi arama kutucuğunun kenarlarının yuvarlatılması, belirginleştirme sonrasında yalan oluyor =:-)

  • Bazı yazı kutucuklarında (textbox), yazdığınız bir metinin belli noktasına geri dönüp, harfi sildikten sonra düzeltme yapmak istediğinizde, sonrasında yazacağınız her şey, mevcut metin üzerine yazılıyor. Bu her zaman tekrarlanan bir şey değil, benim başıma Gittigidiyor.com ‘da bir satıcıya mesaj atarken geldi. Birkaç saat sonra satıcıdan cevap geldiğinde, cevap yazarken yeniden başıma geldi. Ancak sonrasında tekrar bir mesaj yolladığımda aynı olay tekrarlanmadı. Bazen yazı kutucuklarında köşede kalmış ” (çift tırnak) ya da ‘ (tek tırnak) karakterlerini yutabiliyor.
  • İndirmek için “yükleyici” (installer) kullanılmış. Yani Google’dan Chrome’u indirdikten sonra (474KB), yükleme tamamlanmış olmuyor. İndirdiğiniz dosya, İnternet üzerinden “esas” Chrome dosyalarını indirip kurulum gerçekleştiriyor. Bu benim oldukça rahatsız olduğum bir uygulama şekli. Tamamının indirilebilir olmasında ne tür bir sakınca var, halen anlayabilmiş değilim. Bu tarz indirme uygulamalarının en büyük fanatiklerinden biri de Adobe’dir.
  • Alışık olduğumuz “Dosya, düzen…” vs. menüsü bulunmadığından, favorilerinizin ilk başta nerede olduğunuzu anlamıyorsunuz. Favorilerinizi sürekli görünür kılmak için adres satırının yanındaki anahtar ikonuna tıkladıktan sonra “Always show bookmarks bar” seçimini ya da Ctrl + B klavye kısayolunu takip etmeniz yeterli.

Son Olarak

Bir kişinin İnternet üzerindeki hareketlerini, alış-veriş alışkanlıklarını, gezdiği sitelerin genel kategorisini bilmek, o şirkete günümüzde oldukça büyük avantaj sağlıyor. Nitekim bugün Amazon.com ‘a girip bir ürün aradıktan sonraki tekrar ziyaretinizde, son aramanıza yönelik ürünler ayrı bir başlık altında toplanıyor (bu işlem çerezlerle (cookie) yapılıyor). Bu durum ne kadar etik, halen tartışma konusu. Hatta Robert Spector’un yazmış olduğu ve Scala Yayıncılık tarafından piyasaya sürülen “Amazon.com ve Yaratıcısı Jeff Bezos” isimli kitapta bu konuya da değinilmiş, ancak Amazon.com yetkilileri bunda herhangi bir suç olmadığını belirtmişlerdir.

Şu anda Google dünyada en çok kullanılan arama motoru. Dolayısıyla bizim arama alışkanlıklarımızı biliyor. iGoogle gibi özelleştirilebilir servisleri ile, İnternet üzerinde ne okuduğumuzu (e-posta, RSS beslemeleri gibi) da biliyor. Şimdi Chrome ile de hangi siteleri ziyaret ettiğimizi de bilecek. Bu konudaki Google tutumunun ne olacağı merak konusu.

Bizim programlama dilinde kullandığımız “memory leak” sorunu, Chrome’da hissediliyor. “Memory leak”, düzgün yazılmamış bir sistem uygulamasını (windows, linux programları gibi) kapattığınızda, RAM’de kapladığı alanı düzgün boşaltamaması (release) sorunudur. Daha çok oyunlarda yaşanan bir problemdir. Oyun oynamayı bırakıp masaüstünüze geri döndüğünüzde, bilgisayarın bazen kendini toparlayamadığına ve yavaşladığına şahit olursunuz (Ben buna FM 2005′te çok rastlıyorum). Bilgisayarı yeniden başlattığınızda sorun ortadan kalkar. Şu anda piyasada bulunan ve “RAM Hızlandırıcı” (Rambooster) olarak anılan bütün programların çalışma mantığı aslında budur. Düzgün boşaltılamayan hafızaları düzgün boşaltılmış hale getirir. Hiçbir RAM hızlandırıcı, 1GB’lık RAMinizi, 3GB performansına getiremez, bu doğa kanunlarına aykırıdır. Örnek olarak 100 metrelik bir mesafeyi eğer 15 saniyede koşuyorsanız, ne kadar enerji içeceği içerseniz için 100 metreyi 5 saniyede koşamazsınız. Ben bu konuda RamBooster 2.0 programını kullanıyorum. Şu ana kadar kullandığım RAM hızlandırıcı programlar arasında en stabil çalışanı bu program ve üstelik ücretsiz. Google Chrome kullandığım süre zarfında, programın sürekli aktif olduğunu ve RAM’i düzgün bir şekilde boşaltmaya çalıştığını gördüm. Bunun nedeni, ayrı tablarda açtığınız web sitelerinin Google Chrome çalışma prensibine göre ayrı sistem işlemleri (processes) olarak değerlendirilmesi ve RAM’de yer kaplamasıdır.

Programlama Dillerinin Dünyada Popülaritesi

Will Larson, Google Insights kullanarak yaptığı arama sonucunda, bazı programlama ve uygulama dillerinin dünya genelinde ülke bazında popülaritesini belirlemiş. Evet şaşırmanıza gerek yok, Türkiye herhangi bir dilde listenin ilk 10′unda yer almıyor. Fakat liste(ler)de Küba‘yı, Kosta Rika‘yı ve hatta Jamaika‘yı bile görmeniz mümkün.

Şu anda en popüler iki programlama dili olan Java ve C# ‘ta ise birinci sırada Hindistan bulunuyor. Bilişim ve Teknoloji’nin devlet politikası olduğu ülke, yurt dışına “programcı” beyin göçüyle oldukça popüler durumda.


Hatta Microsoft ve Google gibi büyük şirketlerde, hiç de azımsanmayacak bir Hintli programcı yüzdesi bulunuyor.

Will Larson listesine C#’ı katmamış, bu veriyi de size ben sunuyorum.

Resmi Büyütmek için Üzerine Tıklayınız

Bu konuda aslında söylenecek çok söz var, ama şimdilik yorumsuz bırakmayı tercih ediyorum.

Araştırma sonuçlarına BURADAN ulaşabilirsiniz.