Arşiv: 'Potkal.com'

Vay Başıma Gelenler!

Daha önceki blog yazımda, lisansı biten ESET Smart Security 3 ile ilgili verdim veriştirdim. Fikirlerimde ve düşüncelerimde halen bir değişiklik olmadı, yanlış anlaşılmasın. Yine o yazıyı yazdığım düşünceleri taşıyorum.

ESET Smart Security 3’ün lisansı bitti. Bir baktım, 30 gün deneme sürümüne de geçmedi. Mantık: “Eskiden müşterimizdin, artık olmasa da olur.” Genelde herhangi bir lisanslı yazılımı kullandıktan sonra süresi bitince, “demo” ya da “deneme” moduna geçer, ESET gibi işi bittikten sonra bir tarafınıza tekme atmaz. Tabii bunu görünce sövmelerim artarak devam etti. Çünkü planımda bu yoktu, ben 30 gün deneme sürümüne geçecek diye yeni bir antivirüs ya da Internet Güvenlik Paketi arayışına ve incelemesine girmemiştim. Sonra bir anda ESET ile Norton 2009’u kıyasladığımız inceleme konumuz aklıma geldi. Şu anda dizüstü olarak kullanmış olduğum bilgisayar, sistem kaynakları bakımından yeterince zengin olmadığından dolayı, hiçbir antivirüs yazılımının kaynak olarak 3 öğün yemeği olmak istemiyorum açıkçası. Kaynak kullanımını düzeyli derecede tutabilen her türlü antivirüs ile düzeyli bir ilişkiye açığım :) Neyse efendim, 2002 yılından bu yana kullanmadığım Norton Antivirüs 2009 hakkında acaba kötü bir şey diyen var mı diye arayışa girdim. Nereye baksam, “Aman Tanrım!”, “Muhteşem!”, “Verdiğiniz parayı hakediyor!”, “2009’un en iyi satın alınacak ürünü” türünden yorumları görünce, bir dönem bilgisayardan kaldırmak için bile ekstra program yüklemeniz gereken Norton’a karşı karışık duygular içerisine girdim. Dış görünüş bakımından hoştu, dikkatimi çekti. Ama kalbi nasıldı acaba? Huyu suyu? Zorlama ilişki istemiyordum açıkçası :)

İnsanlarda bir abatmadır gidiyor. İşte efendim şurası güzel, burası güzel, huyu suyu güzel, bilgisayarı kalbi kadar tertemiz yapıyor vs vs. Hoşlanmam giderek arttı ve Norton’un üreticisi Symantec’in İnternet sayfasında flörte başladık. Bu iş böyle olmaz, platonik aşık olamam, ben en iyisi teklif edeyim dedim ve Norton Internet Security 2009’u aldım bilgisayarıma kurdum. Tabii kurulum öyle kolay olmadı: “Adın ne, Sanın ne?”, “ Ne iş yaparsın?”, “E-posta adresin nedir?”, “Ürünü deniyorsun, ama sakata gelmeyelim, ben seni yeniliklerimden haberdar edeyim” şeklindeki soruları ve şıkları tamamladıktan sonra, Norton Internet Security 2009 ile birlikte olmaya başladık. Aman efendim o ne zerafet! Dırdır yaparak kafamı şişirmiyor, işe başladığımda mızmızlanmıyor, şöyle bir etrafı temizleyiver dediğimde süratine diyecek yok! Vay anasını dedim, bundan iyisi Şam’da kayısı!


Norton Internet Security 2009 ile 3 günlük birlikteliğimizin ardından ilk kavgamızı yaşadık. Güncelleme esnasında bilgisayarım kilitlendi. Olur böyle dedim, yeni gelin, sakarlığı bol olur. Hemen sistemi yeniden başlattım, kendine geldi. 4. günde yine bir sorun yaşadık, ama bu sefer yaptığı aptalcaydı! Güncelleme esnasında bazı paketleri yükleyemedi (olabilir), ama sonrasında sanki tamamen başarı ile güncellenmiş gibi uyarı verdi. “Sen ne saçmaladığının farkında mısın?” dedikten sonra, bilgisayarımı “masaüstü” (halbuki dizüstü) olarak algıladığını gördüm. İçimden yavaş yavaş söylenmeye başladım, “Dış görünüşe aldanmayacaksın arkadaş, biraz da zeka olması lazım”.

Birlikteliğimizin 5. gününde, tamamlamış olduğum projemin raporunu ciltlettirmek için (yaklaşık 120 sayfa) kırtasiyeye gittim. Bu kırtasiyede, yazıcı çıktısı alınan bilgisayarın virüslü olduğunu adım gibi biliyordum. Daha öncesinde bu bilgisayara taktığım parmak bellekleri (flash disk), sonrasında kendi bilgisayarıma taktığımda ESET mutlaka trojan uyarısı verirdi. “Ahaaaa, taze gelinin ilk testi işte bu zamandır” dedim. Yanımdaki 8GB’lık SanDisk Cruzer parmak belleğimi (flash disk), kırtasiyedeki bilgisayara taktım. Projemi bir güzel ciltlettirdikten sonra eve gittim. Bilgisayarımı açtım, virüslü ya da trojanlı olduğuna inandığım parmak belleğimi (flash disk), USB portuna taktım. Kısa bir bekleyişin ardından Norton Internet Security 2009’dan ses seda gelmedi. Alla alla dedim, ESET beni mi yiyordu acaba? Parmak belleği bir güzel Norton Internet Security 2009 ile tarattım, misler gibi tertemiz olduğunu söyledi. Konuyu o gün orda kapattım. Ertesi gün ofisime geldim. Ofisimde lisansı devam eden ESET Smarty Security 3 bulunuyordu. Olayı tamamen unutarak, sırf bir dosyayı parmak belleğe atmam gerektiğinden, parmak belleği ofis bilgisayarıma taktım. Zaaaaannnnnnnnkkkkk! Beklediğim trojan alarmı çıktı. ESET için “Ulen sen de beni yiyorsun herhalde,” dedikten sonra akşamında eve gittiğimde, kendi bilgisayarımda ne göreyim? Gizli sistem dosyalarını açamıyorum! “Dosya Özellikleri”ne giriyorum, seçeneği işaretliyorum, uygula diyorum:

Vay Başıma Gelenler!

(Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

Uygulanır gibi oluyor, ama sonuç değişmiyor:

Vay Başıma Gelenler!

(Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

Parmak belleğin bilgisayara takıldığında otomatik çalıştırılmasını, güvenlik riski teşkil ettiği için kapatmıştım, ama o da açılmış! Ne taksam otomatik açılıyor! “Hayıııırrrrrrrrrrrrrr!” diye haykırmadan önce, Norton Internet Security 2009’u bilgisayarımdan kaldırdım, ESET Internet Security 3’ün deneme sürümünü yükledim. Bir güzel güncelledikten sonra, trojan uyarıları teker teker gelmeye başladı:

Vay Başıma Gelenler!

(Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

Sistemimde 2 NTFS (Windows XP ve yedek almada kullandığım bir alan), Linux için ext3 ve swap bölümleri ile 160 GB’lık Seagate marka harici diskim için, Linux bölümleri hariç teker teker uyarı geldi ve karantinaya alındı. Ya benim hayallerim?!

Tabii bu 6 günlük Norton Internet Security 2009 ile olan birlikteliğimin ayrılıkla noktalanması, arkadaş çevremde tebessümlere neden oldu. Konu antivirüs olunca, konuşanı da bol oluyor maalesef. Herkes futbol takımı tutar gibi bir antivirüs bellemiş gidiyor: Avast!, AVG, Kaspersky ve daha niceleri. Değerli okuyucular, ben bu antivirüs programlarının hepsini denedim. Güvenlik ilgi duyduğum alanlardan biri olduğu için de, sağdan soldan gördüğüm testlere değil, kendi testlerime güvenmeyi tercih ederim. Bunun için geliştirdiğim test programlarım da mevcut (Windows kayıt defterine değer atama, virüs maskeli exe dosyalarını çalıştırma gibi). Size kendi testlerimden birkaç bilgi vereyim:

Avast!: Belki de piyasada virüs bulabilen en iyi antivirüs programı. Ancaaaaak! Her şey bulmakla bitmiyor, temizlemesi de gerekli. Avast! temizleme konusunda oldukça başarısız. İnternet sitesi için buraya tıklayınız.

AVG: Hiçbir şeyi yakalayamadı, önsezi yeteneği yok denecek kadar az. İnternet sitesi için buraya tıklayınız.

Kaspersky: Evet güzel yakalıyor, güzel siliyor, ama hem dırdırı hem de sistem kaynaklarını yiyip bitirmesi bakımından tercih sebebim değil. İnternet sitesi için buraya tıklayınız.

Avira Antivir: Sistem kaynaklarını az kullanıyor, güzel yakalıyor ve siliyor. Ancak arayüzünü bir türlü sevemedim. Bana eski Kaspersky’yi hatırlatıyor. Internet Güvenlik Paketi’nin fiyatı da rakiplerine göre pahalı (ücretsiz olmayan versiyonu). İnternet sitesi için buraya tıklayınız.

BitDefender: Çok memnun kaldığım bir antivirüs programı. Hele Internet Güvenlik Paketi’ni kullanıyorsanız, başka hiçbir şey yüklemeye gerek yok. Ancak sistem kaynakları bakımından sıkıntı yaşamak istemiyorsanız, en az 1.5 GB belleğiniz (RAM) olmalı. Kaspersky’ye bu da yetmiyor. BitDefender’ı tavsiye ederim. İnternet sitesi için buraya tıklayınız.

Son olarak… Şu anda eski gözağrım BitDefender’ın gönlünü almaya çalışıyorum. ESET’le süren uzun süreli ilişkim sonrası kalbinin kırık olduğunu düşünüyorum. Bakalım sonumuz ne olacak? Çok mu ayran gönüllüyüm ne? :)

WordPress’le Geçen Pazar Günü

Bir önceki yazımda bahsettiğim tarihten biraz geç yayınlıyorum, ancak yazıyı detaylandırmak istedim. O yüzden yazması biraz uzun sürdü, bunun için sizden öncelikle özür dilerim. Aynı yazıyı Yazı İşleri Müdürü görevinde bulunduğum Potkal için bugün köşe yazım olarak girdim. İsterseniz bu adresten, Potkal’daki köşe yazımı okuyabilir, isterseniz de web günlüğümden okumaya devam edebilirsiniz. Her iki tarafta da aynı şey yazıyor, merak etmeyin :)

En son WordPress’in 2.6.2 versiyonunda takılıp kalan web günlüğümle (blog) uzun zamandır ilgilenemiyordum. Fakat 15 Şubat Pazar günü fırsattan istifade ederek başladım güncellemeye. İnsan başlayınca bir şevke geliyor ki sormayın gitsin! Hazır el atmışken, uzun zamandır değiştirmek istediğim temama da bir güzellik yaptım. Eski temamı (Buggy) beğeniyordum, güzel bir görüntüsü vardı. Ancak bütün İnternet tarayıcılarında düzgün görünmüyordu (özellikle Opera’da). Bununla birlikte renkler biraz cırtlaktı ve zamanla göz yoruyordu. Bu konuda da bayağı bir eleştiri aldım. Hazır şevke gelmişken, bari temamı da değiştireyim dedim. Ama bu kısma ve önemli WordPress fonksiyonlarına birazdan değineceğim. Önce WordPress’i güncellemek isteyenlere birkaç kelamım var.


WordPress otomatik güncelleme gibi bir özellik getirdiyse de, ben eşeğini sağlam kazığa bağlayanlardanım. Dolayısıyla manuel olarak yapmak her zaman için tercih sebebim. Geçmişte böyle otomatik güncelleştirmelerden dolayı birkaç kere ağzım yandı (güncelleştiremedi, bir baktım sunucuda bütün dosyalar da uçmuş). Manuel güncelleştirme yapmak isteyenler bu yolu takip edebilir (bunlar aslında WordPress’in Türkçe sitesinde de yazıyor):

1. Öncelikle yedek almanızda yarar var. Özellikle “wp-content” klasörü çok önemli. Çünkü burada eklentileriniz (plugins) ve temalarınız bulunuyor (themes). Bununla birlikte kök dizindeki “wp-config.php” dosyasını da yedeklemelisiniz, çünkü bu dosyada da veritabanı bilgileriniz bulunuyor. Güncelledikten sonra bu bilgileri tekrar girmek istemezsiniz değil mi? Eğer .htaccess dosyanız varsa (sadece Unix tabanlı sunucularda çalışır), bunun da yedeğini alın. Elbette son olarak veritabanınızı yedekleyin. Zaten veritabanı yedekleme işini periyodik olarak yapmalısınız, dünyanın binbir türlü hali var, değil mi ama :) Sonuç olarak çalışan sisteminizin bütün bir yedeğini alın.

2. Sonra WordPress kontrol paneline giriş yaparak, bütün eklentileri kapatın (deaktif etmek).

3. Evet, şimdi en civcivli kısma geldik. “wp-admin” ve “wp-includes” klasörlerini olduğu gibi sunucunuzdan silin. Yeni indirmiş olduğunuz WordPress dosyası içindeki aynı isimli klasörleri sunucunuza yükleyin. “wp-content” klasörünü silmenize gerek yok, aynı isimdeki yeni klasörü sunucuya yüklerden, “Üstüne yazılsın mı?” diye soracaktır, evet demeniz yeterli.

4. Üçüncü adımı başarıyla tamamlamışsanız, kök dizinde “index.php”, “wp-app.php” vs. gibi bazı dosyalar var. Yeni indirdiğiniz WordPress klasöründeki bu dosyaları sunucunuzdaki aynı yere yükleyin. “Üstüne yazılsın mı?” diye soracaktır, evet demeniz yeterli.

5. Ve şimdi ölüm kalım meselesi! WordPress kontrol paneline tekrar giriş yapmayı deneyin. Burada eğer veritabanında bazı değişiklikler yapılması gerekiyorsa, sizi bu konuda uyaracaktır ve bir butona basmanızı isteyecektir (nitekim bende istedi). Bu butona tıkladıktan sonra, “Her şey yolunda” tarzında bir mesaj almışsanız, başarıyla WordPress’i güncellediniz demektir. Eğer bu adım başarısız olursa, siteniz evlere şenlik olacak :) İşte veritabanının yedeğini almak da burada önem arzediyor.

Zor mu geldi? Ohooo kim yapacak bunu mu diyorsunuz? Evet açıkçası biraz meşakkatli bir işlem, ama zor değil. Sadece hamallık yapıyorsunuz biraz o kadar. WordPress’in 2.6 sürümünden itibaren neredeyse 2 haftada bir sürüm güncellediğini düşünürsek, vay halimize! O yüzden bir süre beklemekle iyi etmişim :)

WordPress, 2.7.x sürümüyle bazı görsel değişikliklere gitmiş ve birkaç yeni özellik eklemiş. Bunlardan ayrıntılı olarak bahsetmeyeceğim, çünkü buradan detayına ulaşabilirsiniz.

Şimdi gelelim neredeyse bütün Pazar günümü harcadığım detaylara… Açıkçası bütün İnternet tarayıcılarında düzgün görünen bir temayı uzun süredir web günlüğümde kullanmak istiyordum. Yeni bir tema yapmak için yeterli zaman bulamadığımdan, hazır bir tema üzerinde değişikliklere gitmeyi düşünüyordum. Mübarek ne zor bir işmiş düzgün yazılmış bir CSS’e sahip WordPress teması bulmak! Opera’da düzgün olsa Firefox’ta yamuluyor, Internet Explorer’da düzgün olsa Opera’da yamuluyor. Büyük bir sabır ve içilen 4 kupa kahveden sonra, Opera, Firefox ve Internet Explorer’da aynı görünen temayı buldum. Üstelik renk açısından da son derece güzel. Gözü yormayan bir renk paleti seçilmiş. Bununla birlite bazı seçenekleri de bünyesinde barındırıyor. Bu yeni temada, önceki Buggy temamda kullanamadığım, ama çok faydalı olan “aktif panel” özelliği de bulunuyor. Bunun anlamı, “Widget”leri sürükleyip bıraktığınızda (aktif panel temada neredeyse ya da hangisini seçtiyseniz orada) bu programcığa sahip oluyorsunuz. Bu son bulduğum temanın adı Typebased, Woo Themes tarafından geliştirilmiş. Woo Themes normalde parayla satılan temalar geliştiriyor, ancak bu temayı ücretsiz olarak kullanıcılara sunmuş. Nerde beleş oraya yerleş mantığıyla (!) bu temayı kullanmaya karar verdim. Neyse efendim, bir güzel kurdum temayı (tema klasörünü olduğu gibi sunucunuzda “wp-content”in altındaki “themes” klasörüne yüklüyorsunuz ve daha sonra WordPress kontrol panelinden “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra temanızı seçip aktif ediyorsunuz). Bu tema Türkçeleştirilmiş temalar arasında yer alıyor, Türkçe haline buradan ulaşabilirsiniz. Ancak Türkçesinde cümle düşüklüklerine ve harf eksikliklerine rastladım, bazı alanlar da Türkçeleştirilmemiş (yorum yazarken “İsminiz” ve “E-posta” kutucuklarının yanında orjinalinde bulunan “required” (gerekli) kelimesi yazıyordu, ben buraları da Türkçe’ye çevirdim). Dolayısıyla sil baştan kendim Türkçeleştirdim. Bununla birlikte Woo Themes bazı cingözlükler yapmış! Bedava diye de bu yapılmaz ki! Yazınızdaki yılı göstereceğiniz yerde “O” yazıyor. Alla alla dedim, neden yılı göstermiyor. Bir baktım, düzgün belirtilmemiş. Normalde “<?php the_time(’Y'); ?>” yazması gereken yerde “<?php the_time(’o'); ?>” yazıyor. Ama azimli Türk gencinden kaçmaz tabii, hemen düzeltmeleri yaptım :)

Şimdi genel tema yapısında, sizlere dosyaların ne işe yaradığını anlatacağım. Bu dosyalar sadece bahsettiğim “Typebased” temasına ait değil. Düzgün oluşturulmuş bir temada, en azından bu dosyaların bulunması gerekir. Tema tasarımcısı üstüne ek fonksiyonlar ekleyebilir (Typebased’de de var), ancak bu dosyalar her WordPress temasında bulunması gerekir:

archive.php: Arşivlerinizi düzenleyen dosyadır. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı gösterir.

comments.php: Yorumları düzenleyen, belli bir şablona sokan dosya.

footer.php: Sitenin en altındaki alanı düzenleyen dosya. Genellikle Google Analytics gibi istatistiksel sonuçlar veren servislerin script kodlarını koymak için de uygun bir yerdir. Çünkü site içindeki her sayfada açılır.

header.php: Sitenin tepe kısmını düzenleyen dosya. Sitenin metatagları, açıklamaları, anahtar kelimeleri (keyword), favicon resmi (site açıldığında adres çubuğunda gösterilen küçük resim), RSS kaynaklarını, sitenin logosunu ve bazı durumda menülerini belirttiğiniz yer bu dosyadır.

index.php: Sitenin anasayfasının görüntüsü. Önemli dosyalardan bir tanesi. Anasayfadan kasıt, genellikle içeriğin bulunduğu göbek olarak tarif edebileceğim alanı düzenleyen dosya. En tepesinde “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile header ve en altta “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile footer dosyalarını çeker. Tema birden fazla sütunlu olabilir ve bu sütunların bir veya birden fazlası aktif olabilir (widget özelliği kullanılabilen sütunlar). index.php dosyası aynı zamanda bu sütun ya da sütunları “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile çeker. Yani sonuç olarak, index.php dosyası, ana sayfaya şeklini veren (anasayfa şablonunu oluşturan) dosyadır.

page.php: Web günlüğünüz sadece yazılardan (post) ibaret değildir, aynı zamanda sayfa (page) da oluşturabilirsiniz. Mesela kendinizi tanıtan bir yazıyı, sayfa olarak kaydetmelisiniz ki kalıcı olsun. Çünkü yazılar, gönderildiği tarih sırasına göre büyükten küçüğe doğru sayfada yer alır. Kendinizi tanıttığınız metni yazı olarak yayınlamışsanız, sitenizi belli bir süre güncelledikten sonra bu yazı görünmeyecektir. page.php dosyası da, bu tarz sayfa metinlerinin görünüşünü şekillendiren dosyadır. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

search.php: Bu dosya ile arama sonuçlarının nasıl görüneceğini ayarlayabilirsiniz. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

sidebar.php: Sabahtan beri sürekli söylediğimiz aktif sayfa sütunu burada tanımlanır. Eğer temanızda böyle bir özellik yoksa, bu dosya bulunmayabilir, doğrudan sayfa sütunları index.php dosyasında tanımlanmış olabilir. Her sidebar.php dosyasının aktif sütun tanımlamayacağını da belirteyim. Peki nasıl anlayacaksınız?  sidebar.php dosyasını notepad gibi metin editörüyle açtıktan sonra şöyle bir satır olup olmadığına dikkat edin: “<?php if (function_exists(’dynamic_sidebar’) && dynamic_sidebar(1) ) : else : ?>”. Eğer varsa, sizin sütununuz aktif sütundur demektir ve WordPress Widget’ları kullanabilirsiniz.

single.php: Bu dosya, yazınıza tıklandıktan sonra, yazının tek başına gösterildiği (yorum kısmıyla birlikte) sayfanın şablonunu belirler. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu, “<?php comments_template(); ?>” fonksiyonu ile comments.php’de tanımlamış olduğunuz yorum şablonunu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

<html>, <head> ve <body> header.php dosyasında açılır. <head> yine header.php dosyasında kapatılır (</head>). Ama <body> ve <html>, footer.php dosyasında kapatılır (</body> ve </html>).

Şimdi de size işinize yarayacak birkaç önemli WordPress fonksiyonundan bahsedeceğim:

<?php the_time(’d'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı günü gösterir.

<?php the_time(’M'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı ayı gösterir.

<?php the_time(’Y'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı yılı gösterir.

<?php bloginfo(’template_directory’); ?>: Temanızın sunucuda bulunduğu yeri çeker. Pek çok temada, tema klasörünün içinde “images”, “img”, “i” ya da “imgs” gibi klasörlerde, temada kullanılan resimler bulunur. Bu resimleri sayfada farklı yerlerde kullanmak istediğinizde, resmin sunucuda bulunan tam adresini keşfetmenize ve yazmanıza gerek yoktur. Mesela tema klasöründe, “images” isminde bir klasörümüzün içinde tamamını oku yazısının yanına bir resim eklemek istediğiniz. Bunu temanın CSS ile yapabileceğiniz gibi, küçük resimlerde yazı ile aynı hizaya geliyorsa, CSS ile uğraşmanıza gerek yoktur. Mesela benim web günlüğümde “Tamamını Oku” yazısının yanında küçük bir top dönüp duruyor, bunu şu şekilde yerleştirdim: “<img src=”<?php bloginfo(’template_directory’); ?>/images/tamaminioku.gif” alt=”Tamamını Oku” title=”Tamamını Oku” />” (başlangıçtaki ve en sondaki tırnaklar yok).

<?php the_category(’,') ?> : Yazının ait olduğu kategorileri, aralarına virgül (,) atarak gösterir. Mesela benim kullandığım Typepad temasında varsayılan olarak yazının kategorileri görünmüyordu, bu fonksiyonu ekledim.

<?php the_author_posts_link(); ?> : Yazının ya da sayfanın yazarını, linklenmiş bir şekilde gösterir. İsme tıklandığında, o yazarın yazmış olduğu yazıların arşivini getirir.

<?php comments_link(); ?> : Yazıya ya da sayfaya yapılan yorumlara yönlendirme yapar. Yazı veya sayfa tek başına açılır ve doğrudan yorumlar kısmına atlama yapar. Ama tek başına kullanımının pek de bir anlamı yoktur. O yüzden genellikle aşağıdaki fonksiyonla birlikte kullanılır.

<?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?> : Yazıya ya da sayfaya yapılan toplam yorum sayısını gösterir. Bunun için çeşitli varyasyonlar da mevcut: <?php comments_number(’Yorum Yapılmamış’,'1 yorum’,'% yorum’); ?> şeklinde yazı da yazabilirsiniz. Böyle bir kullanım hiç yorum yapılmamışsa, sıfır (0) yerine “Yorum Yapılmamış” (tırnaksız) yazacaktır. Genellikle yukarıdaki <?php comments_link(); ?> fonksiyonu ile birlikte kullanılır. Böyle bir kullanımda, yorum belirtecine (sıfır, bir ya da birden fazla – 10 tane yorum yapılmışsa 10 yazar- veya yorum yapılmamış, 1 yorum, birden fazla yorum – 10 tane yorum yapılmışsa 10 yorum yazar -) tıklandığında, otomatik olarak yazı veya sayfa tek başına açılır ve sayfa doğrudan yorumlara kaydırılır. Bu şekilde kullanmak isterseniz şunu yazabilirsiniz: <a href=”<?php comments_link(); ?>”><?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?></a>

<?php bloginfo(’stylesheet_url’); ?> : Stil Şablonunuzu (CSS) URL olarak verir (http://www.potkal.com/stil.css gibi). Genellikle header.php dosyasının içinde, HTML’in “<head>” kısmında, stil şablonunu göstermek için kullanılır. Tam kullanım: <link rel=”stylesheet” type=”text/css” href=”<?php bloginfo(’stylesheet_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’rss2_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın RSS 2.0 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”application/rss+xml” title=”RSS 2.0″ href=”<?php bloginfo(’rss2_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’comments_rss2_url’); ?> : Yorumların RSS 2.0 beslemesi. Sitede yorumların beslemesine link vereceğiniz yerlerde kullanılabilir. RSS 0.92 ve Atom 0.3 versiyonları da mevcut. Baştaki “comments_” kısmı sabit, diğer kısımlara sırasıyla “rss_url” ya da “atom_url” eklenebilir. Ben kendi temamda, sayfanın en altında yorum beslemesine linklemede kullandım: <a href=”<?php bloginfo(’comments_rss2_url’); ?>”>Yorumlar</a>

<?php bloginfo(’rss_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın RSS 0.92 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”text/xml” title=”RSS 0.92″ href=”<?php bloginfo(’rss_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’atom_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın Atom 0.3 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”application/atom+xml” title=”Atom 0.3″ href=”<?php bloginfo(’atom_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’pingback_url’); ?> : Size yönlendirme yapıldığında haberdar edecek bir fonksiyondur. Mesela bir yazınıza, başka bir siteden link verildi. Bu durumda o yazınıza yapılan bu yönlendirme yorumlara eklenecektir. HTML’in “<head>” kısmında kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”pingback” href=”<?php bloginfo(’pingback_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’name’); ?> : WordPress kontrol panelinde, web günlüğünüzün adını tanımladığınız bir alan bulunmaktadır (“Settings” (ayarlar) bölümünde). Buraya yazmış olduğunuz ismi elde etmek için kullanılan bir fonksiyondur. Ancak bu şekilde kullanımı, sizi sonuca götürmez, sayfada web günlüğünüzün adını otomatik olarak gösteremezsiniz. PHP’de çıktı (output) komutu olan “echo” ile kullanmalısınız: <?php echo bloginfo(’name’); ?>

<?php bloginfo(’url’); ?> : Web günlüğünüzün URL adresini verir. Yine bu adres, kontrol panelinde “Settings” (ayarlar) bölümünde sizin tarafınızdan tanımlanmıştır (Blog Address (URL) – Blog Adresi (URL)) ve bu fonksiyonla tanımlamış olduğunuz değeri elde edersiniz. Eğer web günlüğünüzün adına yönlendirme yapmak isterseniz (kendi web günlüğümde footer.php dosyasında bunu yaptım), kullanımı şu şekilde: <a href=”<?php bloginfo(’url’); ?>”><?php echo bloginfo(’name’); ?></a>

<?php bloginfo(’description’); ?> : Yine WordPress kontrol panelinde “Settings” (Ayarlar) bölümünde, web günlüğünüz için bir tanımlama yapmışsınızdır (Tagline kutusu). Eğer bu tanımı kullanmak istiyorsanız, bu fonksiyonu kullanabilirsiniz. Ancak tıpkı “name”de olduğu gibi, tek başına kullanımı, sayfaya çıktı vermeyecektir, o yüzden “echo” ile kullanılmalıdır: <?php echo bloginfo(’description’); ?>

<?php the_content(); ?> : Yazmış olduğunuz bir yazının tamamını gösterir, özet göstermez.

<?php the_excerpt(); ?> : Yazmış olduğunuz bir yazının tamamını göstermez, özetini gösterir.

<?php the_permalink() ?> : Yazının tam URLsini verir.

<?php the_title(); ?> : Yazının başlığını verir.

Mesela ben temamda “Tamamını Oku” yazısını şu şekilde yaptım: <a href=”<?php the_permalink() ?>” rel=”bookmark” title=”<?php the_title(); ?>”>> Tamamını Oku</a>

<?php echo date(”Y”); ?> : Yazılar haricinde, sayfanın diğer herhangi bir yerinde mevcut yılı göstermek için kullanılır. Örneğin kullandığım temada en alttaki yılı bu şekilde gösteriyorum. Her yıl kendiliğinden otomatik olarak değişecek, dolayısıyla her seferinde bu alanı düzeltmeye gerek yok.

Son olarak belirteceğim özellik için ne yazık ki tam olarak bütün işlemi yapan tek satırlık WordPress fonksiyonu yok. Çünkü WordPress sürümlerine göre değişiklik gösteren hazır bir fonksiyon bulunuyor. Dolayısıyla öncelikle bu fonksiyon WordPress versiyonunda var mı, onu kontrol etmek lazım. Eğer yazılarınızda, yazılarınız için belirtmiş olduğunuz etiketleri (tag) göstermek isterseniz, aşağıdaki satırı olduğu gibi kullanmalısınız:

<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<h4 class=”etiketler”>’, ‘, ‘, ‘</h4>’); } ?>

Buradaki <h4 class=”etiketler”> kısmı, benim stil şablonum (CSS) ile ilgili. Siz buraya kendi stil şablonunuza göre bir tanımlama yapabilirsiniz. </h4> seçeneğiyle de stil şablonumdaki sınıfı kapattım. Mesela siz etiketleri yanlarına nokta koyarak, alt alta dizmek istiyorsanız, fonksiyon şu şekilde olmalı:

<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<ul><li>’, ‘, ‘, ‘</ul>’); } ?>

Aradaki virgüller, birden fazla etiket varsa, ne şekilde ayrılacağını gösteriyor. Ben virgülü seçtim, siz başka bir şey koyabilirsiniz. Eğer etiketlerinize herhangi bir stil vermek istemiyorsanız, yukarıda anlattığım alanları boş bırakabilirsiniz.

Anlattığım bütün bu fonksiyonlar WordPress 2.7.1 sürümüne göredir. Genellikle sondaki etiket olayı haricinde hepsi, diğer sürümlerde de bulunuyor, dolayısıyla sorun yaşayacağınızı sanmıyorum.

Son olarak gelelim fasülyenin faydalarınaaaaa… Bunca şey anlattık, ama WordPress’te yazı tarihleriniz Türkçe görünmüyor! O zaman ne yapacaksınız? WordPress bunun için de ayrı bir dosya oluşturmuş. “wp-includes” klasörü içinde bulacağınız “locale.php” dosyasında, ay isimlerini Türkçeleştirebilirsiniz. Böylece yazılarınızda Türkçe tarih görünür. Ama ben bununla uğraşamam diyorsanız, sizin için bir güzelliğim var :) Kendi web günlüğümde kullandığım dosyayı buradan indirebilirsiniz. Eğer dosyayı çok merak ediyorsanız, dosya ile ilgili açıklamaları buradan okuyabilirsiniz. Wordpress genelde “locale.php” dosyasını değiştirmiyor, dolayısıyla Wordpress’in önceki versiyonları için de bu dosyayı indirebilirsiniz. İndirdiğiniz arşiv (.rar) dosyasını açıp, “locale.php” dosyasını Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin.

Ama durun daha bitmedi! Eğer 10 dakika içinde sipariş verirseniz, etiket bulutundaki (tag cloud)  herhangi bir etiketin üzerine gittiğinizde “1 topic”, “10 topics” gibi İngilizce kelimeleri; yazar adına gittiğinizde çıkan “Posted by:” cümlesini ve yazınızı koyduğunuz kategori(leri)nin üzerine gittiğinizde çıkan “View all posts in” ile “Filed under” cümlelerini Türkçeleştiren bu dosyayı da size hediye ediyorum. Bu dosyaları aynı locale.php’yi yüklediğiniz gibi yükleyebilirsiniz (Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin).

Ama durun daha bitmedi! Siparişinizi verirken aynı anda amuda kalkabilirseniz, tamamen Türkçeleştirdiğim ve düzenlediğim (ikonlar ve bazı fonksiyonlar) Typepad temasına ücretsiz olarak sahip olabilirsiniz. İndirmek için buraya tıklayın. Tema klasörünü olduğu gibi sunucunuzda “wp-content”in altındaki “themes” klasörüne yüklüyorsunuz ve daha sonra WordPress kontrol panelinden “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra temanızı seçip aktif ediyorsunuz:

wordpress-pazar-1820-yi1

Temayı kendi web günlüğümde uyguladığım şekilde paylaşmadım, çünkü renkler ve zevkler farklı olabilir. Ben yazıların yanında, yazının kategorisini ve etiketlerini görüntülemeyi tercih ediyorum, siz istemeyebilirsiniz. Eğer istiyorsanız, aşağıdaki satırları, yukarıda açıklamasını yaptığım dosyalarda ilgili yerlere (ben yorum sayısını gösteren kısım olan <h4 class=”comments”><a href=”<?php comments_link(); ?>”><?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?></a></h4> satırından hemen sonrasına koydum) kopyalayıp yapıştırın:

<h4 class=”kategori”><?php the_category(’,') ?></h4>
<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<h4 class=”etiketler”>’, ‘, ‘, ‘</h4>’); } ?>

Merak etmeyin, stil şablonunda (CSS), gerekli olan sınıfları bıraktım, yani sadece bu satırları olduğu gibi eklemeniz yeterli. Temayı yükledikten sonra, sağ taraftaki sütunda sadece arama seçeneğini göreceksiniz. Hemen telaşa kapılmayın, WordPress kontrol paneline giriş yapın. “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra altında açılan menüden “Widgets”i seçin. Buradan dilediğiniz özelliği sayfanıza ekleyebilirsiniz. Ekledikten sonra yanındaki “Edit” linkine tıklayıp, “Title” (Başlık) seçeneğine Türkçe başlık yazmayı unutmayın, yoksa sayfada Türkçe görüntülenmez:

wordpress-pazar-1820-4b-yi5

(Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

Her şey tamamsa, kafama göre atadığım sağ taraftaki özelliklerle sayfanız aşağıdaki gibi görünmeli:

wordpress-pazar-1820-2b-yi3 (Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

En alttaki alanda benim web günlüğüme ait bilgilerin bulunduğuna bakmayın. Yukarıdaki fonksiyonları kullandım. Dolayısıyla siz kendi sunucunuza yüklediğinizde, “Settings” (Ayarlar) bölümüne ne yazdıysanız o çıkacak. Ama “Düzenleme: Can Sinan ARTUÇ” satırını çıkarmayın, en azından bunca emeğe saygınız olduğunu gösterirsiniz. Ayrıca temayı aktif ettikten sonra, WordPress kontrol panelinde “Typebased Options” seçeneği çıkacak. Buradan çeşitli ayarlamalar yapabilirsiniz (logonuz gibi). Ancak hatırlatmakta fayda var, ben bütün düzenlemeleri “default” temaya göre yaptım. Diğer renklerdeki tema seçeneklerini seçerseniz, sayfa düzgün görüntülenmeyecektir. “Tamamını Oku” yazısı, eğer “Typebased Options”tan “Özetini Göster?” kutucuğunu işaretlerseniz çıkar, işaretlemezseniz çıkmayacaktır. Bu ne biçim iş diyorsanız, yukarıda belirttiğim orjinal tema adreslerini kullanıp, modifiye edilmemiş Typepad WordPress temasına ulaşabilirsiniz.

Ne duruyorsunuz! Hemen şimdi arayın!

ESET NOD32′yi defterimden sildim

potkal_logoYaklaşık 4 yıl süresince oldukça sadık bir NOD32 kullanıcısıyım. Özellikle bilgisayarımı zorlamaması ve aktif güvenlik sağlaması açısından NOD32’yi tercih ediyordum. Taa ki lisansımı güncellemek isteyinceye kadar…

Yaklaşık 4 yıl süresince oldukça sadık bir NOD32 kullanıcısıyım. NOD32’nin NASA’da kullanıldığı gibi Internet efsanelerine aldırmadan, özellikle bilgisayarımı zorlamaması ve aktif güvenlik sağlaması açısından NOD32’yi tercih ediyordum. Sezar’ın hakkı Sezar’a derler ya, şu zamana kadar kullandığım ve tavsiye ettiğim bütün bilgisayarlarda herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Bir keresinde şu anda adını tam hatırlayamadığım bir trojan problemi ile karşı karşıya kaldım ve NOD32 buna bir çare bulamadı. Tam güvenlik yazılımımı değiştirecektim ki, Internet üzerinden okuduğum haberlerden hemen hemen bütün antivirüs yazılımlarının bu trojandan etkilendiğini gördüm. Dolayısıyla bu durumu görmezden geldim.

ESET NOD32’nin en beğendiğim özelliği, güvenlik yazılımı kullanmak için süper bilgisayar istememesi! Teknolojiyi bilen ve mantıklı kullanan herkes, eğer oyun oynamıyorsa, çorap değiştirir gibi sistem değiştirilmeyeceğini bilir. Hele hele günümüz dizüstü piyasasında sorunsuz bir model bulmak hemen hemen çok zor bir hal almışken, 1.5 GHz Centrino tek çekirdekli Toshiba marka yadigar dizüstümü şu anda pek de değiştirmeye niyetim yok. 5 yıla yakın bir süredir kullandığım dizüstümü 2008 yazında bir kere teknik servise götürdüm. Fanı arızalandı sanmıştım, inanılmaz bir gürültü çıkartıyordu. Meğersem dizüstü bilgisayarımın içi aşırı derece tozlanmış ve bu tozlar da fanı sıkıştırdığından gürültü yapmasına neden olmuş. Yaklaşık 50 tl bir servis ücreti ile paçayı sıyırdım. Artık RAM’ler yetmemeye başladığından son olarak OCZ’nin performans RAM’lerinden aldım. Henüz elime geçmedi. Ben bu bilgisayarda siz değerli okuyucularımız için yazılar hazırlıyorum, aynı zamanda .NET ve Java dillerini kullanarak programlar yazıyorum ve sistemde Microsoft SQL Server 2005 ile MySQL veritabanı sistemleri kurulu. Evet biraz zorlanıyor bazen, ama yeni bir dizüstü almayı aklımdan geçirmedim. Bunca yükü kaldırabilen bir dizüstüyü baştacı etmeyeyim de ne edeyim! Ama yakında yanına büyük bir kardeş, masaüstü bilgisayar getirmeyi düşünüyorum.

Bu dizüstü üzerinde daha önceden Kaspersky Internet Security 2008 kurmuştum. Aman Allahım o nasıl bir işkence! Her şeyde zart zurt çıkan mesajlar (ki program yazdığım için Windows kayıt defteri üzerinde bazen değişiklikler yapmak durumunda kalıyordum), bilgisayarın durduk yere kendinden geçmeleri! Aman efendim şu özelliğini kapatın, o zaman daha az yorar vs vs gibi pek çok tavsiye duydum. İyi de kardeşim, madem özellik yapmışsın, kullanamadıktan sonra niye para verdim ben buna? Neden BitDefender ve ESET’te böyle şeyler olmuyor? Yaygın bir inanışa göre, Kaspersky çok sağlam bir antivirüs programı. Ben bu görüşe katılmıyorum açıkçası. Çünkü bulduğu her şüpheli dosya, gerçekten de şüpheli olmayabilir. Günümüzde pek çok antivirüs uygulaması, bu şekilde hareket ederek göz boyamaya çalışıyor. Size daha ilginç bir örnek daha vereyim. Üniversitedeki hocalarımdan bir tanesi Rus’tu, kendisiyle C++ programlama dili üzerine ders notu yazmıştık. Kaspersky’nin ortaklarından biriyle çocukluk arkadaşıydı. Bilgisayarında BitDefender’ı görünce, neden Kaspersky kullanmadığını sordum. “Forget about it!” (Unut gitsin!) dedi. Nedenini sorduğumda bana bazı şeyler anlattı, ama bu aramızda geçen bir konuşma olduğu için buraya taşıyamayacağım.

Şimdi size neden ESET NOD32’yi defterimden sildiğimi anlatayım. Dediğim gibi oldukça sadık bir müşterisiydim ve herkese de tavsiye ediyordum. Fakat son versiyonu ESET Smart Security ile birlikte lisanslama uygulamasını değiştirmişler! Dünyanın hangi yerine giderseniz gidin, Muz Cumhuriyeti’nde bile mevcut müşterilere değer verilir ve onlara bazı haklar tanınır. Ama ESET herhalde bundan bir haber!

can-kose-1659-yi1

 

ESET Smart Security güvenlik yazılımımın lisansının bitmesine 9 gün kaldı, her gün çıkan uyarı mesajından bunaldığımdan dolayı geçtiğimiz Cuma günü (23 Ocak 2009), “lisansını yenilemek” (renewal) üzerine, programın bana verdiği yönlendirme linkine tıkladım. ESET’in sayfası açıldı (http://www.eset.com) ve buradan da kendi ülkemin (yani Türkiye) ESET sayfasına yönlendirildim (http://www.nod32.com.tr). Ara tara ara tara “lisans yenileme” linkini bulamadım. Site haritasına baktım, orda da yok. Alla alla dedim, bir mesaj atayım en iyisi. Aşağıdaki e-postayı, destek@nod32.com.tr adresine gönderdim:

“Merhabalar,

ESET’in Türkiye ayağı olan http://www.nod32.com.tr ‘den, mevcut kullanıcısı olduğum Eset Smart Security’nin lisansını yenilemek istiyorum. Ancak ne yazık ki sitenizde böyle bir seçenek bulamadım (site haritasına kadar baktım, acaba ben mi göremedim?). Hazır bir servis kullanılarak oluşturulmuş alış-veriş sitenizde sadece “Satın alma” seçeneği var. Dünyanın her yerinde, mevcut kullanıcılar lisanslarını yenilemek istedikleri zaman “indirimli” fiyatlardan faydalanırlar, çünkü zaten kişi bunu daha önceden satın almıştır. Yeni kullanıcılar gibi 99 TL ücretini ödemeyi kabul etmiyorum.

Saygılarımla;…”

Bana gelen cevap (gönderenin adını saklı tutuyorum):

“Merhaba;

Eset’ in böyle bir uygulaması bulunmaktadır. Ancak Türkiyede Nod32 Antivirus ücreti zaten yurt dışında uygulanan (yenilenen) indirimli ürün fiyatıyla aynı olduğu için indirimli ürünü ikinci kez fiyatını düşüremiyoruz. Ancak ürünü zincir mağazaları Bimeks, Gold, Teknosa vb daha ucuza temin edebilirsiniz.

İyi Çalışmalar”

Bunun üzerine ESET genel merkezine bir e-posta gönderdim. İletişim formlarında yazı için ayırdıkları alan o kadar küçüktü ki, içimden saymadığımı bırakmadım. Müşteri hizmetlerine verdikleri önemin bir göstergesiydi adeta:

can-kose-1659-yi2

“Hello,

I am the one of your customer. I was using Nod32 for 3 years. Last year I bought a Smart Security (not only antivirus). I am living in Turkey. My license key will be expired in 14 days. When I want to renew, Eset page redirects me to Country Seller (http://www.nod32.com.tr). There is not any renew option, I must buy a new Eset Smart Security if I want to use your software. It is 99TL (60$). I don’t want to pay this price because I am customer already so there must be a discount for renewal. If I cannot renew my Eset Smary Security with acceptable price, I will switch to BitDefender because their prices are in acceptable limit. What should I do? Do you believe that if your current customer wants to renew his/her smart security, s/he must pay the price as new customer? Is it fair?

Thank you…”

Şimdi bunu Türkçeleştirelim (yorumları yatık şekilde belirttim):

“Merhaba,

Ben müşterilerinizden biriyim. Nod32’yi 3 yıldan beridir kullanıyordum. Son yıl (yani 2008 yılından bahsediyorum, toplamda 4 senelik müşteriyim) Smart Security’yi satın aldım. Türkiye’de yaşıyorum. Lisansım 14 gün içinde sona erecek. Lisansımı yenilemek istediğimde, Eset beni ülke satıcısına yönlendiriyor (http://www.nod32.com.tr). Burada herhangi bir lisans yenileme seçeneği bulunmuyor, Eset’i kullanmak istersem yeniden satın almam gerekiyor. Bunun fiyatı 99 TL (60$). Bu ücreti ödemek istemiyorum, çünkü ben daha önceden müşterinizim ve bu durumda lisans yenilemek için indirim olmalı. Eğer Eset Smart Security’nin lisansını kabul edilebilir bir ücretle uzatamazsam, BitDefender’a geçeceğim çünkü fiyatları kabul edilebilir limitlerde (evet gerçekten de öyle! Bitdefender Internet Security 2009, 3 kullanıcılı 1 yıllık lisansı 50$!). Ne yapmam gerekiyor? Mevcut müşterilerinizin lisanslarını yenilemek istediğinde, yeni bir müşteri gibi ücret ödemeleri gerektiğine inanıyor musunuz? Bu sizce adil mi?

Teşekkürler…”

Gelen cevap içler acısı. Bir şirketin müşteri memnuniyetinden yoksun olduğunun bir göstergesi adeta:

“Dear Customer,

Thank you for contacting ESET Sales Support. Based on your geographical location, we are not able to assist you directly. You must contact one of ESET’s local distributors in your country of origin.  Please use the link below to find the correct Reseller / Distributor in your area.

http://www.eset.com/partners/worldwide.php

Thank you for choosing ESET.

ESET Sales Support
1-619-876-5400”

Türkçesi:

“Sayın Müşteri,

ESET Satış Desteği ile irtibat kurduğunuz için teşekkür ederiz. Coğrafik konumuzundan dolayı, size doğrudan yardımcı olamayacağız. Sizin yerel satıcınızla irtibata geçmeniz gerekmektedir. Lütfen aşağıdaki linki kullanarak, bölgenizdeki dağıtıcınızı/satıcınızı bulunuz:

http://www.eset.com/partners/worldwide.php

ESET’I seçtiğiniz için teşekkür ederiz.

ESET Satış Destek
1-619-876-5400”

Hani hep deriz ya yabancı şirketler şöyle iyi böyle iyi diye… Alın size yabancı ve dünyaca bilinen bir şirketin yaptığı!

Blog yazımı, ESET Türkiye ayağına verdiğim, ama cevabını alamadığım e-posta yanıtımla sonlandırıyorum:

“Merhabalar,

Cevabınız için teşekkür ederim.

Ondan sonra da Türkiye’de çok fazla korsan yazılım bulunuyor vs vs… Böyle bir politika benimsedikten sonra elbette korsan olacak! (Sözüm size değil, genel merkeze). Her yerde Eset Smart Security Business’ın crackli hali var, benim lisansım bittikten sonra alıp bunu kullansam yeri midir? Bence yeridir… Ama bu şekilde bir politikası olan şirketin crackli programını bile kullanmaya değmez. İsterse dünyanın en iyi antivirüs programı olsun (ki bağımsız AV Comparatives’e göre değil), 4 senelik kullanıcısını kaybetti (daha önce yurtdışındaydım, böyle bir sorun yoktu). BitDefender’a geçiyorum…

Kolay gelsin…

Saygılarımla…”