Arşiv: 'Tasarım'

Web Tasarımcılarına Tavsiyeler

Bu köşe yazımı yazdıktan sonra belki de şu ana kadar aldığım e-postaların toplamından daha fazla e-posta aldım. Sorular hep aynıydı: “Tavsiyeleriniz nelerdir?”

Madem bu kadar ilgi var, bana e-posta gönderen okuyucularımıza da dediğim gibi bunu köşe yazısı olarak hazırlamaya karar verdim. Lafı fazla uzatmayacağım, 9 yıllık web tasarımcısı ve programcısı olarak adım adım tavsiyelerimi sıralıyorum. İsteyen dinler, isteyen sallamaz, keyif sizin:

1) Just relax, take it easy! Bu şarkıyı bilenler elbette vardır, Mika’nın efsanevi şarkılarından biri. Türkçesi kısaca “Sakin ol!” demek. Yaptığınız tasarımı mutlaka beğenmeler olacak, hatta işi abartıp “Bu ne biçim tasarım, kıçıma tuvalet kağıdı diye bile kullanmam” diyenler olacaktır. Sakin olun. Unutmayın, eleştirinin dozunu kaçıranlar gerçekte “kıskanç” insanlardır.

2) KISS… İngilizce’de “öpücük/öpmek” anlamına gelir, aklınızda böyle kalsın. Açılımı ise: Keep It Simple Stupid! Yani “Basit tut aptal!”. Bunun başka açılımları da var, ama ben bunu daha çok seviyorum :) (KIS: Keep it Simple (Basit tut), KISS: Keep It Short and Simple (Kısa ve basit tut)) Tasarımı mümkün olduğu kadar basit yapın, ama Einstein’ın dediği gibi “… çok da fazla basit değil”. Sektöre yönelik renkler ve sayfa tasarımı yapmaya özen gösterin.

3) Mutlaka profesyonel anlamda resim işleme programı kullanın ve kreatif bir yönünüz olsun. Sağdan soldan toplayacağınız resim ve fotoğraflar sizi bir yere kadar götürür, sonra rezil eder. Ben şahsen 10 yıldır Photoshop kullanıyorum. Siz ister Photoshop, ister Corel, isterseniz de başka bir şey kullanın. Ama mutlaka kullanın, basit resim işleme programları sizi yarı yolda bırakır.

4) JavaScript ile CSS’i birbiriyle “dostça” kullanabilirseniz, tasarım konusunda sırtınız biraz zor yere gelir. Günümüzde oldukça kolay kullanımlı JQuery ve Mootools gibi JavaScript kütüphaneleri bulunuyor. JavaScript’e alışınca CSS’i, CSS’e alışınca JavaScript’i es geçmeyin, üzülürsünüz.

5) Ücretsiz olan açık kaynak tasarımları “esin kaynağı” ya da “bir şeyler öğrenmek” için kullanın. Bu tasarımları alıp üzerinde modifiyelerle başkasına satarsanız, bir süre sonra foyanız ortaya çıkar, rezil olursunuz. Nitekim ben böylelerini rezil etmeye bayılıyorum :) Ama şöyle bir nokta var: Parayla satın aldığınız tasarımları sözleşme uyarınca dilediğiniz gibi kullanabilir ya da modifiye edebilirsiniz, bunda bir sakınca yok.

6) Esinlenmek ayrı bir şey araklamak ayrı bir şey. Başka yerde gördüğünüz tasarımlardan esinlenebilirsiniz, ama kopyasını yapmak etik değildir. Bu durum yüzük tasarımcılarından elbise tasarımcılarına (sosyetikler modacı diyor) kadar geçerli olan bir şeydir.

7) Sabırsız olmayın, mükemmelliği yakalamaya çalışın. “Amaaaan canım, şu sütunla aralarında 1 piksellik farklı renkte boşluk var, göz görmez zaten bunu” deyip geçiştirmeyin. “Para veren gözler” öyle bir görür ki, aklınız hayaliniz şaşar.

Bu tavsiyelerim, Web tasarımı konusunda bir noktaya gelmek isteyenler için. Açık kaynak olan ücretsiz tasarımları alıp sağa sola kitleyenlere değil. Onlar kitlemeye devam etsinler, gün gelip adları “üçkağıtçıya” çıkınca, bir daha bu sektörde iş yapamazlar. Nitekim sektör büyük gibi görünse de aslında çok küçük çünkü kaliteli iş yapanların sayısı az. Dolayısıyla hemen hemen herkes birbirini tanır, dünya küçük unutmayın.


Ortaya Karışık 1: 1 ay sonra askere gidiyorum, sizlerden ayrı kalacağım. Bu 1 ay süresince de Teknovole.com’da beni çok bulamayabilirsiniz, yazılarımı göremeyebilirsiniz. Malumunuz biraz dinlenmek ve fırsat bulabilirsem tatil yapmak istiyorum. Ama her hafta köşe yazılarımı düzenli olarak yazacağım.

Ortaya Karışık 2: Türkiye’de ne kadar çok sevgi “böcüğü” varmış da haberim yokmuş. Geçen müzik kanallarından birinde gördüm. SMS gönderiyorsunuz, mesajınız çıkıyor. Mesajlar hep aynı: “Seni çok seviyorum bitanem/ay yüzlüm/ela gözlüm/bebeğim vs.” O zaman bu kadar kavga dövüşün nedeni ne?

Ortaya Karışık 3: Bu köşeden siyaset konuşmayacağıma yemin ettim, yeminimi bozmayacağım. Söylemek istediğim çok şey var aslında, ama yeri burası değil. Dünyada hiçbir ülke teröristlerle aynı masaya oturup barış anlaşması yapmaz. Bırakın devletleri, kabileler bile bu şekilde barışmaz (merak eden varsa alsın kitap okusun, görsün). Türkiye Cumhuriyeti, Muz Cumhuriyeti oldu da haberimiz mi yok? Toplumun her şeyden haberi var, siyasetçiler umarım bunun farkına varırlar. Muz Cumhuriyeti sandıkları ülkede, dikkat etsinler de muzun kabuğuna basıp ayakları kaymasın.

Ortaya Karışık 4: Dünya tek kişilik ekiplere doğru gidiyor. Takım oyunu pek kalmadı. Nerden çıkardım bunu şimdi? Günümüzde program sunucularının dahi kişisel blogları var ve düşüncelerini oradan dile getiriyorlar. Eskiden program yapılır, hep birlikte konuşulurdu. Herhalde halen sıkı sıkıya ekip olduklarını benimseyenler sadece bazı karikatüristler.

Ortaya Karışık 5: Yahu ne kadar çok uzman var Türkiye’de? Bilişim ve teknolojileri uzmanı, sosyal medya uzmanı, yaşam koçu (uzman pek hoş durmuyor, o yüzden koç diyorlar herhalde), zart uzmanı, zurt uzmanı. Yaptıkları işin ehliyetini, yani kapı gibi diplomasını alamayan herkes kendine bir şeyin uzmanı deyiveriyor. Bu kişilere uzmanlığı kim veriyor? Sağlık sektöründe durum farklı, uzmanlık için aşamalar var. Ben de diş uzmanıyım, çok fena diş çekerim :)

Ortaya Karışık 6: Michael Jackson öldü, özellikle yazmadım. Hem kendisini hem müziğini hem de yaptıklarını sevmediğim bir insan. Ayrıca sevenleri üzülmüşken, üzerlerine gitmek istemedim. Ama aradan zaman geçti, artık yazabilirim. Michael Jackson müziğin kralı falan değildir, bana göre Elvis Presley, Freddy Mercury ve Frank Sinatra müziğin kralıdır.

Türk İnsanı ve Web Site Tasarımı

2000 yılından bu yana web sitesi tasarımı ve programlaması yapıyorum. İnanmayan buraya tıklayarak, bana ait olan 1001link.com’un arşivine bakabilir.

Elbette Türkiye’de yaşayan biri olarak en fazla web sitesini de Türk şirketler ya da kişilere yaptım. Bununla birlikte Amerika ve Avrupa’da da çalışmalarım oldu. Konu oldukça geniş, o yüzden ben herkesi ilgilendiren Türkiye ayağına değineceğim.

Osmanlı kültüründen olsa gerek, biz ihtişamı ve şaaşayı seviyoruz. Web sitelerinde de aynı durum var. Bana genelde “Çok sağlam bir Flash intro (giriş) istiyoruz, site tasarımı da acayip görsel olmalı” şeklinde teklifler gelir. Ben sorana fikrimi beyan ederim, böyle emrivaki yapanlara da sesimi çıkartmam. Sonuçta bana bir ödeme yapılıyor ve ne isterlerse onu yaparım. Akıllı ve işten anlayanlar, “Sen ne düşünüyorsun?” diye sorarlar ve ben de cevap veririm. En mutlu müşterilerim de bu kategoridekilerdir. Ama ben size burada genele yayacağım olayı, bu tarz özel müşteriler elbette var, ama sayıları az.

Mutlaka Flash bileceksiniz ki intro hazırlayabilesiniz (ben bilmiyorum ve öğrenmek istemiyorum. Web site tasarımında JavaScript gibi hızlı yüklenen ve görsellik katacağınız bir uygulama dili varken Flash kullanmak mantıklı değil. Bu yüzden Flash bilen bir arkadaşıma ödeme yaparak, intro hazırlatıyorum). Sizin etikliğinizi ya da iş ahlakınızı bilemem, ama hazır introları modifiye edip veren de var. Sağdan soldan bir şeyler fırlayacak sitede, ziyaretçi aptal olacak. Boru satan bir şirketin sitesinin yüklenmesi 1-2 dakikayı bulacak (malum Flash), sadece iletişim bilgilerine ulaşmak isteyen biri bu süre beklemek zorunda kalacak. Bekleyen var, beklemeyen var tabii, bana sorsanız ben beklemem. Dünyada her şeyin bir alternatifi var. Kodlama falan çok önemli değil, en fazla iletişim formuyla mesaj gönderme, onun da İnternet üzerinde hemen hemen her dilde örneği var. Dolayısıyla işin tasarım boyutları sizi daha çok ilgilendiriyor. Artık size kalmış, sağdan soldan tema çalıp modifiye eder mi verirsiniz, baştan kendiniz yapıp mı, tamamen sizin insafınızda. Nitekim patronlar sonuca bakıyor: Az para ödemek. Ne kadar ekmek o kadar köfte demişler, verdikleri paraya siz kalkıp baştan site tasarlar mısınız, orası meçhul. O yüzden ben genelde iki teklif sunarım: “Bakınız bay/bayan patron, bu paraya size yapabileceğim şey en fazla şurada şu kadar para ile satılan temayı alıp, üzerine kendi logonuzu ve bilgilerinizi koymaktır. Şayet fiyatı makul boyutlara çekerseniz, ‘size özel’ sayfa tasarlarım”. Ama geneli birinci seçeneği tercih ederler.

Ben Türkiye’de web sitesi tasarımını ve programlamasını, “Bilişim işportacılığı”na benzetiyorum. Nitekim ciddi bir programlama meziyeti gerekmediğinden, insanlar etik değerlerini bir kenara bırakarak, “Kurumsal anlamda para kazandıracak bir durumda ücretsiz kullanımının yasak olduğu”nu belirten açık kaynak lisanslı temaları modifiye ederek bu işten kazanç sağlıyorlar. Sonuçta üç beş kuruş kâr etmeye çalışan şirket patronları, sürekli olarak bir baş ağrısı çekiyorlar. Artık benim tuzun kuru olduğu için, bu tarz patronlara sunduğum sözleşmelerde şöyle bir madde vardır: “Bu teklifi kabul etmeyerek başka bir şirket ya da kişiye yaptırdığınız tasarım sonucunda memnun kalmayıp bana geri dönerseniz, teklif ettiğim fiyatın 1/2 oranını, mevcut teklif tutarına eklerim”. Patronlar bunu kabul ediyor mu peki? Hem de nasıl! Bu maddeye rağmen geri dönen çok oldu.


Peki olayın yurtdışı boyutuna bakacak olursak… Özetle: Şu anda Türkiye’de birkaç kurum veya kişi haricinde kimse yurtdışındaki patronlara Web sitesi satamaz. Çünkü adamlar işi biliyor, Dreamweaver kullanıp hazırladığınız siteyi anlıyorlar. Görsel çılgınlıkları yok, bilgiye ve programlamaya odaklı Web siteleri istiyorlar. Programlama yaparken öyle kafadan satırları alt alta yazmanızı da istemiyorlar: “Bu tasarımın programlamasındaki sınıfları (class) ve programlamasını anlatan eğitim dökümanı istiyoruz” diyorlar. Ama para da ona göre, yaptığınız işin son kuruşuna kadar ödemesini yapıyorlar.

Bildiğiniz üzere 23 Eylül 2009’da Teknovole.com’u eleştirin yarışması başlattık. 22 Ekim 2009 tarihinde yarışma sona erecek. Katılımlardan son derece memnunuz, pek çok okuyucumuz “gönülden” ve “iyi niyetli” eleştirilerde bulunuyorlar. Nitekim bazılarını Teknovole.com’da şimdiden uyguladık, örneğin Teknovole.com’un sol tarafındaki “Teknovole.com Özelkısmını ikonlarla süsleyerek “renklendirdik”. Bu fikrin sahibi yarışmayı kazanır mı bilemem, nitekim oylama Teknovole.com ekibi tarafından yapılacak. Herkesin olduğu gibi benim de fikirlere verecek 1 puanım var.

Eleştirilerin çoğu Teknovole.com tasarımının çok sade olduğu yönünde. Bunu biliyoruz ve kasıtlı olarak yapıyoruz :) Teknovole.com bir bilgi sitesidir, dolayısıyla biz bilgiye hızlı bir şekilde erişmenizi istiyoruz. Sağdan soldan fırlayan flash animasyonlar, görsel öğe ağırlıklı bir tasarım, Teknovole.com’un açılış ve içeriğe erişim süresini uzatır. Biz de bunun olmasını istemiyoruz.

Ama bir eldeki parmaklar nasıl aynı değilse, yarışmacıların da “eleştirileri” aynı şekilde değil. Özellikle Teknovole.com’u takip etmeyen, yarışma var diye katılmış ziyaretçilerimizden “akıllara zarar” eleştiriler alıyoruz :) Bunlardan biri Pelin Yanık isminde bir katılımcıya ait. Kendisiyle bizim yarışmamıza link veren bir forumda karşılaşıp tartışma fırsatı da bulduk. Dediğine göre “Web tasarım ve programcı öğrencisi”. Birkaç eleştirisi ve fikri var. İçlerinde mantıklı olan da var oldukça saçma olan da. Saçmalık göreceli bir şeydir, bana saçma gelen başkasına mantıklı gelebilir o ayrı konu. Ama söylediği bir eleştiri görecelilikten uzak derecede saçma bir eleştiri. Kendisine diğerleri için teşekkür ettim, kabul ettiğimiz eleştirileri olduğunu söyledim, ama nedense bir türlü bu söylediğinin saçma olduğuna ikna olmak istemedi :) Kötü niyetli olsam, aşağılamak ya da ezmek gibi bir düşüncem olsa diğer fikir ve eleştirilerini kabul ettiğimi söylemezdim. Ama kendi kendine benim mühendis, onun web tasarım ve programcısı öğrencisi olduğunu kompleks yaptı. Kabul etmediğim ve saçma bulduğum Teknovole.com eleştirisi şu: “Renklerle çok boğuşmuş”. Teknovole.com’un 3 ana rengi vardır (renk kodlarıyla veriyorum): #1a5189 (lacivert), #02aefe (açık mavi – biz buna Teknovole.com mavisi diyoruz) ve #ffffff (beyaz). 3 renkli ve mavinin tonları olan bir site nasıl olur da renklerle boğuşur, hiç anlamadım açıkçası. Hani 3 renk olur, morun üzerine lacivert yazı yazmışızdır, arka plan da fıstık yeşili olur anlarım :) Evet biz gökkuşağı gibiyiz, ama içerik olarak, tasarım olarak değil :) Kendisi “öğrenci” olan arkadaşımıza, öğrenmesi için çok dil döktüm, ama kompleks yaptı. Bu kafayla öğrenmesi de çok zor zaten, umarım mesleğinde başarılı olabilir, Pelin Yanık ismini dünyaca ünlü Web tasarım ve programlama projelerinde görürüz.

Diğer sayfada bu haftanın “Ortaya Karışık”ları var… “İddaa”dan “Coraline” filmine, “Fuck You!’dan “A…na koyim”a, Facebook Farmville oyun yasağından Suzanne Collins’in son kitabı “Ateşi Yakalamak”a kadar geniş bir yalpazede olaylara değindim. Hazır mısınız? :)

Ortaya Karışık 1: Özentilikten nefret ederim, bu nefretimi kelimelerle bile tarif edemem. O derece yani… Geçtiğimiz gün gözüme çarpan bir “özentilik” ya da “beynin hızlı sinyal gönderememesi” şeklinden bahsedeceğim. Cem Yılmaz da bunun üzerine espiri yapmıştır, izleyenler bilir. Çoğu Hollywood filminde iki cümleden birinde “Fuck You” (Si…yim seni) kalıbıyla cümleler kurulur. Tabii altyazı olarak “Kahretsin” olarak çevrildiğinden, siz bunu “mülayim” bir şey zannediyor olabilirsiniz. Özellikle Türk gençlerinde “A…na koyim” gibi, nokta yerine ya da cümlenin başında “belirteç” şeklinde bir kalıp kullanılır. Bunu duyan genç kızlarımız “Aaaa ameleye bak” derler. Belki de 1 saat önce çıktığı sinemada “taptığı”, bir öpücük için her şeyini vermeye hazır olan genç kızımızın aktörü, 2 cümleden birinde “Fuck You!” diyordu. Ama o der, hatta keşke yapsa derseler şaşırmam açıkçası. Nedir bu Türk gencine düşmanlık, anlamış değilim (“A…na koyim” kalıbının iyi bir şey olduğunu savunmuyorum, ama bu amelelikse, Hollywood filmlerindeki de ameleliktir).

Ortaya Karışık 2: Türkiye’de yabancı isimle şirket açmak uzun süre önce yasaklandı. Doğru veya yanlış bir karar, orasını tartışmayacağım. Peki “Tarzanca” yarışma ve oyun isimleri neden yasak değil? İddaa bildiğiniz üzere bahis (yani kumar) oyununun “yasallaştırılmış” hali. Sloganı da “Var mısın İddaa’ya?”. İddaa denilen şey, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Sav” olarak açıklanmış, ama bir farkla. Kelimenin aslı “iddaa” değil, “iddia”. İddia kelimesini kullanmak isteyen o kadar çok insanda (hatta Teknovole.com editörlerinde bile) bunun “iddaa” olarak yazıldığını gördüm ki, gözlerim açıldı, kulaklarım pırpır oynadı. Bir devlet, kendi dilini böyle rezil etmeye çalışır mı? Anlamak mümkün değil…

Ortaya Karışık 3: Teknovole.com okuyucularımızdan, gerek yukarıda bahsettiğim yarışma vasıtasıyla, gerekse de özel e-posta yoluyla bir eleştiri alıyorum: “Sitenizde çok reklam var”. Böyle bir şey yok :) Teknovole.com’da 3 reklam vardır, biri sağ sütunun tepesinde, biri manşetten hemen sonra, biri de sayfanın altında ki bunu reklamdan saymaya gerek yok, sayfanın altındaki bir reklam kaç kişinin ilgisini çeker? Bir de yazıların içinde, yazının açıklama metninden hemen sonra bir reklam var ve sağ sütundaki aynı yerdeki reklam. Aslında daha da çok reklam koyabiliriz, ilerleyen zamanlarda bu gerçekleşebilir. Çünkü Teknovole.com okumak isteyene ücretsizdir, ama bizim de Teknovole.com’un masraflarını çıkartmamız gerekiyor ki devamlılığını sağlayabilelim. Karşılıksız yardım eden hayır kurumları olabilir, ama biz onlardan biri değiliz :) Şu anda dünyanın en pahalı olan şeyi “bilgi”yi ücretsiz sunuyoruz, ama en azından site giderlerini karşılamamız gerekir. Teknovole.com’dan zengin olma hayalinde değiliz.

Ortaya Karışık 4: Bu hafta “Activision Modern Warfare’i istemiyor” başlıklı bir haber yayınladım. Oyunseverler artık İkinci Dünya Savaşı temalı oyunlardan bıkmışlar, modern savaşlar istiyorlar. İkinci Dünya Savaşı teması sürekli kendini tekrar ediyormuş. Ama tüketim toplumuyuz ya, beyin sinyallerine parazit karışıyor. Yazdığım haberdeki son tanıtım videosunda Modern Warfare 2’ye yeniden dikkatlice baktım. Yine Arapların ellerinde roket atar (RPG) ile Amerikan askerlerine saldırmaları, yine Amerikan askerlerinin pohpohlanması, yine teröristler yine yine yine… Dikkat edin, Modern Warfare 2 de çok satacak. Ama aynı temalı Modern Warfare 3 çıkarsa, bu sefer hüsran olacak. Tüketim toplumlarında beyinlere sinyal ancak üçüncü seferde ulaşıyor. Ama bizim suçumuz yok, arada parazit var :)

Ortaya Karışık 5: Ne kadar çiftçiliği ve toprağı seven Türk insanı varmış da haberimiz yokmuş. Sanal çiftlik kurduğunuz ve toprağınızı genişlettiğiniz Facebook oyunu Farmville’e Türkiye yasak koyunca ortalık karıştı (biz de bunu haber yaptık, en çok okunanları geçin, Teknovole.com’un ziyaretçi sayısında ciddi bir artış oldu). Madem bu kadar çiftçiliği ve toprağı seviyoruz, köyden şehire doğru akan göç neden? Yoksa sanaldaki hesap gerçekle örtüşmüyor mu? Yoksa şehirde yaşayanlar köy hayatı özlemi mi çekiyor? Çekmenize gerek yok kardeşim, meraklısı varsa boşaltsın şehiri, öyle “sanal” ve “banal” takılmanızın hiçbir anlamı yok. Atatürk “Köylü milletin efendisidir” demiş, ama pek çok şehirli köylüleri “davar” gibi görüyor. Madem öyle, Farmville manyaklığı neden? (Bizim ailece köyümüz falan yok, tanıdığım sülale çevremde herkes şehirde doğmuş ve büyümüş. Okuldayken tatillerde arkadaşlarım “memleketlerine” gideceklerini söylerlerdi (pek çoğu köyden bahsediyor), bana sorunca “Ben zaten memleketimdeyim” derdim. Dolayısıyla şehirlilere ya da köylülere karşı husumetim yok. Benim sıkıntım özenti şehirliler ile şehri bir halt zanneden köylülerle).

Ortaya Karışık 6: Bu hafta Suzanne Collins tarafından yazılan ve Türkiye’de Pegasus Yayınları tarafından yayımlanan “Açlık Oyunları”nın ikinci kitabı “Ateşi Yakalamak”ı okudum. Aynı şeyi Açlık Oyunları’nda da düşünmüştüm: Boş bir kitap, yazarın bir sonraki hamlesini tahmin edebiliyorsunuz çünkü genelde yazdıklarının hep tersi oluyor ya da “Yoksa böyle miydi?” tarzındaki karakterlerin söyledikleri gerçek oluyor. Yaratıcılıktan bence eser yok… Ama okunması kolay bir kitap, o yüzden oldukça rağbet görüyor. Ben seriyi tamamlamak için okuyorum, özel bir ilgim yok :)

Ortaya Karışık 7: Bu hafta Coraline (Türkçesi Koralin ve Gizli Dünya) animasyon filmini izledim. Kız arkadaşımla zamanında Wall-E’ye gittiğimizde, kendi kendimize “Neden her yerde Türkçe dublajlı olduğunu, en azından bir seansta altyazılı olmadığını” konuşurken, çocuğunu filme getiren bir anne “Çünkü bu tarz filmler çocuk filmi” demişti. Umarım kendisi ya da benzer düşüncelerde olan ebeveyn ya da kişiler bu yazımı okuyordur. Coraline’ı çocuğunuza izletin bakın bakalım ne oluyor :) Yatağınızda çocuğunuz için bir yer açmanızı şimdiden tavsiye ederim çünkü tek başına uyuyamayacaktır :)

Wordpress’i Tamamen Türkçeleştirmek

İlginizden görüyorum ki, pek çok kişi Wordpress’te Türkçe tarih görünümü ile sıkıntı çekiyor. Bu Türkçeleştirmeyi ilk kez ben yaptım ancak emeğe saygı dediğimiz kavram herhalde biz Türkler arasında pek fazla yer bulmuyor. Önemli değil, ben yardımcı olmaya devam edeceğim.

Sitemim şu: Tamam benim sitemden dosyayı alın, kendi sitenizde de yayınlayın. Ancak dosyaların başındaki “Türkçeleştirme” kısmında emeğe saygı gösterip ismimi silme güzel kardeşim!

Daha önce bu yazımda aralarda kaldığı için size ulaşamayan bir Türkçeleştirme dosyasına bu yazıda ayrıca yer vereceğim. Aynı zamanda uzun zamandır popüler olan “Wordpress’te Türkçe Tarih Görünümü” isimli yazımda yer alan dosyayı da bu yazı içine dahil edeceğim ki, bütün Türkçeleştirme dosyaları bir arada bulunsun.

  • Wordpress’te tarihleri Türkçe görüntülemek için kendi web günlüğümde de kullandığım dosyayı buradan indirebilirsiniz. Eğer dosyayı çok merak ediyorsanız, dosya ile ilgili açıklamaları buradan okuyabilirsiniz.
  • Etiket bulutundaki (tag cloud)  herhangi bir etiketin üzerine gittiğinizde “1 topic”, “10 topics” gibi İngilizce kelimeleri; yazar adına gittiğinizde çıkan “Posted by:” cümlesini ve yazınızı koyduğunuz kategori(leri)nin üzerine gittiğinizde çıkan “View all posts in” ile “Filed under” cümlelerini Türkçeleştiren bu dosyayı da indirebilirsiniz. Bu dosyaları aynı locale.php’yi yüklediğiniz gibi yükleyebilirsiniz (Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin).
  • Türkçe Wordpress temaları için bu yazıma ve Teknovole.com’daki bu yazıma göz atabilirsiniz.
  • Kendi Wordpress temanızı oluşturabilmek için bilmeniz gereken Wordpress fonksiyonlarını öğrenmek için bu yazıma bakabilirsiniz.

WordPress’le Geçen Pazar Günü

Bir önceki yazımda bahsettiğim tarihten biraz geç yayınlıyorum, ancak yazıyı detaylandırmak istedim. O yüzden yazması biraz uzun sürdü, bunun için sizden öncelikle özür dilerim. Aynı yazıyı Yazı İşleri Müdürü görevinde bulunduğum Potkal için bugün köşe yazım olarak girdim. İsterseniz bu adresten, Potkal’daki köşe yazımı okuyabilir, isterseniz de web günlüğümden okumaya devam edebilirsiniz. Her iki tarafta da aynı şey yazıyor, merak etmeyin :)

En son WordPress’in 2.6.2 versiyonunda takılıp kalan web günlüğümle (blog) uzun zamandır ilgilenemiyordum. Fakat 15 Şubat Pazar günü fırsattan istifade ederek başladım güncellemeye. İnsan başlayınca bir şevke geliyor ki sormayın gitsin! Hazır el atmışken, uzun zamandır değiştirmek istediğim temama da bir güzellik yaptım. Eski temamı (Buggy) beğeniyordum, güzel bir görüntüsü vardı. Ancak bütün İnternet tarayıcılarında düzgün görünmüyordu (özellikle Opera’da). Bununla birlikte renkler biraz cırtlaktı ve zamanla göz yoruyordu. Bu konuda da bayağı bir eleştiri aldım. Hazır şevke gelmişken, bari temamı da değiştireyim dedim. Ama bu kısma ve önemli WordPress fonksiyonlarına birazdan değineceğim. Önce WordPress’i güncellemek isteyenlere birkaç kelamım var.


WordPress otomatik güncelleme gibi bir özellik getirdiyse de, ben eşeğini sağlam kazığa bağlayanlardanım. Dolayısıyla manuel olarak yapmak her zaman için tercih sebebim. Geçmişte böyle otomatik güncelleştirmelerden dolayı birkaç kere ağzım yandı (güncelleştiremedi, bir baktım sunucuda bütün dosyalar da uçmuş). Manuel güncelleştirme yapmak isteyenler bu yolu takip edebilir (bunlar aslında WordPress’in Türkçe sitesinde de yazıyor):

1. Öncelikle yedek almanızda yarar var. Özellikle “wp-content” klasörü çok önemli. Çünkü burada eklentileriniz (plugins) ve temalarınız bulunuyor (themes). Bununla birlikte kök dizindeki “wp-config.php” dosyasını da yedeklemelisiniz, çünkü bu dosyada da veritabanı bilgileriniz bulunuyor. Güncelledikten sonra bu bilgileri tekrar girmek istemezsiniz değil mi? Eğer .htaccess dosyanız varsa (sadece Unix tabanlı sunucularda çalışır), bunun da yedeğini alın. Elbette son olarak veritabanınızı yedekleyin. Zaten veritabanı yedekleme işini periyodik olarak yapmalısınız, dünyanın binbir türlü hali var, değil mi ama :) Sonuç olarak çalışan sisteminizin bütün bir yedeğini alın.

2. Sonra WordPress kontrol paneline giriş yaparak, bütün eklentileri kapatın (deaktif etmek).

3. Evet, şimdi en civcivli kısma geldik. “wp-admin” ve “wp-includes” klasörlerini olduğu gibi sunucunuzdan silin. Yeni indirmiş olduğunuz WordPress dosyası içindeki aynı isimli klasörleri sunucunuza yükleyin. “wp-content” klasörünü silmenize gerek yok, aynı isimdeki yeni klasörü sunucuya yüklerden, “Üstüne yazılsın mı?” diye soracaktır, evet demeniz yeterli.

4. Üçüncü adımı başarıyla tamamlamışsanız, kök dizinde “index.php”, “wp-app.php” vs. gibi bazı dosyalar var. Yeni indirdiğiniz WordPress klasöründeki bu dosyaları sunucunuzdaki aynı yere yükleyin. “Üstüne yazılsın mı?” diye soracaktır, evet demeniz yeterli.

5. Ve şimdi ölüm kalım meselesi! WordPress kontrol paneline tekrar giriş yapmayı deneyin. Burada eğer veritabanında bazı değişiklikler yapılması gerekiyorsa, sizi bu konuda uyaracaktır ve bir butona basmanızı isteyecektir (nitekim bende istedi). Bu butona tıkladıktan sonra, “Her şey yolunda” tarzında bir mesaj almışsanız, başarıyla WordPress’i güncellediniz demektir. Eğer bu adım başarısız olursa, siteniz evlere şenlik olacak :) İşte veritabanının yedeğini almak da burada önem arzediyor.

Zor mu geldi? Ohooo kim yapacak bunu mu diyorsunuz? Evet açıkçası biraz meşakkatli bir işlem, ama zor değil. Sadece hamallık yapıyorsunuz biraz o kadar. WordPress’in 2.6 sürümünden itibaren neredeyse 2 haftada bir sürüm güncellediğini düşünürsek, vay halimize! O yüzden bir süre beklemekle iyi etmişim :)

WordPress, 2.7.x sürümüyle bazı görsel değişikliklere gitmiş ve birkaç yeni özellik eklemiş. Bunlardan ayrıntılı olarak bahsetmeyeceğim, çünkü buradan detayına ulaşabilirsiniz.

Şimdi gelelim neredeyse bütün Pazar günümü harcadığım detaylara… Açıkçası bütün İnternet tarayıcılarında düzgün görünen bir temayı uzun süredir web günlüğümde kullanmak istiyordum. Yeni bir tema yapmak için yeterli zaman bulamadığımdan, hazır bir tema üzerinde değişikliklere gitmeyi düşünüyordum. Mübarek ne zor bir işmiş düzgün yazılmış bir CSS’e sahip WordPress teması bulmak! Opera’da düzgün olsa Firefox’ta yamuluyor, Internet Explorer’da düzgün olsa Opera’da yamuluyor. Büyük bir sabır ve içilen 4 kupa kahveden sonra, Opera, Firefox ve Internet Explorer’da aynı görünen temayı buldum. Üstelik renk açısından da son derece güzel. Gözü yormayan bir renk paleti seçilmiş. Bununla birlite bazı seçenekleri de bünyesinde barındırıyor. Bu yeni temada, önceki Buggy temamda kullanamadığım, ama çok faydalı olan “aktif panel” özelliği de bulunuyor. Bunun anlamı, “Widget”leri sürükleyip bıraktığınızda (aktif panel temada neredeyse ya da hangisini seçtiyseniz orada) bu programcığa sahip oluyorsunuz. Bu son bulduğum temanın adı Typebased, Woo Themes tarafından geliştirilmiş. Woo Themes normalde parayla satılan temalar geliştiriyor, ancak bu temayı ücretsiz olarak kullanıcılara sunmuş. Nerde beleş oraya yerleş mantığıyla (!) bu temayı kullanmaya karar verdim. Neyse efendim, bir güzel kurdum temayı (tema klasörünü olduğu gibi sunucunuzda “wp-content”in altındaki “themes” klasörüne yüklüyorsunuz ve daha sonra WordPress kontrol panelinden “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra temanızı seçip aktif ediyorsunuz). Bu tema Türkçeleştirilmiş temalar arasında yer alıyor, Türkçe haline buradan ulaşabilirsiniz. Ancak Türkçesinde cümle düşüklüklerine ve harf eksikliklerine rastladım, bazı alanlar da Türkçeleştirilmemiş (yorum yazarken “İsminiz” ve “E-posta” kutucuklarının yanında orjinalinde bulunan “required” (gerekli) kelimesi yazıyordu, ben buraları da Türkçe’ye çevirdim). Dolayısıyla sil baştan kendim Türkçeleştirdim. Bununla birlikte Woo Themes bazı cingözlükler yapmış! Bedava diye de bu yapılmaz ki! Yazınızdaki yılı göstereceğiniz yerde “O” yazıyor. Alla alla dedim, neden yılı göstermiyor. Bir baktım, düzgün belirtilmemiş. Normalde “<?php the_time(’Y'); ?>” yazması gereken yerde “<?php the_time(’o'); ?>” yazıyor. Ama azimli Türk gencinden kaçmaz tabii, hemen düzeltmeleri yaptım :)

Şimdi genel tema yapısında, sizlere dosyaların ne işe yaradığını anlatacağım. Bu dosyalar sadece bahsettiğim “Typebased” temasına ait değil. Düzgün oluşturulmuş bir temada, en azından bu dosyaların bulunması gerekir. Tema tasarımcısı üstüne ek fonksiyonlar ekleyebilir (Typebased’de de var), ancak bu dosyalar her WordPress temasında bulunması gerekir:

archive.php: Arşivlerinizi düzenleyen dosyadır. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı gösterir.

comments.php: Yorumları düzenleyen, belli bir şablona sokan dosya.

footer.php: Sitenin en altındaki alanı düzenleyen dosya. Genellikle Google Analytics gibi istatistiksel sonuçlar veren servislerin script kodlarını koymak için de uygun bir yerdir. Çünkü site içindeki her sayfada açılır.

header.php: Sitenin tepe kısmını düzenleyen dosya. Sitenin metatagları, açıklamaları, anahtar kelimeleri (keyword), favicon resmi (site açıldığında adres çubuğunda gösterilen küçük resim), RSS kaynaklarını, sitenin logosunu ve bazı durumda menülerini belirttiğiniz yer bu dosyadır.

index.php: Sitenin anasayfasının görüntüsü. Önemli dosyalardan bir tanesi. Anasayfadan kasıt, genellikle içeriğin bulunduğu göbek olarak tarif edebileceğim alanı düzenleyen dosya. En tepesinde “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile header ve en altta “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile footer dosyalarını çeker. Tema birden fazla sütunlu olabilir ve bu sütunların bir veya birden fazlası aktif olabilir (widget özelliği kullanılabilen sütunlar). index.php dosyası aynı zamanda bu sütun ya da sütunları “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile çeker. Yani sonuç olarak, index.php dosyası, ana sayfaya şeklini veren (anasayfa şablonunu oluşturan) dosyadır.

page.php: Web günlüğünüz sadece yazılardan (post) ibaret değildir, aynı zamanda sayfa (page) da oluşturabilirsiniz. Mesela kendinizi tanıtan bir yazıyı, sayfa olarak kaydetmelisiniz ki kalıcı olsun. Çünkü yazılar, gönderildiği tarih sırasına göre büyükten küçüğe doğru sayfada yer alır. Kendinizi tanıttığınız metni yazı olarak yayınlamışsanız, sitenizi belli bir süre güncelledikten sonra bu yazı görünmeyecektir. page.php dosyası da, bu tarz sayfa metinlerinin görünüşünü şekillendiren dosyadır. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

search.php: Bu dosya ile arama sonuçlarının nasıl görüneceğini ayarlayabilirsiniz. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

sidebar.php: Sabahtan beri sürekli söylediğimiz aktif sayfa sütunu burada tanımlanır. Eğer temanızda böyle bir özellik yoksa, bu dosya bulunmayabilir, doğrudan sayfa sütunları index.php dosyasında tanımlanmış olabilir. Her sidebar.php dosyasının aktif sütun tanımlamayacağını da belirteyim. Peki nasıl anlayacaksınız?  sidebar.php dosyasını notepad gibi metin editörüyle açtıktan sonra şöyle bir satır olup olmadığına dikkat edin: “<?php if (function_exists(’dynamic_sidebar’) && dynamic_sidebar(1) ) : else : ?>”. Eğer varsa, sizin sütununuz aktif sütundur demektir ve WordPress Widget’ları kullanabilirsiniz.

single.php: Bu dosya, yazınıza tıklandıktan sonra, yazının tek başına gösterildiği (yorum kısmıyla birlikte) sayfanın şablonunu belirler. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu, “<?php comments_template(); ?>” fonksiyonu ile comments.php’de tanımlamış olduğunuz yorum şablonunu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

<html>, <head> ve <body> header.php dosyasında açılır. <head> yine header.php dosyasında kapatılır (</head>). Ama <body> ve <html>, footer.php dosyasında kapatılır (</body> ve </html>).

Şimdi de size işinize yarayacak birkaç önemli WordPress fonksiyonundan bahsedeceğim:

<?php the_time(’d'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı günü gösterir.

<?php the_time(’M'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı ayı gösterir.

<?php the_time(’Y'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı yılı gösterir.

<?php bloginfo(’template_directory’); ?>: Temanızın sunucuda bulunduğu yeri çeker. Pek çok temada, tema klasörünün içinde “images”, “img”, “i” ya da “imgs” gibi klasörlerde, temada kullanılan resimler bulunur. Bu resimleri sayfada farklı yerlerde kullanmak istediğinizde, resmin sunucuda bulunan tam adresini keşfetmenize ve yazmanıza gerek yoktur. Mesela tema klasöründe, “images” isminde bir klasörümüzün içinde tamamını oku yazısının yanına bir resim eklemek istediğiniz. Bunu temanın CSS ile yapabileceğiniz gibi, küçük resimlerde yazı ile aynı hizaya geliyorsa, CSS ile uğraşmanıza gerek yoktur. Mesela benim web günlüğümde “Tamamını Oku” yazısının yanında küçük bir top dönüp duruyor, bunu şu şekilde yerleştirdim: “<img src=”<?php bloginfo(’template_directory’); ?>/images/tamaminioku.gif” alt=”Tamamını Oku” title=”Tamamını Oku” />” (başlangıçtaki ve en sondaki tırnaklar yok).

<?php the_category(’,') ?> : Yazının ait olduğu kategorileri, aralarına virgül (,) atarak gösterir. Mesela benim kullandığım Typepad temasında varsayılan olarak yazının kategorileri görünmüyordu, bu fonksiyonu ekledim.

<?php the_author_posts_link(); ?> : Yazının ya da sayfanın yazarını, linklenmiş bir şekilde gösterir. İsme tıklandığında, o yazarın yazmış olduğu yazıların arşivini getirir.

<?php comments_link(); ?> : Yazıya ya da sayfaya yapılan yorumlara yönlendirme yapar. Yazı veya sayfa tek başına açılır ve doğrudan yorumlar kısmına atlama yapar. Ama tek başına kullanımının pek de bir anlamı yoktur. O yüzden genellikle aşağıdaki fonksiyonla birlikte kullanılır.

<?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?> : Yazıya ya da sayfaya yapılan toplam yorum sayısını gösterir. Bunun için çeşitli varyasyonlar da mevcut: <?php comments_number(’Yorum Yapılmamış’,'1 yorum’,'% yorum’); ?> şeklinde yazı da yazabilirsiniz. Böyle bir kullanım hiç yorum yapılmamışsa, sıfır (0) yerine “Yorum Yapılmamış” (tırnaksız) yazacaktır. Genellikle yukarıdaki <?php comments_link(); ?> fonksiyonu ile birlikte kullanılır. Böyle bir kullanımda, yorum belirtecine (sıfır, bir ya da birden fazla – 10 tane yorum yapılmışsa 10 yazar- veya yorum yapılmamış, 1 yorum, birden fazla yorum – 10 tane yorum yapılmışsa 10 yorum yazar -) tıklandığında, otomatik olarak yazı veya sayfa tek başına açılır ve sayfa doğrudan yorumlara kaydırılır. Bu şekilde kullanmak isterseniz şunu yazabilirsiniz: <a href=”<?php comments_link(); ?>”><?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?></a>

<?php bloginfo(’stylesheet_url’); ?> : Stil Şablonunuzu (CSS) URL olarak verir (http://www.potkal.com/stil.css gibi). Genellikle header.php dosyasının içinde, HTML’in “<head>” kısmında, stil şablonunu göstermek için kullanılır. Tam kullanım: <link rel=”stylesheet” type=”text/css” href=”<?php bloginfo(’stylesheet_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’rss2_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın RSS 2.0 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”application/rss+xml” title=”RSS 2.0″ href=”<?php bloginfo(’rss2_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’comments_rss2_url’); ?> : Yorumların RSS 2.0 beslemesi. Sitede yorumların beslemesine link vereceğiniz yerlerde kullanılabilir. RSS 0.92 ve Atom 0.3 versiyonları da mevcut. Baştaki “comments_” kısmı sabit, diğer kısımlara sırasıyla “rss_url” ya da “atom_url” eklenebilir. Ben kendi temamda, sayfanın en altında yorum beslemesine linklemede kullandım: <a href=”<?php bloginfo(’comments_rss2_url’); ?>”>Yorumlar</a>

<?php bloginfo(’rss_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın RSS 0.92 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”text/xml” title=”RSS 0.92″ href=”<?php bloginfo(’rss_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’atom_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın Atom 0.3 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”application/atom+xml” title=”Atom 0.3″ href=”<?php bloginfo(’atom_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’pingback_url’); ?> : Size yönlendirme yapıldığında haberdar edecek bir fonksiyondur. Mesela bir yazınıza, başka bir siteden link verildi. Bu durumda o yazınıza yapılan bu yönlendirme yorumlara eklenecektir. HTML’in “<head>” kısmında kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”pingback” href=”<?php bloginfo(’pingback_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’name’); ?> : WordPress kontrol panelinde, web günlüğünüzün adını tanımladığınız bir alan bulunmaktadır (“Settings” (ayarlar) bölümünde). Buraya yazmış olduğunuz ismi elde etmek için kullanılan bir fonksiyondur. Ancak bu şekilde kullanımı, sizi sonuca götürmez, sayfada web günlüğünüzün adını otomatik olarak gösteremezsiniz. PHP’de çıktı (output) komutu olan “echo” ile kullanmalısınız: <?php echo bloginfo(’name’); ?>

<?php bloginfo(’url’); ?> : Web günlüğünüzün URL adresini verir. Yine bu adres, kontrol panelinde “Settings” (ayarlar) bölümünde sizin tarafınızdan tanımlanmıştır (Blog Address (URL) – Blog Adresi (URL)) ve bu fonksiyonla tanımlamış olduğunuz değeri elde edersiniz. Eğer web günlüğünüzün adına yönlendirme yapmak isterseniz (kendi web günlüğümde footer.php dosyasında bunu yaptım), kullanımı şu şekilde: <a href=”<?php bloginfo(’url’); ?>”><?php echo bloginfo(’name’); ?></a>

<?php bloginfo(’description’); ?> : Yine WordPress kontrol panelinde “Settings” (Ayarlar) bölümünde, web günlüğünüz için bir tanımlama yapmışsınızdır (Tagline kutusu). Eğer bu tanımı kullanmak istiyorsanız, bu fonksiyonu kullanabilirsiniz. Ancak tıpkı “name”de olduğu gibi, tek başına kullanımı, sayfaya çıktı vermeyecektir, o yüzden “echo” ile kullanılmalıdır: <?php echo bloginfo(’description’); ?>

<?php the_content(); ?> : Yazmış olduğunuz bir yazının tamamını gösterir, özet göstermez.

<?php the_excerpt(); ?> : Yazmış olduğunuz bir yazının tamamını göstermez, özetini gösterir.

<?php the_permalink() ?> : Yazının tam URLsini verir.

<?php the_title(); ?> : Yazının başlığını verir.

Mesela ben temamda “Tamamını Oku” yazısını şu şekilde yaptım: <a href=”<?php the_permalink() ?>” rel=”bookmark” title=”<?php the_title(); ?>”>> Tamamını Oku</a>

<?php echo date(”Y”); ?> : Yazılar haricinde, sayfanın diğer herhangi bir yerinde mevcut yılı göstermek için kullanılır. Örneğin kullandığım temada en alttaki yılı bu şekilde gösteriyorum. Her yıl kendiliğinden otomatik olarak değişecek, dolayısıyla her seferinde bu alanı düzeltmeye gerek yok.

Son olarak belirteceğim özellik için ne yazık ki tam olarak bütün işlemi yapan tek satırlık WordPress fonksiyonu yok. Çünkü WordPress sürümlerine göre değişiklik gösteren hazır bir fonksiyon bulunuyor. Dolayısıyla öncelikle bu fonksiyon WordPress versiyonunda var mı, onu kontrol etmek lazım. Eğer yazılarınızda, yazılarınız için belirtmiş olduğunuz etiketleri (tag) göstermek isterseniz, aşağıdaki satırı olduğu gibi kullanmalısınız:

<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<h4 class=”etiketler”>’, ‘, ‘, ‘</h4>’); } ?>

Buradaki <h4 class=”etiketler”> kısmı, benim stil şablonum (CSS) ile ilgili. Siz buraya kendi stil şablonunuza göre bir tanımlama yapabilirsiniz. </h4> seçeneğiyle de stil şablonumdaki sınıfı kapattım. Mesela siz etiketleri yanlarına nokta koyarak, alt alta dizmek istiyorsanız, fonksiyon şu şekilde olmalı:

<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<ul><li>’, ‘, ‘, ‘</ul>’); } ?>

Aradaki virgüller, birden fazla etiket varsa, ne şekilde ayrılacağını gösteriyor. Ben virgülü seçtim, siz başka bir şey koyabilirsiniz. Eğer etiketlerinize herhangi bir stil vermek istemiyorsanız, yukarıda anlattığım alanları boş bırakabilirsiniz.

Anlattığım bütün bu fonksiyonlar WordPress 2.7.1 sürümüne göredir. Genellikle sondaki etiket olayı haricinde hepsi, diğer sürümlerde de bulunuyor, dolayısıyla sorun yaşayacağınızı sanmıyorum.

Son olarak gelelim fasülyenin faydalarınaaaaa… Bunca şey anlattık, ama WordPress’te yazı tarihleriniz Türkçe görünmüyor! O zaman ne yapacaksınız? WordPress bunun için de ayrı bir dosya oluşturmuş. “wp-includes” klasörü içinde bulacağınız “locale.php” dosyasında, ay isimlerini Türkçeleştirebilirsiniz. Böylece yazılarınızda Türkçe tarih görünür. Ama ben bununla uğraşamam diyorsanız, sizin için bir güzelliğim var :) Kendi web günlüğümde kullandığım dosyayı buradan indirebilirsiniz. Eğer dosyayı çok merak ediyorsanız, dosya ile ilgili açıklamaları buradan okuyabilirsiniz. Wordpress genelde “locale.php” dosyasını değiştirmiyor, dolayısıyla Wordpress’in önceki versiyonları için de bu dosyayı indirebilirsiniz. İndirdiğiniz arşiv (.rar) dosyasını açıp, “locale.php” dosyasını Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin.

Ama durun daha bitmedi! Eğer 10 dakika içinde sipariş verirseniz, etiket bulutundaki (tag cloud)  herhangi bir etiketin üzerine gittiğinizde “1 topic”, “10 topics” gibi İngilizce kelimeleri; yazar adına gittiğinizde çıkan “Posted by:” cümlesini ve yazınızı koyduğunuz kategori(leri)nin üzerine gittiğinizde çıkan “View all posts in” ile “Filed under” cümlelerini Türkçeleştiren bu dosyayı da size hediye ediyorum. Bu dosyaları aynı locale.php’yi yüklediğiniz gibi yükleyebilirsiniz (Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin).

Ama durun daha bitmedi! Siparişinizi verirken aynı anda amuda kalkabilirseniz, tamamen Türkçeleştirdiğim ve düzenlediğim (ikonlar ve bazı fonksiyonlar) Typepad temasına ücretsiz olarak sahip olabilirsiniz. İndirmek için buraya tıklayın. Tema klasörünü olduğu gibi sunucunuzda “wp-content”in altındaki “themes” klasörüne yüklüyorsunuz ve daha sonra WordPress kontrol panelinden “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra temanızı seçip aktif ediyorsunuz:

wordpress-pazar-1820-yi1

Temayı kendi web günlüğümde uyguladığım şekilde paylaşmadım, çünkü renkler ve zevkler farklı olabilir. Ben yazıların yanında, yazının kategorisini ve etiketlerini görüntülemeyi tercih ediyorum, siz istemeyebilirsiniz. Eğer istiyorsanız, aşağıdaki satırları, yukarıda açıklamasını yaptığım dosyalarda ilgili yerlere (ben yorum sayısını gösteren kısım olan <h4 class=”comments”><a href=”<?php comments_link(); ?>”><?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?></a></h4> satırından hemen sonrasına koydum) kopyalayıp yapıştırın:

<h4 class=”kategori”><?php the_category(’,') ?></h4>
<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<h4 class=”etiketler”>’, ‘, ‘, ‘</h4>’); } ?>

Merak etmeyin, stil şablonunda (CSS), gerekli olan sınıfları bıraktım, yani sadece bu satırları olduğu gibi eklemeniz yeterli. Temayı yükledikten sonra, sağ taraftaki sütunda sadece arama seçeneğini göreceksiniz. Hemen telaşa kapılmayın, WordPress kontrol paneline giriş yapın. “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra altında açılan menüden “Widgets”i seçin. Buradan dilediğiniz özelliği sayfanıza ekleyebilirsiniz. Ekledikten sonra yanındaki “Edit” linkine tıklayıp, “Title” (Başlık) seçeneğine Türkçe başlık yazmayı unutmayın, yoksa sayfada Türkçe görüntülenmez:

wordpress-pazar-1820-4b-yi5

(Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

Her şey tamamsa, kafama göre atadığım sağ taraftaki özelliklerle sayfanız aşağıdaki gibi görünmeli:

wordpress-pazar-1820-2b-yi3 (Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

En alttaki alanda benim web günlüğüme ait bilgilerin bulunduğuna bakmayın. Yukarıdaki fonksiyonları kullandım. Dolayısıyla siz kendi sunucunuza yüklediğinizde, “Settings” (Ayarlar) bölümüne ne yazdıysanız o çıkacak. Ama “Düzenleme: Can Sinan ARTUÇ” satırını çıkarmayın, en azından bunca emeğe saygınız olduğunu gösterirsiniz. Ayrıca temayı aktif ettikten sonra, WordPress kontrol panelinde “Typebased Options” seçeneği çıkacak. Buradan çeşitli ayarlamalar yapabilirsiniz (logonuz gibi). Ancak hatırlatmakta fayda var, ben bütün düzenlemeleri “default” temaya göre yaptım. Diğer renklerdeki tema seçeneklerini seçerseniz, sayfa düzgün görüntülenmeyecektir. “Tamamını Oku” yazısı, eğer “Typebased Options”tan “Özetini Göster?” kutucuğunu işaretlerseniz çıkar, işaretlemezseniz çıkmayacaktır. Bu ne biçim iş diyorsanız, yukarıda belirttiğim orjinal tema adreslerini kullanıp, modifiye edilmemiş Typepad WordPress temasına ulaşabilirsiniz.

Ne duruyorsunuz! Hemen şimdi arayın!