Ailemize katıldığında ilkokula henüz başlamıştım. Babam akşamları çok fazla dışarı çıkmayı seven bir insan değildir. 19 litrelik damacanalar o dönemlerde yoktu, genellikle 5 litrelik pet şişe suyu alıyorduk. Akşam su bitmişti, o saate daha ilkokula yeni başlayan ben ile benden 5 yaş büyük ağabeyimi markete göndermezlerdi (normal saatte bile göndermezlerdi, cadde üzerinde oturuyorduk, belki bilirsiniz Ankara Küçük Esat’ta Bülbül Deresi Caddesi). Babam gitti, suyu aldı geldi. “Yarın size bir sürprizim var,” dedi. Açıkçası bir köpek alacağını hiç düşünmemiştim çünkü o zamana kadar hiç böyle bir sohbet olmamıştı. Babamdan hikayeyi dinledik:
“İri kıyım bir adam, paltosunun içine siyah bir köpek koymuş, o da kafasını paltodan dışarı çıkartmış sağa sola bakıyor. Adama ısrar ettim, bana sat dedim o da sattı,” dedi. Adını ben koydum: Sammy. Nerden geldi aklıma bilmiyorum, ama rahmetli babaannem pembe dizileri (özellikle Yalan Rüzgarı) çok severdi. Herhalde orda bir karakter vardı ve adı Sam’di. Bana hep “Sam’e benziyorsun,” derdi. Benim de aklımda bu kalmış, “Sam erkek ismi, gelecek köpek dişi. Sammy yapsak olur herhalde” diye düşündüm. Adı Sammy oldu. Büyüdükten sonra birkaç kez yabancı televizyonlarda Sammy isminde bayanlar görmüştüm, ama ben tamamen tesadüfi bu ismi verdim.
İlk geldiği günü hatırlıyorum… Yanlış hatırlamıyorsam 1.5 aylıktı ve o dönemin parasıyla 1 milyon 400 bin liraya almıştık. Annem hayvanlarla, babam da kedilerle büyümüştü. Ama ben hiçbir şeyle büyümemiştim. Ailemizde hayvan sevgisi vardı, ama canlı canlı hiç kucağıma oturmamıştı ki! Geldiği zaman kucağıma oturttuklarında, kendimi geriye doğru çekmiş, korkmuştum. Dokunamadığımı hatırlıyorum…
Sonrasında pek çok hikaye ve macera var. İzmir Çeşme’de denize soktuğumuzda geriye doğru yüzüp kaçmaya çalışmasından tutun da, kızışma dönemlerinde oyuncaklarını yavru sanıp sahiplenerek yanlarına bizi yaklaştırmamasına kadar… Ama bunları bencillik yapıp paylaşmayacağım çünkü bu güzel anıların kendime kalmasını istiyorum. Bu yazıyı okuyan herhangi birinin “Amaaaan ne olmuş, it işte,” diyebileceği olasılığına karşılık, anıların bende “kirletilmemiş” bir şekilde kalması çok önemli. Sadece bir anımı anlatacağım…
Sammy yalamayı çok seven bir köpek değildi. En çok yaladığı, boğuştuğumuz zamanlarda kendini ayarlayamayıp elimi sert ısırır ve benim de “Kız ne yaptın, canım acıdı,” demem üzerine özür diler gibi ısırdığı yeri yalamasıdır. Onun haricinde yalama huyu yoktu. Sammy 4 yaşında kalp hastası olmuştu, o günden bu zamana kadar hep özel diyet mamalarla yaşadı. Bir kere de olsa çiftleştirmeyi istedik, ama birincisi hanımefendi çok seçiciydi, ikincisi de veterinerimize göre doğum sırasında masada kalma tehlikesi vardı. Kızışma dönemi çok sancılı geçmediğinden, biz de sesimizi çıkartmadık, çiftleştirmedik. Bu durumdan dolayı 10 yaşında memelerinde tümör oldu, ameliyat ile alınması gerekti. Sammy çok güçlü bir köpekti, öyle kolay kolay canının yandığı için inlemesini duyamazdınız. Yaşı ilerlemesine rağmen, ameliyatı yaptırdık ve son derecede hızlı bir şekilde iyileşti. Ameliyat sonrasında yatağına yatırdık, elimizle besledik. Kalmak istediğinde mani olmak için (dikişleri açılabilirdi), annem ve ben sırayla başında nöbet tuttuk. Benim nöbetlerimden birinde içim gelmiş, yatağının kenarına kafamı koyup uyuyakalmışım. Suratımda bir ıslaklık hissi ve dil hissediyorum. Bir gözümü açtım, Sammy suratımı yalıyor. Hayatımda ilk ve son kez suratımı orada yaladı. Bazen de elimi burnuyla itip yalıyordu. Şaşırmıştım çünkü Sammy yalamayı sevmeyen bir köpekti. Dili olup konuşamadığı için minnetini herhalde bu şekilde göstermişti.
Sammy’e 5 ay önce diş eti kanseri teşhisi koydular, ağzında bir yara karnıbahar şeklindeydi. Veterinerimizin söylediğine göre en fazla 7 ay yaşardı. Yemekten ve sudan kesildiği zaman ölümünü beklemeliydik. Ordaki düşüncemi hatırlıyorum: “Sammy yemekten kesilecek, hadi canım ordan!”. Her şey aklıma gelirdi de Sammy’nin yemeden içmeden kesileceği aklıma gelmezdi, o kadar düşkündü boğazına (kilo itibariyle sağlıklıydı, kilosunu kalp hastalığından dolayı sürekli kontrol altında tutmamız gerekiyordu).
Bundan iki gün önce yemeden içmeden kesildi. Dün gece de can havliyle inlemeye, bağırmaya başladı. Ben Sammy’den hiç böyle bir haykırış duymamıştım, çok güçlü bir köpekti. Annem suyla ağrı kesicisini karıştırıp içirmeye çalıştı, başarılı da oldu. Ama bugün sabaha karşı içtiği suyu kusmaya başladı. Arka ayakları tutmamaya başlamıştı. Dediğim gibi güçlü bir
köpekti ve hayata sıkı sıkıya tutunmaya çalışıyordu. Yattığı yerden her kalkmaya çalıştığında içimizi parçalayan inleme sesini duyuyorduk. Artık yapacak bir şeyimiz kalmamıştı, ne kadar da karşı olsak da “uyutmaya” (halk arasında ötenazi) karar verdik.
Bugün öğlen saatlerinde hayatımın en zor araba sürüşünü gerçekleştirdim. Bir yandan içleri dağlayan haykırmaları ile Sammy’nin inlemeleri, bir yanda 4’lü ışığım yanmasına, sellektör atmama ve korna çalmama rağmen yoldan çekilmeyen insan müsvetteleri ve bir yandan da dönüşü olmayan bir yola çıktığımızın düşüncesi…
Önce Sammy’i bayılttılar, sonra genel anestezi durumuna geçirdiler. O sıralarda yanındaydım. Önce kafasını okşadım, sonra öptüm öptüm öptüm… Ölmeden öncede kulağına onu ne kadar çok sevdiğimi ve hayatım boyunca unutmayacağımı fısıldadım.
Bazı “çok bilenler”, köpek olan eve melek girmeyeceğini söyler ki haklıdırlar. Ama bu “çok bilenler”in hayvanları “mundar” olarak gördükleri için değil. Çünkü köpeğiniz bir melektir, evde melek fazlalığı yapmanın manası yoktur. Sammy benim küçük, tüyleri parıl parıl parlayan bir meleğimdi ve ben 18 yıl sonra meleğimi kaybettim.
Son Yorumlar