Arşiv: 'Yaşam'

National Geographic 2012 Takvimi

Bu yılki National Geographic takviminde eski Türkiye fotoğraflarına yer verilmiş. Seçki güzel, ama takvim bölümünü beğenmedim. Tamam fotoğraf ön plana çıkartılmış, ama masanın bir ucunda dururken uzaktan okumak için kartal gibi gözlere sahip olmak lazım. Fotoğraf ön plana çıkarılmak istendiyse, yataylamasına sayfayı kaplatıp, alt kısmına büyükçe rakamlardan takvim konulsaydı, bana göre daha güzel olabilirdi. Ayrıca takvimlerde alışkanlık şu yöndedir: Tarihler soldan sağa artar (yani günler). Bunda ise yukarıdan aşağı. Dolayısıyla karıştırma şansı çok yüksek :)

 

Türkiye’de İş Aramak

Ben bu süre içinde kendi şirketimi kurdum vs. 9 ay sonra değerlendirmeye almışlar, herhalde 90 ay sonra da olumlu ya da olumsuz cevap alırız buradan :)

Dolardan Origami

Fazla söze ne gerek, devamı burada.

Cep Telefonu Hikayesi

İlk telefonumu Ortaokul üçüncü sınıftayken aldım. Hattımı da o dönem 32.000.000 (şimdinin 32TL’si) lira verip Telsim’den almıştım. Ondan sonra pek çok telefonum oldu, zamanla Turkcell’e, sonrasında da son bir yıla yakın süredir Vodafone’a geçtim. Hayatımda 1 defa Aycell (şimdinin Aveası) kullandım, nefret ettim ve bir daha kullanmadım.

İlk aldığım yaklaşık 2.5 kiloluk camı hafif çatlak ikinci el Netaş telefonumdan şu an kullandığım Nokia E71′e kadar geçen süre zarfı içindeki bütün telefonlarımı kendim aldım. Babama telefon al, hatta 1.500 TL’lik telefon al diyecek yüzüm hiç olmadı. Bazen son model telefon istemedim mi? İstedim… Belli bir olgunluğa erişmeden böyle şeyleri statü zannediyorsunuz. İstedim, ama hiçbir zaman bunu gidip babama dillendirmedim.

Bunu kendimi övmek için anlatmıyorum, o dönemlerde çevremdeki herkes öyleydi. Hatta ağabeyimin benden sonra cep telefonu oldu (aramızda 5 yaş var). Pek çok arkadaşımın benden sonra cep telefonu oldu. O dönemlerde pek fazla insanda olmayan bir şey aldığınız zaman mahçubiyet hisseder, öyle uluorta her yerde çıkartmazdınız.

Şimdiki MSN, PlayStation ve iPhone nesline bakıyorum da (bunlar ayrı nesiller, adlarını bu şekilde koydum), aramızda dağlar kadar fark var. Biz top oynamaktan keyif alırdık, ekrandaki oyuncuya top oynatmaktan değil. Biz şöyle biz böyle, ama en önemlisi biz zamanı geldi çocuk, zamanında delikanlı ve zamanında genç olduk (ben halen gencim, itiraz istemiyorum :)).

Acıyorum bu nesillere, dünyayı iPhone ekranında zannederek, ağızlarının bir kenarından salya akarak embesil embesil dolaşıyorlar. Pek çoğunda zeka pırıltısından eser yok, hayat onlar için yeni bir Converse ayakkabı kadar bile değerli değil.

Ne yazıktır ki sizi bu hale sokan, düşünmeyen, geliştirmeyen, embesil yapan büyüklerinizden hesap da sormuyorsunuz…

En İyi Seksin Saati

Haberi buradan okudum. Bana göre saati olmaz, ama haberdeki en iyi saat 08:00 olarak gösterilmiş ki, bu pek doğru değil. Belki seks açısından doğru olabilir, ama seksi bir çift yaptığını düşünürsek, kadının bu saatte seks yapmayı istemeyeceğini düşünüyorum. Düşünmek de değil aslında, tecrübe diyeceğim, ama özel hayata pek dalmayalım :)

08:00′da erkeğin yataktan kalktığını düşünürsek, genellikle ereksiyon halinde kalkacaktır. Erkek açısından sorun yok, ama kadın cephesinden bakalım. Birincisi sabah ağzı kokacağı ve çirkin göründüğü için kadın sabah seks yapmaktan hoşlanmaz. Ayrıca bu saatler kalkış saatleri olduğu için, kadın uykudan uyandığında erkek gibi uyarılmış olmaz.

Dolayısıyla bu saatler, kadın açısından sekse uygun bir saat değildir. Ha sabahın 6′sında kalkar, duş alır, süslenir püslenir, o zaman ayrı. Ama seksi çok seven bir kadın olmadığı sürece (ki bunu Türkiye’de bulmak oldukça zor) böyle bir zahmetin altına yatacak kadın da yoktur.

Yalan Söyler Misiniz?

Bu yazıyı yazmaya, Habertürk’teki bu haberi okuyucunca karar verdim. Meğerse söylenen pek çok yalan (biliyordum bunları) listede kendine yer bulmuş.

İlk açtığınızda “Bütün kadınlar güzeldir” yalanıyla başlıyor. Bence bütün kadınlar güzel falan değildir. Nasıl her kahve, her çiçek, her koku güzel değilse, bütün kadınlar da güzel değildir. Eğer bunun gerçek olduğuna inanıyorsanız, en sevdiğiniz koku ile osuruk kokusuna aynı mutlu tepkiyi vermeniz gerekiyor.

Kazanmak önemli değil, mühim olan yarışmaktı. Hadi len ordan diyesim gelir. Amaç kazanmak değilse neden yarışmadasın ki? Yarışmak için mi? O zaman evde otur, televizyondakilerle kendin yarış, kasma kendini.

Kadınlar kel olan erkekleri severler… Seveni var, ama benim denk geldiklerimin hiçbiri sevmiyordu ki bir erkek olarak kel olmadığım için oldukça memnunum.

Kadınlara söylenen, dünya ahiret bacımsın… Ya tabii… Güzel ya da seksi bir kadına bunu söyleyebilen kaç erkek var? Siz doğru olduğuna inansanız da hormonlarınız inanmıyor beyler! :)

Önemli olan ruh güzelliği… Eğer elimizde imkan olsaydı biri ruhu güzel, ama çirkin; diğeri kendi güzel, ama ruhu çok da önemli olmayan iki kadınla beraber olmayı isterdik. Bu olamayacağına göre, her ikisini de dengeli bir biçimde kullanmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla çirkin bir kadının ruhu güzel diye birlikte olduğumuz pek de sık rastlanan bir şey değildir. Tabii erkek de çirkin değilse… Bayanlara bir erkek sırrı!

Kilolarımla barışığım… Yok böyle bir şey. Hiçbir zaman sıfır beden kadın da sevmedim, kendimi Gargamel’e benzetmeye de çalışmadım, ama kilolu olmamak için de elimden geleni yaptım. Hatta göbeğimin biraz daha düz olmasını isterdim (kas olaylarıyla çok ilgilenmiyorum, bakla dilimi göbeğim olsun diye hiçbir zaman ne fantezi kurdum ne de çalışma yaptım).

Çok yakışmış… Hayatta söylemeyeceğim bir yalan. Karşıdakinin hevesi mi kırılır, gücenir mi, alınır mı, açıkçası pek de umrumda değil. Yakışmamışsa, güzel değilse, güzel değildir kardeşim, ne kıvırıyorsunuz. Sırf bu yüzden annem yeni bir şey aldığında bana gösterir ki, yalan söylemeyeceğimi bilir.

Bu kızı kimler istedi… Kim istedi ulen? Bu durum genellikle kız anneleri tarafından “pazarcı” ağzıyla yapılan bir şeydir. Domatesin fiyatını şişirmek gibi. Nice doktorlar, mühendisler zartlar zurtlar istediyse neden vermedin kızını? Rüyanızda beni mi gördünüz kardeşim ya da Nostradamusluk mu var?

Peki sizin açınızdan durum nedir? Yalan söylüyor musunuz?

Erkekleri Sinir Eden Kadın Huyları

  1. Erkekler her şeyden önce kadının kadınsılığını, yumuşaklığını önemsiyorlar. Kesinlikle erkekleşmiş kadınlardan hoşlanmıyorlar.
  2. Sarhoş kadınlar onlar için çekilmez. Ölçüyü kaçırmamak onlar için önemli bir ölçü.
  3. Halter, güreş, boks gibi erkek sporları ile uğraşan kadınlar da beğenilmiyor.
  4. Çelişkili gibi görünse de erkekler ezik, fedakâr kadınlardan hoşlanmıyorlar. Otoriter kadın da erkekler dünyasında prim yapmıyor.
  5. Erkeklerin fikir birliği etmişçesine karşı çıktıkları bir başka nokta ise kadınlar tarafından “yolunacak kaz” yerine konulmaları. İşte buna kesinlikle dayanamıyorlar.
  6. Bu arada erkekler dünyasında aşırı makyajlı, aşırı takılı kadınlar da out!
  7. Giydiğini yakıştırmayan kadınlar da itici bulunuyor.
  8. Rüküş tabir edilen çorabı kaçık, eteği sökük kadınlara pek şans vermiyorlar.
  9. Aşırı sinirlenip bağıran çağıran kadınlar da ilgi görmüyor.
  10. İlginçtir, kadınlar tarafından dağınıklıkla suçlanan erkekler de dağınık kadınlardan hoşlanmıyor.
  11. Koku, erkeklerin en fazla takıldıkları konulardan biri. Nefis kokan kadınlara bayılan erkekler, kötü kokan kadınları itici buluyorlar.
  12. Aşırı kıskanç kadınlar da erkeklerin tüylerini diken diken ediyor.
  13. Sürekli alışveriş yapan kadınların da pek tutulmadığını söyleyelim.
  14. Soğuk kadınlar da erkekleri buz gibi soğutuyor.
  15. Paralarının hesabının sorulması yine erkeklerin dayanamadıklarından…
  16. Uzun tırnaklar genellikle erkeklerin çok hoşlanmadıkları kadın süslerinden biri.
  17. Çapkınlık kesinlikle erkeklerin tekelinde kalması gereken bir özellik olarak algılanırken, çapkın kadınlardan erkekler ciddi biçimde korkuyorlar.
  18. Kendilerini babaları, erkek kardeşleri ya da eski sevgilileri ile kıyaslayan kadınlara pek sıcak bakmıyorlar.
  19. Kadınların giyimleri, makyajları ve saçları ile uğraşmaları da erkeklerin anlam veremediklerinden…

Kaynak

Bayan Sürücülere Hayranım

Ben öyle denemeden, görmeden, uygulamadan, tamamen önyargı ile bir şey yazmam. Bu benim gördüğüm ve pek çok hemcinslerinden de duyduğum bir şey: Bayanlar araba sürmeyi bilmiyor. İstisnalar kaideyi bozmaz tabii.

Geçtiğimiz günlerde, Ankara Bilkent Köprüsü’nde, tam dönemeçte bir arabanın önü tamamen dağılmıştı. Aracın yanında oturan bayan, elinde telefon birilerini arıyor. Çevreye bakıyorsunuz, başka bir araç yok, kazaya mahal verecek bir durum yok (kaygan zemin vs). İşin rengi ortada, virajı dönememiş ve yandaki bariyerlere çarpmış. Bariyerler yamulmuş zaten. Araba ne peki? Gıcır gıcır parlayan bir Audi A3.

İşten eve dönüyorum. Ankara Oran’dan Gölbaşı-Konya tarafına sapıp, oradan otobana gireceğim. O yolu bilen bilir, yayla gibi bir yoldur ve gaza basmadan 100 km/sa civarında bir hızla gidebiliyorsunuz. Yol yayla gibi, araç sayısı çok az, ama sağdan yavaş yavaş dörtlüleri yakmış bir araba gidiyor. Yavaş dediğim öyle 80 km/sa değil, 30 km/sa, belki de en fazla 40 km/sa. Bir bakıyorsunuz bu kim diye, direksiyona adeta yapışmış, direksiyon simidini ne kadar sıktığı dışarıdan belli olan ve gözleri faltaşı gibi açılmış bir bayan sürücü.

İşten çıkıp Ankamall’e giderek kız arkadaşımla buluşacağım. Kuğulu Park alt geçidinden, Bahçelievler-Eskişehir yolu alt geçidine, oradan da son olarak Milli Kütüphane’nin oradaki alt geçide girerek çıkıyorum. Trafik tıklım tıklım, o kadar yavaş ilerliyor ki yanımızdan yürüyerek geçenler enayi gözüyle bize bakıyorlar. Milli Kütüphane’nin oradaki alt geçidin çıkışında iki araç dörtlüleri yakmış duruyor. Bayan sürücü, önceki aracın tamponuna dokundurmuş. Yahu o trafikte nasıl böyle bir şey yapılabilir, hayret ettim.

Geçtiğimiz günlerde, oturduğum yerde… Refüjdeki direğe, sanki intihar etmek istermiş gibi girmiş bir araba. Son model bir Peugeot, hatta o kadar yeni ki modelini bilmiyorum :) Yine bir bayan sürücü, elinde telefon birilerini arıyor.

Ve bugün… İşten eve dönüyorum, yaşadığım yerin girişinde viraj var. Herhalde bu virajı hiç dönmediysem 10 bin kere dönmüşümdür. Kazaya mahal verecek bir durum yok, ama aracın birinin önü dağılmış, tekerlekler sola doğru 90 derece dönük duruyor. Bir tane bayan sürücünün eli ayağı titriyor, kenarda oturmuş, kazayı gören vatandaşlar su veriyor.

Bayan sürücülerdeki en büyük problem, trafiği akışına bırakamamaları ve tabir caizse “odun” gibi araba sürmeleri. Yahu biraz esnek olun, arasıra aynalara bakma zahmetine katlanın. Aynalar sadece kırmızı ışıkta makyajınızı kontrol etmek için arabaya konan nesneler değil. Bir de erkekler için iki işi bir arada yapamadıklarını söylerler. Ben araba sürerken aynalara bakabiliyorum, ama bunu bir bayan yapamıyor. Hangimiz iki işi bir arada yapamıyoruz acaba?

NOT: Erkek kadın hiç farketmez, şirket arabaları ile trafikte ahkam kesen, daracık yolda 120 km/sa hızla gitmeyi bir halt sanan bütün beyinsiz mahlukatlara da Allah bir an önce küçük de olsa bir beyin versin. Amin!

Akbank’tan Makbuz Komisyonu

Normalde ATM ve BTM’de yaptığım işler için makbuz almam. Ancak kredi kartı ödemesi gibi durumlarda makbuz alıyorum. Türkiye garip bir ülke, yarın bir gün bankadan arayıp “Ödemenizi yapmamışsınız” diyebilme ihtimalleri üzerine, elimde kağıt bir belge olması önemli. Daha önce Akbank’ta değil, ama benzer bir durum başıma geldiğinden dolayı temkinli yaklaşıyorum.

Temmuz 2010 tarihli Akbank kredi kartımın borcunu BTM’den ödedim. Ödemeyle ilgili de makbuz almak istediğimi belirttim. Bu durumda “Makbuz komisyonu şu kadardır, devam etmek istiyor musunuz?” gibisinden bir uyarı çıktı, elim mahkum, o makbuzu alacağımdan dolayı evet diyerek devam ettim. İşlemi tamamladım, makbuzu da siz görün diye koyuyorum. Meblağ tek kişi için pek de sorun edilmeyebilir, ama bunu günde kaç bin müşterisinden aldığını bir düşünün… Diğer bankalarda böyle bir durum var mı bilmiyorum çünkü sadece Axess kredi kartı kullanıyorum (ama bu makbuz olayı canımı sıktı, başka bir bankaya geçeceğim). Ancak Yapı Kredi Bankası’nın bankamatik kartında böyle bir şeyle karşılaşmadım (daha birkaç gün önce annemin Turkcell hattına TL yükledim ve makbuz aldım, ama makbuz komisyonu diye bir şey yok).

İş Yerindeki Kadın-Erkek Adaletsizliği

Çalışan KadınKadın erkek ilişkileri her zaman ilgimi çeker. Ama olayın kadın boyutu daha çok ilgimi çekiyor. Kadınlar karışıklar… Hal böyle olunca da erkek-kadın ilişkileri acayip ilginç bir boyut alıyor. Bir cafeye gittiğinizde bir kenarda ciddi tartışma içindeki bir çift görürken, diğer tarafta el ele göz göze diz dize bir çift görebiliyorsunuz.

İş yerindeki kadın erkek ilişkileri de ilginçtir. Genel olarak iş yeri dendiğinde, günde en az 8-9 saat çalışılan ve bu süreç içerisinde genel olarak aynı insanları (pazarlamacı değilseniz) gördüğünüz bir yerdir. Can sıkıntısı insana pek çok şey yaptırabileceği gibi, sapık zihniyetli olmak da sonuçları felaket olan eylemlere sürükleyebilir insanları… Burada “sapık” dediğimde, sonuca sadece erkek cephesinden değil, kadın cephesinden de bakmak lazım. Kadınlar kırdıkları cevizleri “Karda yürü ayak izini belli etme” prensibine sıkı sıkıya bağlı kalarak yaptıkları için bizler aslında neler olduğunu pek bilmeyiz, suçu hep erkeklere atarız.

Her ne kadar Türk toplumunda kadınların bastırıldığını düşünsek de, aslında erkek de benzer bir pozisyondadır. Biyolojik açıdan bakıldığında, erkekler sürekli testosteron salgıladığı için sürekli cinsel yönden uyarılmış şekildedir. Hal böyle olunca “sapık” dediğimiz zaman ilk akla gelen erkeklerdir, ama bu onların suçu değil, yaratılışıyla ilgilidir. Dolayısıyla erkek sürekli olarak cinsel ilişkiye hazırdır. Türkiye’de ortalama evlenme yaşına göre erkek 26, kadın ise 22 yaşında evleniyor. Türk örf ve adetlerine göre Türk erkeği, bu hazır cinsel beklemeyi tam 26 yıl sürdürür. Ben burada genel anlamda konudan bahsediyorum yoksa evlenmeden cinsel ilişkiye girmeyen yok mu? Var… Ancak evlenmeden haftada ortalama 3 kez cinsel ilişkiye giremeyen erkek, yine biyolojik açıdan cinsel anlamda tatmin olmaz. Haftada 3 kez cinsel ilişkiye girebilmek için de ya çok paranızın olması ya da bunu kabul eden bir sevgilinizin olması gerekir. Genel yüzdeye baktığımızda, bu durum da pek sık yaşanan bir şey değildir, azınlık olarak kalmıştır. Genel olarak erkek cinsel ihtiyacını masturbasyon yaparak giderir. Dolayısıyla bu konuda, toplum içinde erkeğin üzerinde de bir baskı vardır.

Aslında bahsetmek istediğim konu bu değildi, ama bağlanacağı yer anlamında önemli…

İTİRAZIM: Yaz aylarında kadınlar iş yerlerinde mini etekli elbiselerle (sırt-göğüs dekolteli de olabilir) rahat rahat dolaşabiliyorken neden erkekler şort giyemiyor? Bu noktada şu ana kadar çalıştığım hiçbir şirketten “yeterli” açıklama alamadım, hep genel olarak iş yeri kıyafeti için uygunsuz olacağı yönünde açıklama yapıldı. İyi de kadın için niye uygunsuz değil?

Bence işin aslı şu: Bazı iş kolları hariç, genel olarak şirket çalışanlarında ağırlık erkeklerdedir. 8-9 saat benim kıllı bacaklarıma bakmaktansa, düzgün bacaklı bir çalışanın bacaklarına bakmak, herhalde daha huzur ve huşu verici bir olay. Siz ne dersiniz?