Arşiv: 'Yaşam'

Haydi Buna da Yorum Yapalım :)

Açıkçası şu ana kadar online alış-veriş sitelerine girip de bir iç çamaşırı bakayım gibi bir durumum olmadı. Zaten elektronik haricinde alış-veriş yapmayı da sevmem. O yıl alış-veriş yapmamak için türlü bahaneler uydururum kendi kendime: Yeteri kadar t-shirtüm var, yazın kot giyilmiyor kışın düşünürüz vs vs. Hepsiburada.com’u son ataklarından ve müşteri memnuniyetini ciddi anlamda geliştirmesinden dolayı tebrik ediyorum. İnternet üzerindeki en büyük alış-veriş noktalarımdan birisi oldular. Az önce indirime giren ürünlerle ilgili bir e-posta gönderdiler.

Markalara bakarken, bir iç çamaşırı ve fantezi ürünleri satan firmaya denk geldim. O zamana kadar bu konuda hiç araştırma yapmamıştım :) Aslında en merak ettiğim bu ürünlere yorum yapılıp yapılmadığıydı: “Geçen bir jartiyer takımı aldım, kocam Osman üstümden inmek bilmedi” gibisinden bir yorum olabilir miydi acaba :)

Ürünlere baktım, tahmin ettiğim gibi hiç yorum yapılmamış. Bu tarz ürünler üreten şirketlerin Türkiye’deki durumunu düşündüm. Eş dost arasında, çok samimi olmadıkça ne yaptığını söyleyemezsin. Eh eşin de söyleyemez. Gizli ajan modundasın sürekli :) Bir yandan da eşleri bayram ediyordur bence, iç çamaşırı derdi kalmıyor :)

Ya da düşünsenize Durex prezervatiflerinin kalite kontrol bölümünde çalıştığınızı… Çalıştığınız şirketi ve departmanı söylüyorsunuz, şöyle bir cevap alıyorsunuz: “Abi nasıl kontrol ediyorsunuz? (pis pis sırıtışlar :))”. Kız bile vermezler adama: “Aman kızım aman, aldatır bu adam seni” :)

Bakıyoruz listeye, en çok bu ürün satılmış. Manken 10 numara taşımış, ama bunu kaç tane Türk kadını giyebilir, merak ettim açıkçası. Geniş kalçalar ve göbek… Aklıma çok fena espiriler geliyor, ama o kadarını da yazmayalım :)

Küresel Isınma (Global Warming)


Kısa Kısa Askerlik Hatıraları – 2

KBRN (Kimyasal-Biyolojik-Radyoaktif-Nükleer) timindeyim. Üzerimize tulum gibi bir şey giyiyoruz, ayaklarımızda bot kılıfları var. Tulumun ayrıca başlığı da var. Eldiven ve acil durumlar için gaz maskesi de yanımızda. Tulum öyle bir şey ki, giyilmesine giyiliyor, ama tek kişi üzerindeki tulumu çıkartana kadar 2 kilo veriyor.

Eğitim alıyoruz. Başımızdaki astsubay (isim vermiyorum :)) “Karşımızdaki dağlara atom bombası atıldı, ne yapacaksınız?” dedi. Ben de toyum daha, çalıştığım askeri bilgi ile cevapladım: “Geleceğe yöne sırtımızı dönecek şekilde yere uzanır, başımızı korur, ayak topuklarımızın hafif yukarı kaldırarak vücudumuzu koruruz” dedim. “Ulan ne cevap verdim ama” diye düşünürken, astsubay “Yanlış” dedi. “Atom bombası atıldığında bir b.k yapamazsın, ben sizin yerinizde olsam sigaramı yakar manzaranın keyfini çıkartırım, nasıl olsa birkaç saniye sonra öleceksiniz” dedi. Her şeyin standart askeri bilgi olmadığını o gün anladım :)

Fark Burada İşte

Konu aslında insan evrimi ile ilgili. İki yıl önce yapılan bir kazıda 13 yaşındaki bir çocuğa ve 20-30 yaşlarındaki bir kadına ait kafatası, alt çene, kürek, köprücük, kalça, kaburga, kol ve bacak kemiklerine ait parçalar bulunmuş. Bu işlerde kullanılan tekniklerle (faunal, sedimentolojik ve palaeomagnetik) buluntuların 1,95 – 1,78 milyon yıl öncesine ait olduğu anlaşılmış. Şu anda kimileri bu fosillerin insanın atası olup olmadığını tartışadursun, bu yazıda bana göre daha önemli bir nokta var:

“Malapa’nın kuzeyindeki çökelti mağaralarında yapılan keşif, Güney Afrika Witwatersrand Üniversitesi’nden Lee Berger yönetimindeki ekibe ait. Berger’in 9 yaşındaki oğlu da bu ekibe dahil!

Lee Berger kim yahu dedim, adam Amerikalı çıktı (link burada). Olaya bakın yahu! Biz 9 yaşındaki oğlumuzu araba çarpar, toz topraktan mikrop kapar, ak olur, bok olur diye dışarı çıkartmayız. Sonra oğlumuz büyür 30 yaşında adam olur, ama ne yazık ki mal olur. Bir hobisi olmaz, okumayı sevmez, doğayla tek buluşma noktası mangal yapmak üzere programlanmıştır. Sıradan bir memur ya da işini sevmeyen biri olur, bütün hırsını da çevresinden çıkartır. Trafikte diğer sürücülerden, evde ailesinden vs. İşte kafa farkı burada beyler bayanlar, görün, anlayın artık! Hele hele bu yaştaki kız çocuklarını okula göndermeyen zihniyetlere ne söylesem azdır. Sövsen de dövsen de anlamaz bu zihniyet…

Kaynak: NTV BLM, Mayıs 2010

Kısa Kısa Askerlik Hatıraları – 1

Bir anda ortaya atılan bir söz dilden dile dolaşıp size farklı bir şekilde dönebilir. Faaliyetlerden dolayı çok fazla televizyon izleyemez, gazete okuyamazsınız. Radyo zaten yasaktır (yerine göre değişebilir). Böyle “kolpa haberciliğin” son noktasını askerliğimin 2′nci ayında yaşadım. Bir habere göre Hayko Cepkin ölmüştü. Daha toyuz tabii, her söylenene inanmamamız gerektiğini bilmiyoruz. 1 ay boyunca Hayko Cepkin öldü diye dolandık. Sonrasında gazetede şans eseri haberini okuduk da ölmediğini anladık :)

Askerlik Sonrası Yeniden Sahalardayım

Askerlik anıları herhalde bir erkeğin olmazsa olmazı ve ömür boyu anlattığı şeylerdir. Bazıları abartılır (siz orda değildiniz nasıl olsa), bazıları güldürür, bazıları da ağlatır. Başımdan çok şey geçti çünkü Kara Kuvvetleri denetlemesine girdim. Son günümde bile “alarm” verildi. Kamuflaj ve silahımı teslim ettiğimden ne yapacağımı bilemedim, benim durumumdaki arkadaşlarla gözden ve gönülden uzak bir yerlere saklanmak durumunda kaldık. Ama burada kalkıp anılarımı anlatmayacağım, yeri pek de burası değil.

Benim gibi teknoloji ile oldukça haşır neşir olan insanlar için piyasadan 1 aylık bir uzaklık bile çok şeyi değiştirirken, 5 buçuk ay uzak kalmak bayağı bir şeyi kaçırmama neden olmuş. Şimdi bunları toparlamaya çalışıyorum, çok uzun zaman alacağını zannetmem :)

Geldiğim gün sudan çıkmış balığa döndüm. Nereye bakacağımı, neyi okuyacağımı şaşırdım. E-postalar herhalde 10 bin adedi geçmiş, Outlook “yandım abi, bir el ver” derken, güncellemelerin sayısını bile hatırlayamıyorum. Allah’tan fiber optik İnternet kullanıyorum da, güncellemeler için kahveli ve kırmızı gözlü geceler geçirmek zorunda kalmadım. Bir de SMTP krizi yaşadım ki, sormayın gitsin. Portu 587’ye çekmişler, tabii ben dünyadan bir haber :) Dizüstü bilgisayarlarda i3, i5 ve i7 işlemciler kullanılmaya başlanmış, i7 olanlar bana çok fena göz kırpıyorlar :) Hepsiburada.com tekne satmaya başlayarak önüme geleni satarım moduna gitmiş, Google yine boş durmamış (Google Buzz özelliği ve Google Chrome’da eklenti destekleme olayı en gözüme batanlar), PHP 6. Versiyonuna ulaşmış… Günlük hayata dönersek Converse ayakkabılar halen moda, demek ki Türk insanının kafa yapısı pek de değişim göstermiyor. 20 yıl da ayrılsam döndüğümde herkesi aynı bulacağım :)

Geçtiğimiz günün en dramatik olayına değinerek bu yazıyı sonlandıracağım. “Son ziyaret tarihi”ni yazan sitelerde nostalji yaşadığımı ve “Vay be, en son askere gitmeden 1 gün önce girmişim” diyerek aradan geçen zamanı yâd ettiğimi itiraf ediyorum.

Beni Twitter’dan takip etmeyi unutmayın: http://twitter.com/canartuc

Askerden Merhabalar…

Ey ahali!

Askerden sizlere ilk kez sesleniyorum… Daha önce nerede olduğumu belirtmiştim, hatırlatayım: Çanakkale/Gelibolu/Dirikköy’de bulunan ve duyduğumuza göre “mezarcı” olarak tabir edilen İstihkam Alayı’ndayım. Geçtiğimiz hafta itibariyle bölük yazıcısı olarak aktif görev üstlenmeye başladım :) Kara Kuvvetleri Denetlemesi olacağı için sürekli spor konusunda tabir caizse “yardırıyoruz”. Perşembe günü 6 km’ye yakın koştuk örneğin. Benim gibi hayatı bilgisayar başında geçmiş biri için ilk başlar zorlu oldu, ama artık tempoya alıştım :) Daha söyleyecek çok şey var, ama bi’tanem webcamde beni bekliyor :) Tekrar görüşmek dileğiyle, sevgiler…

Askerlik ve Geride Bıraktıklarım

Askerlik görevi… Kimilerine göre vatan borcu, kimilerine göre erkek namusu, kimilerine göre gereksiz ve zaman alıcı bir şey. Ben burada ayan beyan fikrimi dile getirmeyeceğim, ama tecilimi bozarak askere gittiğimden dolayı, askerlik konusunda ne düşündüğümü anlayabilirsiniz :) Şayet gereksiz bir şey olduğunu düşünseydim, mümkün olduğu kadar tecil hakkımı kullanırdım.

Fikirler ne olursa olsun, askerden dönen gerek dostlarımda, gerekse de kan bağım olan akrabalarımda (en yakın örneği ağabeyim) hep bir şey gördüm: Dünyaya farklı bakış açısı… Sinir manyağı olan nice tanıdıklarım, süt dökmüş kedi gibi; kıçını kaldırmaya üşenen nice tanıdıklarım da “hormonlu” hiperaktif gibi döndüler :) Demek ki askerlik biraz da efsunlu bir şey :)

Gideceğim yer henüz belli değil, yedek subay mı yoksa kısa dönem mi olacağım da henüz açıklanmadı. 9 Aralık 2009 öğleden sonra ya da 10 Aralık 2009 sabahtan açıklanacak. Eğer yazma imkanım olursa, burada belirtirim (10 Aralık 2009 Güncelleme: Acemiliğimi kısa dönem er olarak, 2. Kolordu İstihkam Alay Komutanlığı Dirikköy, Gelibolu, Çanakkale’de yapacağım).

Askerlik hakkında herkes bir şey dese de (şu son zamanlarda en fantazi şeyleri bile duydum :)), askere gitmek üzere olan biri olarak psikolojiniz şöyle oluyor: Yahu gitmeden önce şunu da yapsaydım… Ama ne yazık ki hepsine ya zaman ya da gücünüz (maddi ya da manevi) yetmiyor. Bazı şeyler hayırlısıyla döndükten sonra defterimde yazılı :)

Aranızda bulunamayacağım süre içerisinde, heyecanlı ve bu tarz durumlarda eli ayağına dolaşan, teslim olacağım hafta hasta olduğu için morali bozulan, gülüşü ve sakinliğiyle benim deliliğimi ve âni kararlarımı dengeleyen kız arkadaşımı; güzel yemeklerini ve her ne kadar “Anne bu tarz konular ilgimi çekmiyor” desem de bir türlü anlatmaktan vazgeçmeyen “oğluş diye seslenen” annemi; panik atak olduğunu iddia etmeme rağmen bir türlü kabullenmeyen “Ne olacak bu ülkenin hali” babamı; yıllar geçmesine ve aramıza mesafeler girmesine rağmen çok konuşamasak da aramayı unutmayan dostum “N’apıyon birader?” Barış’ı; her ne kadar çok iyi anlaşarak geçiremediğimiz bir çocukluğumuzun ardından aramızda kopukluklar olsa da, arada bir yanına uğrayarak kola içtiğim “göbekli” ağabeyimi; herhangi bir ücret almadan büyük bir özveri ile sizlere özgün bilgi sunan ve artık bir aile olduğumuz Teknovole.com ekibini; Teknovole.com’a sahip çıkarak bizlere güç veren siz değerli okuyucularımızı çok özleyeceğim. Beni unutmamanız için arkamda 30 yazı bıraktım. Bu yazılardan biri 10 seri halinde yayınlanacak olan “Veri İletişimi ve Bilgisayar Ağları” ile diğeri 20 seri halinde yayınlanacak olan “Düzenli Bilgiler Kümesi: Veritabanı”dır. Seri numaralarından anlayacağınız üzere oldukça detaylı yazılar. Bu konularda bilgi sahibi olmak isteyen herkesin rahatlıkla okuyabilmesini hedefledim. Bir Teknovole.com klasiği olarak, her ikisi de özgün yazıdır (yayınlandıkları zaman fotoğraflardan göreceğiniz üzere, ekran görüntüleri, illüstrasyon ve fotoğrafların pek çoğunu da ben hazırladım). Her iki yazı da haftada Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri olmak üzere yayınlanacaktır. Veri İletişimi ve Bilgisayar Ağları serisi 14 Aralık 2009’da, Düzenli Bilgiler Kümesi: Veritabanı serisi ise 11 Ocak 2010’da yayınlanmaya başlayacaktır. Hakkınızı helal edin, dualarınızı esirgemeyin lütfen.

Sağlıcakla kalın…

Askerlik

1 Aralık 2009 itibariyle, “izinli asker” durumundayım :) Yaklaşık 10 saatlik bir “ilk gün” askerliğinden sonra 12 Aralık 2009′da teslim olmayı bekliyorum. Yer henüz belli değil, 9 Aralık öğleden sonra ya da 10 Aralık sabahtan itibaren öğrenilebilecek…

Bu arada 2 ve 3 Aralık’ta sınava girecekler varsa tavsiyem, mümkün olduğunca erken gidin. Ben Ankara Zırhlı Birlikler Okulu’nda sınava girdim ve sabah saat 7′de sıraya girmeme rağmen 617 sıra numarası alabildim.

Nerde O Eski Bayramlar

Benim çocukluğumun bayramlarında, bilgisayar dediğimiz şey daha yeni yeni çıkmış, ama hiçbiri renkli ekranla sunulmayan ve dünya parası olan ürünlerdi. Dolayısıyla çok fazla kişide olmazdı, bu yüzden ortalığı Amiga ve Commodore 64 kasıp kavururdu. Ankara Atakule’nin en alt katındaki “DreamLand”in yerine alış-veriş merkezi yapılmamıştı henüz.

Sabah kalkar, bayramlıklarımızı giyer ve yollara dökülürdük. İlk başta büyükler ziyaret edildiğinden, onlarda yukarıda bahsettiğim ürünler olmazdı. Dolayısıyla saygıda kusur etmez, bir kenarda oturur, şeker, pasta, börek çörekle karınlarımızı bir güzel doyururduk. Karnımızı doyurmak bu noktada çok önemliydi, nedenini birazdan anlayacaksınız :)

Eğer bayramda cepleri güzel doldurmuşsak, o dönemde Ankara Tunalı Hilmi Caddesi’nin, Kennedy Caddesi ile birleştiği noktadan Karum tarafına doğru yürürken, bir bina altındaki Atari salonuna uğrar (Atari normalde bir markadır, ama o dönemde oyun oynanan yerlere Atari salonu denilirdi – bu salonun yerinde artık ucuza kıyafet satan, hemen yanında da balık yenilecek bir yer var. Ankara’yı bilenler nereden bahsettiğimi anlamışlardır), bir iki el Final Fight ‘ın ilk versiyonlarını oynardık ağabeyimle. O her zaman Haggar, ben de her zaman Cody karakterini seçerdim. Sonra birkaç el de Street Hoop oynardık. Eğer cepleri iyi doldurmuşsak bütün paramızı burada jetonlara harcamaz, birikim yapar, gelecek haftalarda Atakule’deki DreamLand’e gitmenin hayalini kurardık.
Final FightStreet HoopÇevremizde tek PC’si olan, babamın iş arkadaşı Bülent Genç ağabeyimizdi. Siyah beyaz ekranda 1-2 saat kadar Grand Prix Circuit oynardık. Karınlarımızı daha öncesinde doyurmuş olmamız çok büyük bir avantajdı çünkü başından kalkmamıza gerek kalmıyordu :) Ailelerimiz bize çok karışmazdı çünkü evler arasında 5 dakikalık yürüme mesafesi vardı. Bu yüzden geç kalma gibi bir sıkıntımız olmazdı.
Grand Prix CircuitEve döndüğümüzde küçük bir para hesabı yaptıktan sonra ağabeyimle zamanına göre Commodore 64 ya da sonrasında rahmetli babaannemin teşviğiyle satın aldığımız ikinci el Amiga 500 Plus ile oynamaya devam ederdik. Benim favori oyunlarımdan biri Sensible Soccer’dı. Şu ana kadar Ankara kapsamında oyunu oynadığım kimse beni yenememişti :) O dönemlerde joystick kullanılırdı. En pahalı joystick Apache marka olan, en ucuzları ise top şeklinde oyun kolu ve yanlarında iki düğmesi bulunanlardı. Benim en sevdiğim de bu top şeklinde oyun kolu bulunanlardı.
Sensible SoccerjoystickBayramın diğer günlerinde, başka aile arkadaşları bize gelirdi. Genellikle bizim yaşlarımızda çocukları olur ve bir güzel Amiga oynardık. Bir yandan kek, börek, çörek yer; bir yandan kolalarımızı içerken ebeveynlerimizin duymayacağı şekilde geğirme yarışması düzenler ve bir yandan da oyun oynardık. Hayatımın en güzel bayramları bu şekilde geçti.

Şimdiye gelirsek… Pek çok aile dostumuz ya taşındı ya da vefat etti. Artık bayramda pek de fazla gelen gidenimiz yok. Hatta o kadar ki, evlenen ağabeyim bile bayramda baba evine pek uğramıyor. 15 yıllık arkadaşım Barış Arslan, işi ve eşi gereği Kayseri’ye taşındı. Yaklaşık bir ay önce de oğlunun 2. yaşgününü kutladık. Şimdi çevreme bakıyorum da, ahhhh nerde o eski bayramlar? Bayram harçlığı alacağımız yerde veren konumuna girdik :) Bazen Barış, bayramda Kayseri’den annesinin yanına Ankara’ya geliyor ve eski günlerin hatırına PlayStation’da PES oynuyoruz, ama hiçbir şey çocukken olduğu kadar güzel olmuyor.

Bayramınız kutlu olsun…