Etiket Arşivi: Amerika

Yurtdışı Çığırtkanları ve Fikir Özgürlüğü

bagirmaBu yazıdaki amacım, referanduma “Evet” ya da “Hayır” deyin gibi bir yönlendirme yapmak değil. Aklı fikri yerinde olan her Türk vatandaşı, anayasada yapılacak olan değişiklikleri okur, kendi özgür iradesi ile “Evet” ya da “Hayır” der. Benim takıldığım konu başka…

Günümüzde kişisel fikirleri söyleyebilmek eskisi kadar zor değil. 5 dakika içinde blog kurabiliyor, onunla uğraşamam diyorsanız Twitter ya da FriendFeed’ten yazıyorsunuz. Facebook zaten aldı başını gidiyor. Hal böyle olunca, çığırtkan kişilikli insanları daha iyi tanıyorsunuz.

FriendFeed ve Twitter hesaplarımda tanımadığım kişiler var, ama Facebook’ta bunu yapmıyorum. Ama ben tanıdıklarımı tanıyamamışım demek ki! Yahu bayağı bayağı çığırtkan tanıyormuşum ben :) Referandum için oyunuz “Evet” ya da “Hayır” diye hemen hemen her gün yeni bir yazı görüyorum bu çığırtkanlarda.

Bu çığırtkanların isimlerine bakınca, yahu bu adam Türkiye’de yaşamıyor ki diyorum kendi kendime, bu ne şiddet bu celal? Adama sorarlar, ne biliyorsun kardeşim Türkiye’nin şu andaki durumu ile ilgili diye? Cevap komiktir: “Gazetelerden takip ediyorum”. Onu biz de yapıyoruz :) Kitap okumayan bir toplumuz, ama gazete okuruz. Gazete okumakla uzmanlaşılabilseydi, hepimiz ABD’nin Kuzey Irak’ta yaptıklarından dolayı Ortadoğu uzmanı olmuştuk :)

Lafı fazla uzatmadan diyeceğim şu ki: Susun kardeşim, yiyorsa gelin Türkiye’de yaşayın ve aynı şekilde çığırtkanlık yapın. Buradaki “yiyorsa” kelimesindeki kastım, korkmak ya da fikir özgürlüğü anlamında değil. Türkiye fikir özgürlüğü bakımından oldukça rahat bir ülke (aşağıda örneğini verdim). “Yiyorsa”dan kastım, üç beş kuruş maaş alıp da, ay sonunu nasıl getireceğinizi düşünürken bakalım bu kadar çığırtkan olabilecek misiniz? Yurtdışında dolarları avroları cebe cukkalarken, gazetelerden okuyup okuyup ben de çığırtkanlık yaparım ki bundan da kolay bir şey yok zaten.

Biraz daha dikkat ederseniz, yurtdışında olup çığırtkanlık yapanların çoğunun hükümet yanlısı olduğunu görürsünüz. Hükümet deyince şu andaki mevcut hükümet için değil lafım, hepsi için. A partisi B partisi diye ayırmam ben, biri diğerinin biraz farklısıdır, ama bütüne baktığınızda hepsinde aynı yalan aynı dolan. Olan vatandaşa olur yine. Bu hükümet yandaşlarının yurtdışındaki yegane görevlerinden biri de çığırtkanlık yapmaktır zaten. Bunu gören bizim saf Türk insanı, “Yurtdışı görmüş, yurtdışı terbiyesi almış, sözüne güvenilir kişi” olarak bu asalakların dediklerine inanırlar. Halbuki bizim saf Türk insanı biraz kitap okusa bilir, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği dönemlerde, o dönemin medeniyetler beşiği, Hristiyanların kutsal kenti Roma’da, insanlar sıçtığı boku evinin camından sokağa fırlatıyorlardı*. Öyle medeniyet medeniyet diye kıvrandığınız “yurtdışı” hakkında fikir yürütmeden önce, kulaktan dolma bilgiye inanmayıp gidip görmekte fayda var.

Türkiye’de fikir özgürlüğü yok diyorlar… Nasıl yok yahu! Alın size sıcağı sıcağına bir örnek: Teknovole.com’a Ankara IP adresli bir kullanıcı ebelerimizle ilgili pek hoş olmayan bir yorum yapmış. Şimdi buraya yazmayacağım, ama tahmin etmişsinizdir ne olduğunu. Bu kullanıcının IP adresi var, kullandığı servis sağlayıcının bilgisi var (TTNET ADSL)… TTNET’i durumdan haberdar ettik, bilgileri verdik ve bu kişinin bulunması ile ilgili ricamızı dile getirdik. TTNET’ten gelen cevap aynen şu şekilde:

“Sayın Can Sinan Artuç,

Tarafımıza iletmiş olduğunuz konu ile ilgili olarak, Cumhuriyet Savcılıkları, Mahkemeler ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına başvurmanız gerekmektedir.

TTNET A.Ş.’ye göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür eder, her türlü düşünce ve önerinizi bizimle paylaşmanızı dileriz.

Saygılarımızla,
TTNET A.Ş.”

1 yorum için Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkemelerle uğraşacağım, harcayacağım avukat parasının haddi hesabı yok ve davanın ne zaman sonuçlanacağı da meçhul. Hadi ordan TTNET derim size, başka da bir şey demem. Ama kimse de kalkıp, “Fikir özgürlüğü yok, hede hödö” demesin, günaha girersiniz, ağzınız burnunuz yamulur sonra :)

* Kaynak: Dünyanın İlk Günü – Beyazıt Akman – Epsilon Yayıncılık – Sayfa 17

Borsa borsa borsa…

Bu aralar herkes borsayla yatar, borsayla kalkar oldu. Borsanın ötesinde, dolar acaba ne kadar olacak, patlama yapacak mı? Malum New York Borsası bizim dansöz Asena’yı geçmiş durumda (hem kıvırtma, hem de olayları bakımından =:-)). Bazen yolunda gitmeyen şeyler için, “hay ben bunu bulanın …” gibi cümleler kurarız. Peki borsa nasıl gündeme gelmiş, merak ettiniz mi? Eğer merak ettiyseniz, size bu yazıyı hazırladım, “hay ben borsayı bulan …’nın ….” cümlesinde noktalı yerleri tamamlayabilmeniz için =:-)

Okul kitapları da dahil olmak üzere neredeyse bütün kitaplar, akademik metinler vs. tanımlarla başlar. O yüzden ben de önce bir borsa tanımı yapayım:

Borsa, hisse senetlerinin, emtialarin (ticari malların) ve başka enstrümanların ticaretinin yapıldığı yerlerdir. Sermaye Borsaları, değerli evrakların (menkul kıymetlerin) ticaretinin yapıldığı kurumsal piyasalardır. Kendine özgü kuralları ve standartları vardır.

Hisse senedi, bono ve tahviller genellikle menkul kıymetler borsalarının içerisinde ticareti yapılageldiği halde, döviz ticareti için döviz borsaları (foreign exchange market) veya mal ticareti için emtia borsaları (commodity exchange) vardır.[1]

Bilinen en eski borsa, belli bir fiyat listesi hazırlayarak her türlü hisse senedi ve tahvili satışa sunan ve bunu takas yoluyla veya satış yaparak ya da başka şekilde paranıza para kazandıran tek yer Jonathan’ın kahve dükkanıdır anlamına gelen, The Course of the Exchange and other things at this office at Jonathan’s Coffee House şeklinde bir reklamla duyuran John Castaing tarafından 1689 yılında kurulmuştur. Bu durumda caddeler, sokaklar ve tüm kahve salonları tıpkı Jonathan gibi aynı işi yapmaya kalkışan karaborsası seyyar borsa simsarlarıyla dolunca, piyasa yerinde bir deyimle allak bullak olmuş ve sonuçta bunun önünü kesmek amacıyla 1565 yılında Sir Thomas Gresham (1519-1579) başkanlığında ve Royal Exchange adı altında İngiltere kraliyeti tarafından ilk borsanın kurulması yönünde çalışmalara başlanmıştır. Ancak kraliyete ait özel bir kuruluş olarak 1571 yılında I. Elizabeth (1533-1603) tarafından resmi açılışı gerçekleştirilen bu ilk borsa, 1939 yılında ticarete kapatılmış olup şu anda yerinde bir alış-veriş merkezi bulunmaktadır.

İlk düzenli borsa, 3 Mart 1801 yılında açılmış ama hisse satışları gizli tutulmuştur. Satışların halkın takip edebileceği şekilde açık olarak idare edildiği ilk borsa ise 1986 yılında kurulmuş olup, bugün hala geçerli olan ve dünya para piyasasında kısaca ticaretin kalbinin attığı yer olarak anılan, içinde ünlü İngiliz saat kulesi Big Bang’in de bulunduğu ticaret meydanında yer almaktadır. Bu doğrultuda her gün kulakları sağır eden bir uğultu ve gürültünün hakim olduğu, yüksek sesle hisse senetlerinin durumunu bildirmelerinin yanı sıra indiğini, çıktığını ya da ne durumda olduğunu bir takım özel işaretlerle halka duyuran borsa simsarlarının alım satım yaptığı ve bugün dünyanın en önde gelen borsası olan Londra borsası mesai saatinin bitimi, yazar panoların ve bilgisayarların susmasıyla derin bir sessizliğe gömülmekte, ama ertesi gün aynı tempoda çalışmaya başlamaktadır. Tarihte İkinci Dünya Savaşı‘nın başlamasıyla altı gün kapalı kalan borsa, ilk şoku atlatmasının ardından aynı hızla çalışmaya devam etmiş ve sadece V2 roketlerinden birinin binaya çarptığı gün kapalı kalmıştır. [2]

Peki şu anda yerle bir olan New York Borsası’nın tarihçesi nasıl?

Dünyanın en büyük borsası olan New York Borsası, ilkin 17 Mayıs 1972 yılında 24 broker ile resmi olarak çalışmaya başlamıştır. Bugün modern dilde broker olarak adlandırılan borsa simsarlarının Çınar Ağacı Anlaşması adıyla bilinen (Buttonwood Agreement) ve bu nedenle üzerinde çınar ağacı resmi olan sözleşme dökümanını imzaladığı anda kaderinin değişeceği borsa kısaca Wall Street olarak anılmaktadır. [3]

Türkiye’de ise borsanın tarihi Osmanlının son dönemlerine kadar uzanmakla (özellikle bono piyasası) birlikte 1970 ve 1980 lerin ilk yarısında, mekan olarak Sirkeci Vakıf Han’da bir tür tezgah üstü piyasa (OTC; over the counter) şeklinde faaliyette bulunuyordu. (Tezgah üstü piyasalarda, sermaye piyasasına aracılık eden kurumlar, kendi aralarında bir borsanın belirleyici kural ve tüzüklerine uyma zorunluğu duymadan işlem (alım/satım) yaparlar.Bugün en gelişmiş piyasalardan biri olan Amerika Birleşik Devletlerinde bazı küçük işlem hacmine sahip firmalar, borsa haricinde OTC olarak işlem görürler.) İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), konjektürel gelişmeler sonucu, hisse senetlerinin ticaretinin düzenlenmesi ve standartlaştırılması amacıyla 1986 yılında Karaköy-Tophane’de faaliyete geçmiş bulunmaktaydı. Günümüzde, kendi modern binasıyla İstinye’de faaliyetini sürdürmektedir. İlk zamanlarda az sayıda şirket, düşük işlem hacmi ve Türk ekonomisine endeksli hareket eden İMKB, günümüzde Hisse Senetleri Piyasası’nda 330′dan fazla şirketin hisse senedi, Tahvil ve Bono Piyasası’nda ise devlet tahvili ve hazine bonolarının yoğun olarak işlem gördüğü bir borsa haline gelmiştir. Hisse Senetleri Piyasası’nda günlük ortalama 1 milyar Dolar, Tahvil ve Bono Piyasası’nda ise günlük ortalama 8,5 milyar dolarlık işlem hacmiyle dünya ekonomileriyle entegre bir şekilde faaliyetini sürdürmektedir. [4]

[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Borsa

[2] İlklerin Kitabı – Trevor Homer – Pegasus Yayınları – 1. Baskı – Sayfa: 287/288

[3] İlklerin Kitabı – Trevor Homer – Pegasus Yayınları – 1. Baskı – Sayfa: 288/289

[4] http://tr.wikipedia.org/wiki/Borsa