Arşiv: 'Teknoloji'

Apple ve iPad 2

Teknolojide futbol takımı tutar gibi taraf tutmam, tutanları da anlamam. İşime hangisi geliyorsa onu kullanırım. Ayrıca müşteri hizmetlerine ve müşteri sadakatine şirketlerin verdiği değere çok önem veririm. İşte benim kafa yapımdan Apple ve iPad 2…

iPad kullanıcısıyım. 1000’den fazla kitabı olan ve sürekli okuyan biri olarak, artık kendime yaşam alanı bulamıyordum. Üstelik maddi açıdan da kazıklandığımı hissediyordum (Amazon Kindle için çıkan kitapların fiyatlarını görünce…). Bugün işportada 5 TL’ye satılan kitaptan, o kitabın satıcısı para kazanabiliyorsa, demek ki aynı kitabı 20-25 TL’ye satan kişi biraz fazla kazanıyor! Diyeceksiniz ki, yazara ödenen telifi ödemiyor da ondan. Tamam da kardeşim, kitap yazmak ne zamandan beri yat alacak parayı kazandıran bir iş oldu? Fahiş fiyat isteyen yazarın kitabını basmazsın, olur biter. Çok meraklıysa gitsin kendi bassın. Ama bu organize bir eylem olmalı. Yani bir yayıncı fahiş fiyattan dolayı reddediyorsa, diğer yayıncı kabul etmeyecek. Görelim bakalım o zaman… Konu nerden nereye geldi. iPad almamın nedenlerinden biri kendime yaşam alanı açmak ve daha az ödeyerek daha çok okumaktı. D&R gibi büyük kitap ve hobi merkezlerinde, yabancı dergiler 20-25 TL’ye satılırken, aynı dergilerin iPad versiyonlarını 4.5 ile 6 dolar arası (7 ile 10 TL arası) satın alabiliyorum. Pek çoğunu okumama rağmen bütün dünya klasikleri, iBook uygulamasıyla epub formatında ücretsiz olarak geliyor. Tek yapmanız gereken indirmek ve iBook ile okumak! Üstelik uygulama marketinde, çok kaliteli uygulamar ücretsiz veya 2-3 dolar gibi komik fiyatlarda satılıyor. Benim için biçilmiş kaftan!

Peki negatif yönleri yok mu? Var… Örneğin iPad’te kamera yoktu, iPad 2’de var. USB girişi yok, flash disk takamıyorsunuz (Dropbox ile sorun çözülüyor, ama başkasının flash diskinden bir şey almak istediğinizde sorun oluyor). Flashlı web sitelerinde gezemiyorsunuz (Jailbreak yaparak sorunu çözmek mümkün, ama ben yapmadım. Zaten gereksiz Flash kullanımına karşıyım, benim için sorun yok).

Ocak’ın sonunda iPad almış olan Amerikalı kullanıcılar, yeni iPad 2 ile ücretsiz değişim yaptılar. Müşteri hizmetleri ve müşteri sadakatine verilen değerin ciddi bir göstergesi!

Neden Android işletim sistemi kullanan bir tablet almadım? Bir kere tablet 7 inç ekranda olmaz. Hesap makinesi mi kullanıyoruz? Büyüteceksin ekranı, Apple iPad’in ekran boyu gayet iyi. İkinci nedense satıcı tarafından kazıklanma hissi… Android açık kaynak, bedava kullanılabiliyor. Satıcının bunun için cebinden beş kuruş para çıkmıyor. Ama satıcı hem ekranı daha küçük hem de işletim sistemi bedava olan bir tableti, Apple iPad fiyatına ya da üç beş kuruş altına satıyor. Apple kendi işletim sistemini kendisi üretiyor, bunun bir gideri var.

Ayrıca bir şeyi ilk yapanlara karşı sempatim vardır. Zippo, Apple vb.

iPad 2 çıktı, muhteşem (!) teknoloji sitelerinde boy boy incelemeler yayınlandı. Negatif özelliklerine bir bakalım (onların dediği): USB girişi yok, ekran orjinal iPad ekranı gelişme yok, yine Flash oynatmıyor. Yahu biraz yavaş! Sizin teknoloji bilginizi, kültürünüzü öpesim geldi :) Hele hele de iPad 2’ye “tablet PC” diyorsunuz ya, ayrı bir hayran kalıyorum size :) PC (Personal Computer’ın kısalması, kişisel bilgisayar anlamına geliyor), IBM tarafından ortaya atılmış ve Microsoft ile Intel’in severek kullandığı bir terim. Apple hiçbir zaman PC olmadığını söyler. Aklı başında teknoloji sitelerinde “PC mi Mac mi?” kıyaslaması yapılır. Öncelikle terim özürlülüğünüze böyle bir açıklama yapalım. Sonra eleştirilerinize gelelim: Evet USB girişi yok, ama iPhone’dan bile ince olan bir tabletin neresine sokacaksınız o USB girişini merak ettim. Aynı zihniyet Apple Mac Air’de CD/DVD oynatıcı yok diye de kıyamet koparmıştı. Yahu Mac Air o kadar ince ki, sokacak yer yok oynatıcıyı. Bunu anlamak için mühendis olmaya gerek yok, biraz zeka yeterli. Ekran konusuna gelelim… iPad’te zaten “son teknoloji” LED ekran kullanılmıştır. LED teknolojisi üzerine teknoloji gelişti mi? 3D gelişti, bir yığın sıkıntısı var. Dolayısıyla en son ve şu anda en sağlam ekran teknolojisi LED. Apple zaten son teknoloji kullanmış, daha ötesine geçemez ki! Flash konusu evet can sıkıcı olabilir. Benim umrumda değil, ama umrunda olanlar olabilir. Bu arada YouTube videolarını, uygulamaların video içeriklerini izleyebiliyorsunuz, bu konuda yanlış anlaşılma olmasın.

Bu yaygaracılar, Apple’ın iPad 2’yi incecik yaparak, neredeyse iki katı kalınlıktaki iPad kadar pil ömrü sunması konusunda ses çıkartmıyor. Halbuki buradaki “dahiliği” anlamak için, Einstein olmaya gerek yok: Kolunuzun kalınlığını yarıya indirsek, kolunuz kalınken kaldırabildiğiniz yükü kaldırabilir misiniz düşünmek lazım. Peki Amerika fiyatı ne kadar: 499$ Yani android gibi ücretsiz işletim sistemi ve Apple’dan gördüğü multi dokunmatik ekranı Apple’a patent parası ödeyerek kullanan; Apple iPad 2’nin iki katı kalınlık sunan, ekranı yaklaşık 3 inç küçük olmasına rağmen iPad 2’den daha az pil ömrüne sahip tabletler kadar.

Kazanan kim? Elbette iPad 2… Geçtiğimiz günlerde Apple açıkladı: iPad’in satış adedi, tüm tablet üreticilerinin sattıklarından bile daha fazla. Fazla söze gerek var mı?

Hayallerim ve Oyuncağım

Daha önce gerek Teknovole.com’da gerekse de arkadaş çevreme, çevrimiçi yayıncılığın benim çocukluk hayalim olduğunu defalarca paylaşmışımdır. İnatçı biriyim, kimisine göre bu burç özelliğim (ikizler) kimisine göre de kişilik. Ben her zaman elimdeki bütün kaynakları kullanıp, artık bıçak kemiğe dayandığı zaman değil, kemiği kırdığı zaman bir şeyden vazgeçerim. Bazı durumlarda da vazgeçmem, gerekli ortam oluşana kadar bir süre sessiz kalırım.

Arkadaşlarım beni tanır… Bu yazımda, altındaki yorumlara bakarsanız, “Can bu işi bırakmaz” diye sayısız yorum olduğunu görürsünüz. Evet Can bu işi bırakmaz

Peki neden kapatmadık Teknovole.com’u? Bizden daha iyi yayıncılık yapan Türkiye’de başka bir teknoloji sitesinin varolduğuna inanmıyoruz. Bu cümle çok mu iddialı? Biz de iddialıyız. Bizim editör kadromuzda, yabancı kaynaklardaki yazıları çevirsin diye çevirmen yok… Bizim editör kadromuzda, psikoloji okuyup bu işi yapan editör de yok… (Bu aşağılamak değil ancak her zaman kişilerin kendi mesleğini yapma taraftarıyım. Benim bilgisayar mühendisi olarak psikoloji yazıları yazmam ne kadar absürdse, onlarında teknoloji yazıları yazmaları o kadar absürd)

Peki bu iddiaya rağmen neden Teknovole.com kapanacaktı, hani çok iyiydik? Bakın bu noktada cümleyi iyi açıklayayım. Bizden daha iyi yayıncılık yapan yok demekle, biz bir numarayız demek arasında fark var. Bir numara olmayı hiçbir zaman hedeflemedik, hiçbir zaman da hedeflemeyeceğiz. Çünkü biz okuyucuları sürekli salak yerine koyup da “Windows’un Sırları”, “Facebook kullanma kılavuzu” gibi yazılar yazmıyoruz. Yazabiliriz, ama bir sefere mahsus olur. Diğerlerinin yaptığı şekilde temcit pilavı gibi ayda bir bu konulara yer vermeyiz. Ayrıca Teknovole.com bağımsız bir sitedir, arkamızda holding destekleri de yok. Hal böyle olunca nefesimiz bir yere kadar yetti. Özellikle maddi açıdan çıkmaza girdik.

Peki Teknovole.com’un kapanmayacağının garantisi var mı? Dünyada hiçbir şeyin garantisi yok. Ancak bu sefer daha donanımlıyız. Çünkü artık arkamızda şirket desteği bulunuyor. Bu şirket de sırf para babalığı yapsın diye farklı bir meslek grubundan seçilmedi. Büyük ortağı benim olduğum ve ARTUC LTD. adını taşıyan yepyeni bir şirket kuruldu.

Eskiden içeriğimizle çok iddialıydık, ama tasarımımız iyi değildi. Açıkçası tasarıma ayıracak vakit bulamamıştık. Ama artık teknoloji siteleri arasında en iyi tasarıma sahip olduğumuzu açıkça dile getirebilirim. Ben daha iyiyim diyen varsa, hodri meydan!

Teknovole.com yeni yayın hayatına, uykusuz gecelerin, saatler süren tartışmaların ve başı dik editör ekibinin gayretleriyle başladı.

Teknovole.com’un kapanmasına karar verdiğimizde, elimden oyuncağım alınmış gibi hissettim kendimi. İnternet’e girmek bile anlamsızlaştı benim için. Ama yeni yayın hayatına başlayınca, geceler boyu süren yorgunluğumu bir anda unuttum. İyi ki geldin Teknovole.com ve iyi ki varsın…

Michael Jordan NBA 2K11′de

Dizüstü Soğutucular İşe Yarar mı?

Evet işe yarar! Ama bir şartla: Dizüstü bilgisayarınızın altında havalandırma ızgarası varsa ve soğutucunun fanları bu ızgaralara denk geliyorsa… Ne demek şimdi bu? Gelin kanlı canlı bir örnekle açıklayalım:

Yeni bir dizüstü bilgisayar aldım ve önceki dizüstü bilgisayarımda kullandığım soğutucuyu kullanıyordum. Ancak işlemci, ekran kartı ve sabit diskimin sıcaklığının düşmediğini, aksine soğutucuyu çalıştırdığımda yükseldiğini farkettim. Soğutucu öyle dandik bir şey değildi, piyasadaki pahalı ve kaliteli ürünlerden biri: Cooler Master NPK-B006-GP Notebook Soğutucu. Özellikle alüminyum almıştım, malumunuz alüminyum ısıyı plastiğe göre daha iyi iletir.

İşte o anda, dizüstü bilgisayarımın altına bakarak, havalandırma ızgaralarının nerede olduğunu belirledim. Beklediğim gibi, fanların temas etmediği bir bölgedeydi:

Tamamen deneme amaçlı, dizüstü bilgisayarımı soğutucuya ters koydum (soğutucunun fanları, dizüstü bilgisayarımın havalandırma ızgaralarına tam denk geldi) ve sıcaklık değişimini izlemeye başladım. İşlemcinin 5-8 derece, ekran kartının 3-6 derece ve sabit diskimin 2-5 derece arasında soğuduğunu gördüm. İşin ilmi buydu: Fanlar, havalandırma ızgaralarına denk gelmeli!

Şimdi çok beğenerek aldığım soğutucumu satıp, tek ama büyük fanlı bir soğutucu almam gerekiyor.

Bilmeniz gereken önemli bilgiler:

  1. İsterseniz en pahalı ve kaliteli soğutucuyu alın, fanı eğer dizüstü bilgisayarınızdaki havalandırma ızgaralarına denk gelmiyorsa hiçbir anlamı yoktur.
  2. Ucuz ve plastik ürünlerden kaçının. Bende 3 fanlı plastik bir soğutucu daha var ve hiçbir işe yaramıyor.
  3. Ürün satın alırken, yorumlarda göreceğiniz üzere kimi ürünü yerlere göklere sığdıramazken, diğeri yerin dibine sokuyor. Nedeni tamamen dizüstü bilgisayarınızdaki havalandırma ızgaralarının yeri ile alakalıdır.
  4. Dizüstü bilgisayarınızın altında havalandırma ızgarası yoksa (bazı modellerde yana almışlar), soğutucu almanızın hiçbir anlamı yok, hiçbir işe yaramayacaktır.
  5. Izgara olayına çok takılmak istemiyorsanız, ama dizüstü bilgisayarınızın altında havalandırma ızgaraları varsa, tek ama büyük fanlı soğutucuları tercih edin.
  6. Fanın dönüş hızı önemlidir ancak ne kadar hızlı olursa o kadar gürültü yapacağını unutmayın. Ayrıca ızgaralara denk geldiği süre dönüş hızı düşük soğutucu bile iş görecektir.
  7. Hava akımı önemlidir (CFM diye geçer). Örneğin bu üründeki hava akımı oldukça tatminkar, ben de bundan almayı düşünüyorum.
  8. Sihir beklemeyin, işlemcinin gücüne göre sıcaklığı fazla olacaktır. Örneğin i7 işlemcili bir dizüstü bilgisayarın işlemci sıcaklığı, havalandırma ızgaralarını klimanın altında tutmadığınız sürede 50 dereceyi göremez.

Bu arada işlemcinizin sıcaklığını görmek için küçük, kullanışlı ve ücretsiz bir program olan Core Temp’i kullanabilirsiniz. 32-bit versiyonunu indirmek için buraya, 64-bit versiyonunu indirmek için de buraya tıklayınız.

Hayırlı Olsun: Kitap Okuma Zevki de Elektronikleşecek

Aslında elektronik kitabı (e-kitap, İngilizcesi e-book) sevmiyorum. Bizim sektörün kitapları peynir ekmek gibi warez sitelerine düşer, ama indirip okumuşluğum yoktur açıkçası. Okuyamıyorum çünkü. Monitörün karşısında 14-15 saat oturan biriyim, bir şey yapmadan film-dizi izleyebiliyorum, ama yok kitap okuyamıyorum! Ekranın karşısında dikilip (dizüstü olsun farketmez), saatlerce amaçsız olarak ekrana bakarak bir şeyler okumaya çalışmaktan sıkılıyorum. Halbuki 600′ü geçkin kitaba sahip biri olarak ciddi bir okuma alışkanlığım var, ama kitabı elime alıp dilediğim yerde okuyabilmek özgürlüğü beni daha çok cezbediyor.

Bu konuda ilk adımı Amazon.com, Kindle isimli elektronik kitap okuyucu cihazı ile attı. Şu anda son modelinin fiyatı 139$, işin içine 3G girince 189$, ekran 6″ten 9.7″e çıkınca 379$ oluyor. Bizde duruma bakalım: Benzer işlevli Reeder diye bir cihaz geldi ülkemize. Hepsiburada.com’da dolar kurunu 1.5 TL olarak hesapladığımızda 432.6$ ediyor, yani biraz daha üstüne koysanız, son model i3 işlemcili bir dizüstü bilgisayar alabilirsiniz. Reeder, Amazon Kindle’ın 3G’li ve 9.7″lik ekrana sahip olan modelinden bile daha pahalı! Üstelik ne 3G var ne de ekranı 9.7″, standart 6″. Hadi ülkemin güzel insanlarını kazıklıyorsunuz da, bu kadar da olmaz ki kardeşim! Alıştık biz kazık yemeğe, ama arada 100$ falan oynasın bari! Aynı özellikli 139$’lık Amazon Kindle’ın fiyatının 3 katı olmaz ki! Bu nasıl bir ticaret anlayışı? İşin ilginci bunu alan insanlar da var, oturmuşlar bir de üstüne yorum yapmışlar. Güler misin ağlar mısın? Türk insanı olarak bizde toplu hareket etme özelliği yok. Böylesi bariz kazıklama karşısında kimse o ürünü almayacak, ya arkadaş paşa paşa piyasadan çekilecek ve kazıklayım derken zarar edecek ya da ister istemez Türkiye stoklarını eritmek için fiyat indirimine gidecek, böylece hem kendisi hem de müşteri kazanacak. Fiyat düşük alındığını görünce de, boş yere kazıklama hayalleri kurmayacak.

Neyse konumuza geri dönelim, bu fiyatı görünce sinirlerim bozuluyor. Hayatımızın her noktasına bodoslama giren teknoloji, kitapta da bizi esir alacak. Bu isteseniz de istemeseniz de olacak bir şey. Nasıl kasetlerin yerini MP3 aldıysa, nasıl negatiflerin yerini sd kartlar aldıysa, kitapların yerini de e-kitaplar alacak. İyi ama neden? Birincisi yayıncı için maliyet düşük. İkincisi yayıncının maliyeti azalınca yazara daha çok para veriyor. Üçüncüsü korsan olayı aslında daha zor. Tamam kitabın PDF’i dağıtılabilir, ama bu PDF’i bilgisayar/pda/smart phone kullanmayı bilen kişi ya da e-kitap okuyucusuna sahip olan kişi açabilir. Ama bugün işportada satılan korsan kitabı, okuma-yazma bilen herkes alabilir. Dördüncüsü de yerden tasarruf sağladığı için. Ben şu anda taşınmayı düşünsem, herhalde büyük boy 5-6 koli kitaplarım alır sadece. Diğer türlü, hepsi e-kitap okuyucunuzun ya da sd kartınızın içinde, cebinizde taşıyabilirsiniz.

Bu geleceği gören ünlü ve kurnaz yazarımız Orhan Pamuk (!), bağlı bulunduğu yayınevini devre dışı bırakıp, kitaplarını doğrudan Amazon.com üzerinden satacağını açıklamış. Amazon.com da 2011 yılının sonlarında, kitap mağazasında karton kapak kitaptan çok e-kitap olacağını öngördüğünü söylemiş.

İyi ya da kötü, ama teknoloji ister istemez günlük hayatı etkilemeye başlıyor. Sizin yerinizde olsam teknolojiden nefret edeceğime, biraz da olsa ayak uydurmaya çalışırım. Nitekim öyle bir an gelir ki, teknolojiye yatkınlığınız yoksa evinizden içeri bile giremeyebilirsiniz.

Türkiye’nin T’si ile Teknolojinin T’si

Amma yaptın sen de diyorsunuz değil mi? Evet yaptım, acı ama gerçek. Bildiğiniz üzere 331 Kısa Dönem olarak askerliğimi tamamladıktan sonra 17 Mayıs 2010 tarihinde evimdeydim. Yol boyu babamla geniş bir sohbet ve ara sıra yorgunluktan uyuklamak haricinde kız arkadaşımla telefonda konuştum. Eve geldiğimde annemle biraz sohbet ve özlem gidermenin ardından güzel bir duş yapıp 3 saat kadar uyudum. Yalan söylemeyi hiç sevmem, kalktıktan sonra başka hiçbir şey yapmadan doğrudan bilgisayarımı açtım ve gece 12’ye kadar Türkiye’de neler olmuş bir yandan okurken bir yandan da bilgisayarımın güncellemelerini yaptım. Asker dönüşü pek çok kişi ya evde oturur suya sabuna dokunmaz ya da dışarıdan eve girmez. Benim teknoloji ve bilgisayar sevdam apayrı, hatta size göre “manyaklık” derecesinde olabilir, kabul ediyorum. Ama 5 yaşındayken neysem şu anda 26 yaşında olarak halen aynıyım, değişeceğimi de hiç sanmıyorum.

Askerlik dönüşünde konsept olarak halen çok ısınamadığım, ama delicesine ihtiyaç duyduğum dizüstü bilgisayar almam gerekiyordu. Benim işi bu, bilgisayar mühendisiyim ve mutlaka taşınabilir bilgisayara ihtiyacım oluyor. Bu zamana kadar yadigar Toshiba dizüstüm ile idare etsem de artık alarm çanları çalmaya başlamıştı. Efendim dizüstü bilgisayar alacaksanız, hele hele de benim gibi bu teknolojiyi sonuna kadar sömürecekseniz, iyi bir ürüne ihtiyaç duyuyorsunuz. Ayrıca işlemci gibi parçaları değişemediğinden, son teknoloji bir şey almalısınız ki sizi en az 3 yıl götürsün. Doğal olarak i7 işlemcili ve 1 GB harici ekran kartlı modellere bakıyorum. Bakıyorum da, doğru düzgün i7 işlemcili dizüstü yok Türkiye’de. Amazon.com’a bakıyorum zebil gibi, Türkiye’ye bakıyorum 2-3 markada 1-2 model var. Herhalde İnternet üzerinde yok dedim, başladım taş duvar dükkanları gezmeye. Ankara’da oturuyorum ve Ankara’da bulunan bütün teknoloji mağazalarını gezdim. Bir tane ASUS marka Vatan Bilgisayar’da, bir tane de Dell marka Teknosa’da bulabildim. Detaylı araştırmalar ve klavye diziliminden dolayı (ayrık tuş yapısı) ASUS’ta karar kıldım. İşin bu noktasında önemli olan benim aldığım ürün değil, teknolojiyi ülkemize getiren şirketlerin tutumlarıdır. Halen stok eritme çabası içinde olmaları, yeni ürünleri bir kenara bırakmalarına neden oluyor. Aslında onlara da suç bulamıyorum, malum ekonomi ve piyasanın arz-talep dengesi. Bizim tüketicimiz “Aaaa ne ucuz dizüstü hemen gidip alalım” diyerek saldırdığı sürece, bu durumdan kurtulamayacağız. Yahu bir işlemcisine bak, ekran kartına bak… Sabit diski falan geçtim, iki şeye baksalar bile eyvallah diyeceğim.

Bu durum sadece dizüstü bilgisayar ile sınırlı değil. Dediğim gibi 6 aydır sahalarda değildim, bir yığın değişiklik olmuştur diye düşünürken, teknoloji mağazalarını gezerken hiç zorlanmadım. 6 ay öncesinde promosyonlu olan tarayıcı ve yazıcı özellikli ürün, 6 ay sonrasında halen promosyondaydı (ürün ve teknoloji mağazasından bahsetmeyeceğim, burada amacım kimseyi rencide etmek değil, durumun vehametini göstermek).

Zaten üretimini Türkiye’de yaptığımız herhangi bir teknoloji ürünü varsa da ben duymadım, popüler bir şey olmasa gerek (teknolojiyi geçtim, prizlerde bile üretici ismi Türkçe iken “Made in China” (Çin’de üretilmiştir) damgası görüyoruz. Türk aklı herkesten üstün ya, bazı akıllılar R.P.C. yazmışlar (Republic Of China – Çin Cumhuriyeti). Türkiye “assembly” yani “montaj” ülkesi. Çin’de üretilen parçalar geliyor, burada montajlanıyor ve biz de kendi kendimize gelin güvey oluyor: Aaaa Türk şirketi! Hadi ordan! Dünyada durum farklı mı? Evet dünyada da artık pek çok şirket aynı yolu izliyor, ama kendi markaları da var. Örneğin siz Swatch saatinde hiç “Made in China” yazdığını gördünüz mü?

Ortaya Karışık -1

İçimde kaldı, söyleyemedim… Hep özel bir teşekkür etmek istedim, köşelere sıkıştırmak istemedim. Askerliğim boyunca gerek arkadaşlarımdan gerekse de ailemden büyük destek gördüm, yüz yüze teşekkür etsem de buradan da teşekkür ederim. Ancak 6 ay boyunca bana ciddi anlamda destek olan, ben yokken çıkan bütün film afişlerini bile kaydeden, günlük tutarak kısa telefon görüşmelerimizde anlatamadıklarını sayfalara döken, benim gibi yatıştırılması zor ve inatçı bir insanı bile pamuk kıvamına getiren, askerliğim süresince hiçbir şekilde canımı sıkmayıp sürekli pozitif konuşan kız arkadaşıma sizin de huzurlarınızda binlerce teşekkür ederim. Askerliğim süresince pek çok ayrılan ve tartışan insan gördüm ki bir tanesi izin alıp boşanmaya gitti. Ama bizim aramızda hiçbir sorun yaşanmadı. Ben orada askerlik yaparken, senin de burada askerlik yaptığını gördüm. İyi ki varsın!..

Teknovole.com Ekibi 2009′un En İyilerini Seçti

Detaylı bilgi ve liste için: http://www.teknovole.com/sizin-icin-sectiklerimiz/2009un-en-iyileri/

Benim için 2009′un en iyileri:

En İyi Oyun: Modern Warfare 2
En İyi Program: SUPER
En İyi Online Servis: Fizy
En İyi Web Sitesi: Gamershell.com (Oyunlara dair ne arıyorsanız bu sitede)
En İyi İşletim Sistemi: Windows 7 (Apple MAC OSX Snow Leopard’ı kullanabilecek bir bilgisayarım olmadığı için kıyaslama dışındadır)
En İyi Teknolojik Ürün: O.R.B
En İyi Mobil Telefon: Apple iPhone 3G (Fazla söze gerek yok :))
Yılın Olayı: Beyaz Saray’ın açık kaynak içerik yönetim sistemi kullanması

Nerde O Eski Bayramlar

Benim çocukluğumun bayramlarında, bilgisayar dediğimiz şey daha yeni yeni çıkmış, ama hiçbiri renkli ekranla sunulmayan ve dünya parası olan ürünlerdi. Dolayısıyla çok fazla kişide olmazdı, bu yüzden ortalığı Amiga ve Commodore 64 kasıp kavururdu. Ankara Atakule’nin en alt katındaki “DreamLand”in yerine alış-veriş merkezi yapılmamıştı henüz.

Sabah kalkar, bayramlıklarımızı giyer ve yollara dökülürdük. İlk başta büyükler ziyaret edildiğinden, onlarda yukarıda bahsettiğim ürünler olmazdı. Dolayısıyla saygıda kusur etmez, bir kenarda oturur, şeker, pasta, börek çörekle karınlarımızı bir güzel doyururduk. Karnımızı doyurmak bu noktada çok önemliydi, nedenini birazdan anlayacaksınız :)

Eğer bayramda cepleri güzel doldurmuşsak, o dönemde Ankara Tunalı Hilmi Caddesi’nin, Kennedy Caddesi ile birleştiği noktadan Karum tarafına doğru yürürken, bir bina altındaki Atari salonuna uğrar (Atari normalde bir markadır, ama o dönemde oyun oynanan yerlere Atari salonu denilirdi – bu salonun yerinde artık ucuza kıyafet satan, hemen yanında da balık yenilecek bir yer var. Ankara’yı bilenler nereden bahsettiğimi anlamışlardır), bir iki el Final Fight ‘ın ilk versiyonlarını oynardık ağabeyimle. O her zaman Haggar, ben de her zaman Cody karakterini seçerdim. Sonra birkaç el de Street Hoop oynardık. Eğer cepleri iyi doldurmuşsak bütün paramızı burada jetonlara harcamaz, birikim yapar, gelecek haftalarda Atakule’deki DreamLand’e gitmenin hayalini kurardık.
Final FightStreet HoopÇevremizde tek PC’si olan, babamın iş arkadaşı Bülent Genç ağabeyimizdi. Siyah beyaz ekranda 1-2 saat kadar Grand Prix Circuit oynardık. Karınlarımızı daha öncesinde doyurmuş olmamız çok büyük bir avantajdı çünkü başından kalkmamıza gerek kalmıyordu :) Ailelerimiz bize çok karışmazdı çünkü evler arasında 5 dakikalık yürüme mesafesi vardı. Bu yüzden geç kalma gibi bir sıkıntımız olmazdı.
Grand Prix CircuitEve döndüğümüzde küçük bir para hesabı yaptıktan sonra ağabeyimle zamanına göre Commodore 64 ya da sonrasında rahmetli babaannemin teşviğiyle satın aldığımız ikinci el Amiga 500 Plus ile oynamaya devam ederdik. Benim favori oyunlarımdan biri Sensible Soccer’dı. Şu ana kadar Ankara kapsamında oyunu oynadığım kimse beni yenememişti :) O dönemlerde joystick kullanılırdı. En pahalı joystick Apache marka olan, en ucuzları ise top şeklinde oyun kolu ve yanlarında iki düğmesi bulunanlardı. Benim en sevdiğim de bu top şeklinde oyun kolu bulunanlardı.
Sensible SoccerjoystickBayramın diğer günlerinde, başka aile arkadaşları bize gelirdi. Genellikle bizim yaşlarımızda çocukları olur ve bir güzel Amiga oynardık. Bir yandan kek, börek, çörek yer; bir yandan kolalarımızı içerken ebeveynlerimizin duymayacağı şekilde geğirme yarışması düzenler ve bir yandan da oyun oynardık. Hayatımın en güzel bayramları bu şekilde geçti.

Şimdiye gelirsek… Pek çok aile dostumuz ya taşındı ya da vefat etti. Artık bayramda pek de fazla gelen gidenimiz yok. Hatta o kadar ki, evlenen ağabeyim bile bayramda baba evine pek uğramıyor. 15 yıllık arkadaşım Barış Arslan, işi ve eşi gereği Kayseri’ye taşındı. Yaklaşık bir ay önce de oğlunun 2. yaşgününü kutladık. Şimdi çevreme bakıyorum da, ahhhh nerde o eski bayramlar? Bayram harçlığı alacağımız yerde veren konumuna girdik :) Bazen Barış, bayramda Kayseri’den annesinin yanına Ankara’ya geliyor ve eski günlerin hatırına PlayStation’da PES oynuyoruz, ama hiçbir şey çocukken olduğu kadar güzel olmuyor.

Bayramınız kutlu olsun…

AMD’den İlginç İddia

AMD’nin Dünya Pazarlama Başkan Yardımcısı Leslie Sobon’a göre, kullanıcılar dizüstü bilgisayarın işlemcisi ile ilgili değiller: “Dizüstü bilgisayar satın alacak olan kullanıcı önce nasıl göründüğüne, sonra da neler yapabildiğine bakıyor. 221 farklı mağazamızdan aldığımız bilgilere göre kutunun içindeki müşteriyi pek de ilgilendirmiyor. Bu yüzden artık işlemcilerden konuşmayı bırakıp, kullanımına ağırlık vermeye başladık”.

Sizce bu iddia doğru mu? Siz dizüstü bilgisayar alırken nelere dikkat ediyorsunuz? Bu yazının altındaki alandan yorum yaparak katkıda bulunabilirsiniz.

İşe Girmeden Önce Doğruları Söyleyin