Robotik Teknoloji ve Yapay Zeka

Bunu söylediğimde bana “Bağnaz” diyenlerden tutun da “Ne biçim bilgisayar mühendisisin?” gibi daha bilgisayar mühendisliğinin ne olduğundan habersiz viranelerin laflarıyla muhatap oluyorum. Umarım bu köşe yazısında yazacaklarımı, sıkıntımı ve derdimi size anlatabilirim.

İnsanoğlu garip bir “yaratıktır”. Kusura bakmayın, ama kendi b.kumuzda boğulacak duruma gelsek, başkalarını suçlarız veya hep bir şey ararız. Yobazlar “Allah’ın işi, dinden imandan çıkarsanız böyle olur” der (17 Ağustos depreminde bu lafları duydunuz, yanlış mıyım?), hayvan düşmanları “Hayvanlar her yere işer sıçarsa böyle olur” der, kömünistler “Faşistler yaptı”; faşistler ise “Kömünistler yaptı” der. Yeşil Barış’ın üyeleri (Green Peace) kendilerini bir yerlere çiviler ya da bir gemiye çıkartma yaparlar. Akıllı olanlarsa “Kendimiz ettik, kendimiz bulduk” der, ama bu kişileri de ortalıkta fazla göremezsiniz, laflarını çok dillendirmezler, kendi alemlerinde yaşarlar. Engizisyon mahkemeleri kurulabilir her an, mazallah!
Biz her şeyin ucunda yaşamayı severiz. İçkiyi en uç noktasında içer dağıtırız, sigarayı uç noktasında içer ciğerlerimizi lastik top boyutuna getiririz, oyun oynamayı severiz ama sardırıp dünyadan irtibatımızı keseriz, müzik dinlerken kolumuzu jiletleriz, yıllarca araba hayali kurar alınca da hız yapmak matah bir şeymiş gibi ayağımızı gazdan çekmeyiz (sonra da bir bakarsınız kaza yapıp arabanın içinde sıkışmışız, “Yardıııııım” diye yalvarıyoruz), eğlenceyi ve ünü severiz ama paramız yetmez, bu sefer de zengin iş adamlarının kucaklarında gezeriz, teknolojiyi cep telefonundan ibaret zannederek her ay yeni bir cep telefonu alırız ve etrafımızdakilere “çok teknolojiğim” diye caka satarız, delikanlı ve harbi adam olmayı kravatsız takım elbise ve belimizdeki silah zannederiz vs vs… Liste uzun, anlayan anladı.

Böyle uç noktalarda işler yapan insanoğlu, yapay zeka ve robotik teknolojilerde de uç noktaya gidebilir. Yok “belleğin sırları”, yok “beyin dediğimiz şey” gibi artık öğğğkkk getiren konulara tekrar tekrar değinmeyeceğim (dergileri takip ederseniz, mutlaka 2 ayda bir birinde bu konuyu bulursunuz). Size sadece bir örnek vereceğim ve bu örneği de, kız görünce şeyini gerdiren Recep İvedik karakterini baş tacı yapan, kız görünce laf atmayı erkek olmaktan sayan toplumumuzun en sevdiği konudan vereceğim: Cinsellik.

Dünyadaki kadınların pek çoğunda şöyle bir sorun vardır: Erkek dürtüleri ve “isterikliği” ile kadınınki farklıdır. Pek çok kadın için ön sevişme çok önemliyken, erkek genelde 5 dakikada beşiktaş modunda takılır. Hal böyle olunca pek çok kadın cinsel yaşamında mutsuz. Bazı çok bilmişlerin iddia ettiği şeyin aksine, kadın “akıllı” bir canlıdır, karda yürür ayak izini belli etmez. Kurnazdır. Toplumda “erkek aldatır” gibi görünse de, iddia ediyorum kadınlar daha çok aldatıyor. Ama biz erkekler safız biraz, boynumuzda kocaman bir morlukla eve gideriz, soyunurken sırtımızdaki tırnak izlerinin farkında değilizdir vs vs.

Bu örnekten yola çıkarak, şöyle bir robot yapıldığını düşünün: Tamamen kadının istediği doğrultuda ön sevişme yapabiliyor, insan derisinin aynısı bir kaplaması var, cinsel organı tam tatmin düzeyinde, kadının o anki arzularını okuyarak yavaş ya da hızlı olabiliyor. Sizce kadınlar, ayı gibi sevişen ve tamamen kendini düşünen erkek “insan”ı mı seçer yoksa erkek “robotu” mu? Bence robotu seçer… Bu durumda ne olur hiç düşündünüz mü? Üstelik dilerse kadın bu robottan hamile de kalır. Günümüzde cinsiyeti bile belirlenen sperm üretimi ya da kullanımı yapılabiliyor. Eee erkek ne yapar bu durumda? Sperm bankalarında mastürbasyon yaparak sperm verir, başka da bir şey yapamaz. Kadın, hamile kalmak isterse dünyaya “erkek” getirmek ister mi sizce böyle bir durumda? Bence yine hayır… Peki erkeklik denen cinsiyet ne olur? Yok olur…

Umarım demek istediğim anlaşılmıştır. Robotik teknolojiler ve yapay zeka, oldukça özenli ve kontrol edilmesi gereken konulardır. İnsanoğlu uç noktaları sever, sonra robotlar kontrolü almasın! Benim fikirlerime en yakın film şu ana kadar iRobot (Ben Robot – http://www.sinema.com/film/5222/ben-robot) oldu, izlemediyseniz tavsiye ederim.

Ortaya Karışık 1: Geçtiğimiz hafta Kaspersky Internet Security 2010 (KIS 2010) deneme sürümünü bilgisayarıma kurdum. İtiraf ediyorum, Kaspersky Internet Security kullanıcısıyım. Ama belki daha tam “gelişmediğinden”, belki de canları böyle istediğinden olsa gerek, KIS 2010 bana cehennem azabı yaşattı. Winamp temam gitti, BSPlayer’ı kendi kendine yasakladı, SnagIt programı çalışmaz oldu, kendi kendine İnternet sitelerine erişimi engelledi ki bu özelliğinden dolayı Eset Smart Security’ye gıcık olurum. Tamam bütün bunlar ayarlanabiliyor, izin veriyorsunuz zart zurt. Zart zurt çünkü bunu ben yapabiliyorum, peki acemi kullanıcı ne yapacak? Teknolojiden soğutmayın kardeşim insanları! Sonuç: KIS 2009 lisansımı bir yıl daha uzattım, KIS 2010 kullanmayacağım.

Ortaya Karışık 2: Toplum olarak kokuşuyoruz, hem de çok fena… Bu kokuşmuşluğumuzun en güzel örneklerinden birini, Mavi Jeans’in “Burası İstanbul” reklamında görüyoruz. Empoze edilmeye çalışan şey, “İstediğinizi giyin” düşüncesi. Biz Ankara’dakiler şalvar falan giydiğimiz yok, ama olay “İstanbul” üzerinden dönüyor. Tabii bu aynı zamanda yurtdışında da mağazaları bulunan Mavi Jeans’in satış stratejisi. Nitekim yurtdışında pek çok insan İstanbul’u Türkiye’nin başkenti zanneder, Ankara’dan haberleri yoktur. Erkek olarak kıçınızın arasına kaçan, kız olarak da kıçınızdan düşen pantolon giymenizin hiçbir sorunu yok, özentilikte sınır tanımayalım yeter.

Ortaya Karışık 3: Şimdi kokuşmuşluğun “çocuk” ve “genç” versiyonuna geliyoruz. Malumunuz okullar açıldı. Biz de okuduk lise, biliyoruz neyin ne olduğunu. Annemizin karnından bu yaşta çıkmadık :) Ankara’da havalar soğudu, bazı günler haricinde üzerinize bir şey almadan gezemiyorsunuz. Hele sabahın köründe, hiç! Ağzınızdan duman çıkıyor! Böyle bir sabahta, liseli kızların eteklerinin bir karış, erkeklerin kafalarının jöle damlayan bir konumda olduğunu gördüm. Hem de öyle bir iki örnek değil, maaşallah hepsi birlik yapmış gibi 10 tanesinden 8’i böyleydi. Ben namus bekçisi değilim, 18 yaşından küçüklerin namusundan aileleri, 18 yaşından büyüklerin namusundan da kişinin kendisi sorumludur. Benim demek istediğim şu: İstersen hiç etek giyme, direkt külotla çık, umrumda bile değil. Ama unutma ki, bir taraflarını üşütürsen, bunun acısını ömrünün sonuna kadar çekersin. İstersen duştan çıkıp, havlu değdirmeden sırılsıklam saçlarla çık sokağa, umrumda değil. Ama unutma ki, o kafatasının içinde, seni hayvanlardan ayıran bir beyin var ki, üşütmeye pek gelmez.

Ortaya Karışık 4: Yeni moda yürürken cep telefonuyla müzik dinlemek. Ama kulaklıkla değil, doğrudan hoparlörlere verip de dinlemek. Genelde genç erkekler ve kızlar arasında moda. Bu görüntü, bizim zamanımızda Amerikan filmlerinde görmeye alıştığım zengi rapçileri hatırlatıyor. Onlar da omuzlarında müzik seti, öyle geziyordu. Bu bir suç mu? Değil… Ama bana göre son derece komik, “görmemişlik” göstergesi. Ben müziksiz yaşayamayan biriyim, şu anda bu yazıyı yazarken de müzik dinliyorum. Ama “ben” dinliyorum, üst veya alttaki komşularım melodilerime yoldaş olmuyor.

Ortaya Karışık 5: Hani birileri çıkıyor, “Efendim yasal MP3 kullanın, sanatçı kazansın daha güzel eserler yazsın” gibi tırışkadan laflar ediyor. Buyrun efendim, aşağıdaki ekran görüntüsüne iyiceeee sindire sindire bakın ve yazılanı okuyun lütfen. Ne mi oldu? Bilmem kaç GB’lık yasal MP3 arşivim helak oldu. Nedeni çok basit, format atmadan önce, yasal MP3’ler için gereken sertifikaların yedeğini almayı unuttum ve tekrar yasal MP3’lerimi aktifleştiremiyorum, “Daha önce aktifleştirildi” diyor. Peki ben ne yaptım? Dosya kurtarma programları ile sertifikaları mı kurtardım? Hayır hayır, para verdiğim şey için bu kadar uğraşmam (parayla rezil olmak bu olsa gerek)… Bu giden MP3’lerimin hepsini “yasal olmayan” yöntemlerle yeniden indirdim. Çıksın şimdi biri bana dava açsın da, mahkemede görüşelim…

lisansliMP3

Ortaya Karışık 6: Hep dediğim bir şey var: “Herkes bildiği işi yapsın”. 4 Ekim 2009 Habertürk gazetesi, sayfa 2. Twitter’ın kurucusu Evan Williams ile ilgili bir haber var. Haber şöyle başlıyor: “MESAJLAŞMA sitesi ‘Twitter’ın kurucusu…” Twitter mesajlaşma sitesiymiş de haberimiz yokmuş! Twitter micro blogtur, Türkçe karşılığı da mini İnternet günlüğü olarak çevrilebilir. Hiç olmadı “sosyal ağ” dersiniz, daha anlamlı olur. Twitter, MSN Messenger gibi bir şey değil ki “mesajlaşma” sitesi olsun! Artık bu haberi ekonomi muhabiri mi yazdı, kim yazdı belli değil. Tek bildiğimiz “Dış Haberler” olduğu. Bu haberi okuyan bir kullanıcı Twitter’ı MSN Messenger gibi bir şey zannedecek, girecek, ama öyle bir şey yok. Sonrasında da “Ben yapamadım, bak millet ne güzel mesajlaşıyor” diyerek kendini teknoloji özürlüsü zannedecek.

haberturkTwitter

Yorum Yaz