İşletim Sistemleri
Linux bol zamanı, Windows bol sabrı, Apple Mac OS X ise başlangıçta bol parası olanların işletim sistemidir. Copyright bana ait çizerim :)
Linux bol zamanı, Windows bol sabrı, Apple Mac OS X ise başlangıçta bol parası olanların işletim sistemidir. Copyright bana ait çizerim :)
Google, iGoogle, Google Maps, Google Docs, Google Reader ve Google Groups gibi fikirlerin çıktığı ve geliştirildiği Google Labs’ı kapatırken; Apple da ABD’de 999 dolardan satışa sunduğu beyaz Macbook’a elveda dedi. Google’ın neden böyle bir şey yaptığı ile ilgili resmi açıklama olsa da aklım pek ermedi, ama Apple’ın doğru kararı verdiğini düşünüyorum. Nitekim taşınabilir bilgisayar gamında 3 farklı ürün yer alıyordu: Macbook, Macbook Pro ve Macbook Air. Genel olarak Macbook Pro almaya maddi olarak gücü yetmeyen kullanıcıların tercihi olan Macbook, özellikle kasa köşelerinin kolayca çatlaması ile tam bir hayal kırıklığı yaratıyordu. Apple, Macbook Air’in ABD fiyatını 999 dolara indirdi ve Macbook modelinin üretimine son verdi. Resmi Apple sitesinde ‘Mac‘ bölümüne tıkladığınızda da artık Macbook göremiyorsunuz.
Bunalımda veya günümüzün popüler söylemiyle depresyonda olan kişiler sürekli kendileriyle uğraşırlar (burada bunalım ile depresyon aynı şeylerdir demiyorum, farklı şeylerdir. Ama canı sıkılan ‘Depresyondayım’ dediği için atıfta bulundum). Özellikle bayanlarda saçını boyatma, kestirme gibi eylemler sıkça görülür. Bu bilindiği gibi kimlik bunalımının da getirdiği sıkıntılar olabilir.
Aynı şeyi Google’da görüyoruz. Özellik geliştirmek ayrı, sürekli tasarımla oynamak ayrı bir şeydir. Şimdilerde Google, üst kısma siyaha yakın bir koyu gri bant çekti (#2d2d2d, siyah: #000000), :hover, yani mouse ile üzerine gidince açık giri kutuculara boyadı, aktif olan Google servisinin üzerine kırmızı çizgi çekti, iç arama sayfalarında (ana sayfada arama yaptıktan sonra çıkan sonuç sayfasında) arama butonunun rengini maviye çevirdi, sol taraftaki ikonlarını gri tonlu olarak yeniden düzenledi:
Gri tonlar, birkaç yıldan beri Apple’ın imajında bulunuyor. Rengarenk elma logosunu da metalik gri elma logosuna çeviren Apple, web sitesi ve servislerinde genel olarak gri tonları seçiyor. Google’ın rengarenk logosu ile bu yeni tasarımlarında kesişme noktaları var. Mavi buton Google’ın ‘g’lerindeki mavi, aktif olan servisin üzerindeki kırmızı çizgi ‘o’ ve ‘e’deki kırmızı. Ama artık şu kimlik bunalımından kurtulup, kendine bir yol çizmesinin iyi olacağı kanaatindeyim.
Cloud Computing (Türkçesi halen belli olmasa da, birebir çeviride ‘Bulut İşlemcilik’ gibi bir şey oluyor) hakkında detaylı bilgiyi daha önce bu yazımda vermiştim.
Peki ben neden şimdi paranoyaya bağladım? Bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere Cloud iyi hoş da, şirketlerin bilgilerimize istedikleri zaman ulaşabilmelerinin, bunları saklamalarının vb. neresi güzel? İyi de nerden uyduruyorum bilgilerimizi aldıklarını? Manyak mıyım, paranoyak mıyım? Bilmiyorum, olabilir, hatta her ikisi de olabilir :) Ama bu karar size ait, önce ben görüşlerimi söyleyeyim hele bir.
Basit bir örnekle aklımdaki her şeyi açıklayacağım aslında. Dropbox’ı duydunuz mu? Özetle, İnternet üzerindeki hard diskiniz diyebiliriz. 2GB’a kadar ücretsiz, sonrası için fiyatlandırma var. Ben bu servisin müdavimlerinden biriyim çünkü iPad’e dosya göndermenin en kolay yollarından birisi. Nitekim Dropbox neredeyse bütün platformları destekliyor. Bu örneklendirmeyi çok basit sayılarda tutacağım ki, durumun vehameti daha çok belli olsun. Dropbox’ın 1024 tane kullanıcısı olduğunu düşünelim (geçtiğimiz yıl bu zamanlarda Dropbox 4 milyon kullanıcısı olduğunu açıkladı). 1024 x 2GB = 2048 GB = 2 TB . 2 TB (terabayt)’lık sabit bir diskin fiyatı bu yazıyı hazırladığım sırada en ucuz 185 TL idi. Tabii bu diski aldığınızda 2 TB’ı göremezsiniz doğrudan, 1.8TB civarı görürsünüz, üzerine ekleme yapmak lazım. Ama biz çok iyi niyetliyiz ya, Polyanna bizim yanımızda kendini tanıyamaz ya, o yüzden 2 TB olarak gördüğümüzü varsayıyoruz. Sonuç olarak neredeyse 1024 kişinin Dropbox’a maliyeti 185 TL. Bu gidere çeşitli platformlarda çalışan programı geliştirmek için yazılımcılara ödenen maaşlar, elektrik vs. dahil değil. Polyannacılık oynamaya devam edelim. Şimdi geçtiğimiz yıl 4 milyon olan kullanıcı sayısı bu yıl 5 milyon olmuştur. Bu 5 milyonun 1 milyon 24 bini beleş kullanıyor olsa, bu hesap 1000 ile çarpılmalı. Bu durumda bu kadar kişinin sadece depolama alanı olarak Dropbox’a maliyeti 185.000 TL, yani eski parayla 185 milyar lira. Bugün herhangi biri size çıkarıp 185.000 TL verir mi hiçbir şey yapmadan? Bırak milyarı, 1.8 TL verir mi? Yolda bile zor bulursunuz. Eee peki Dropbox keriz mi size bu kadar para veriyor, sırf sizi rahat ettirmek için? Üstelik az buz kişi de çalışmıyor gördüğümüz kadarıyla. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Ben size söyleyeyim… Evet paralı üyelerden de geliyor, ama çoğunluğu sizin kişisel bilgilerinizden geliyor. Oraya koyduğunuz dosyadan, hatta belki de dosya içeriklerinden Dropbox’ın bilgisi var. Bu istatistikler de zaman zaman birilerine servis ediliyor olabilir. Örneğin kişiler ‘yeme-içme’ dergilerine rağbet gösteriyorsa (yani bu tarz dergileri Dropbox’ına upload ediyorsa), bu bilgi yayıncılığa girmek ya da yeni bir dergi çıkartmak isteyen hali hazırdaki yayıncıların iştahını kabartacaktır. Düşünsenize, kamuoyu yoklaması yok, işin tutacağı garanti ve dolayısıyla risk de yok. Kim bu bilgi için para vermez ki?
Kişisel bilgi saklama deposu ve bu konuda en iştahlı şirketlerden biri olan Google ise, Chromebook (Chrome işletim sistemli netbook)’ta her şeyin Cloud üzerinden yapılmasını istiyordu, ama son anda çark etmesi gerekti. SDCard veya flash disklerle genişletilebilir yuvalar koydu. Tabii size bunun tanıtımını yaparken, ‘Bilgisayarınız çok hızlı çalışacak, program yüklemeye son!’ vs. gibi tatlı dillim güler yüzlüm davranıyorlar, ama ceylanın gözünü gördüğünüzde ‘Abooo’ diye kalıyorsunuz. Bunun kişisel (bakın kişisel diyorum, toplumsal demiyorum) olarak ciddi bir sakıncası yok. Birileri sizin bilgilerinizle dünyanın parasını kazanıyorlar, siz de cebimden beş kuruş para çıkmadı diye seviniyorsunuz :)
Microsoft’un da uzun zamandır Cloud işletim sistemi üzerinde çalıştığını biliyoruz. İnternet bağlantısı sayesinde hangi bilgisayarı açarsanız açın, kullanıcı adı ve şifreyle kendi masaüstünüzü kullanabileceksiniz. Süper gibi görünüyor değil mi? Peki kopya MP3’leri dinlerken bir gece ansızın gelirlerse, sizi don paça hapse tıkarlarsa ne yapacaksınız? Burada söylemek istediğim kopya müzik kullanımının iyi olduğu veya olmadığı değil. Kontrol mekanizmasından bahsediyorum. Her şey ‘birilerinin’ olmasını istediği gibi olacak, sizin istediğiniz gibi değil. İyi de Can birader, zaten Windows şu anda da kişisel bilgileri toplamıyor mu derseniz, topluyor da diyemem toplamıyor da… Nitekim Windows kaynak kodlarını açmıyor.
Sonuç olarak dünyada hiçbir şey bedava değildir. Az önce bir program izledim, adamın biri bakir bir adaya yerleşmiş, plajına şezlong, şemsiye koymuş ve 20 TL demiş. İstanbul’dan oraya yelkenli ile sefer düzenliyor, hem bu taşımacılıktan, hem açtığı lokantadan hem de plajdan para kazanıyor. Bazılarınızın aklına ‘Adama bak be! Acayip zeka varmış, girişimcilik abidesi’ lafları gelebilir, ama tamamen saçma! Buna iyi diyen zihniyet, zamanında Amerika Yerlileri’ne yapılanı da olumlu karşılar.
Siz zannediyor musunuz, oyunları, programları cracklerken her şey güllük gülistanlık? Hani saldırılar oluyor oraya buraya, bilmem kaç bin bilgisayar giriş yaparak patlattı siteyi deniliyor. O bilgisayarlardan birinin sizinki olmadığını nerden biliyorsunuz? Benim oğlum yapmaz diyen anneler gibi, benim bilgisayarım yapmaz deyip monitörünü mü okşayacaksınız?
Daha önce kimse Google’da birinci sıra garantisi veremez dediğimde, bazı “çok bilmiş”ler, hadi len ordan sen ne biliyorsun ki dediler. Amaçları belliydi, benim gibi doğruları söyleyen insanları yıldırıp, teknoloji dünyasından uzaklaştırmaya çalışarak insanları kazıklamak. Ama yanlış adama çatıyorlar, farkında değiller :) Gözümü açtığımdan bu yana her zaman teknolojinin içindeydim, olmaya da devam edeceğim. Teknoloji benim hem işim hem de en büyük hobim. Dolayısıyla bu tarz insanlar avuçlarını önce bir açsın, sonra da güzeeeeelce yalasın. Gerek Teknovole.com‘da, gerekse de kendi sitemde doğruları söylemeye devam edeceğim.
İşte size bir örnek daha. Şirketimizin web sitesini 29 Ocak 2011 tarihinde yayına soktum. Bizim iş kollarımızdan biri savunma sanayi ve en çok da M113 araçları üzerine eğiliyoruz. İşte size 2 Şubat 2011 tarihindeki sonuç ve Google 1. sayfadaki sıramız:
19,500 sonuçtan, 1. sayfada ve 6. sırada çıkıyoruz. Sayfanın SEO (Search Engine Optimization – Arama motoru optimizasyonu), tasarım ve programlamasını ben yaptım.
Dolayısıyla işkembeden konuşan biri değilim. Sitenin yayınlandığı 5. günden itibaren önemli bir şirket kolu olan M113 yedek parça kelimesinin İngilizcesi ile 1. sayfaya siteyi taşıdım.
Bu doğrultuda herkese güvenmeyin diyorsam, bir bildiğim vardır.
Hergün belki yüzlerce web sayfasını ziyaret ediyorum. Her ziyaretim sırasında aslında işlemin nasıl işlediğini bilmeme rağmen hep aklıma geliyor :) Ahanda şimdi isteği gönderdi gibisinden kendi kendime gelin güvey oluyorum :) Peki siz web sayfalarını nasıl görüntülediğinizi merak etmiyor musunuz? Teknik detaylarına girmeden gelin kısaca bahsedelim:
1. Internet tarayıcınızın (Mozilla Firefox, Microsoft Internet Explorer, Opera, Google Chrome vb.) adres çubuğuna sayfanın adresini yazıp entera basıyorsunuz. Örnekte canartuc.com’a girdiğinizi varsayalım.
2. Internet tarayıcınız canartuc.com’un IP adresine bakıyor.
3. Bu IP adresinden yola çıkarak, Internet tarayıcınız canartuc.com ‘un ana sayfasını görüntülemek istediğini belirten bir isteği, canartuc.com’un İnternet üzerinde bulunan sunucusuna gönderiyor.
4. İnternet sunucusu, İnternet üzerindeki bir bilgisayardır. Teknik farklılıklarını göz önüne almazsak, sizin kullandığınız bilgisayar gibi bir şey. Bir sabit diski (hard disk) var ve İnternet sitelerini bu sabit diskte saklıyor. Bu noktada isteği alan sunucu, sabit diskinde sitenizin yerine bakıyor.
5. Sunucu sabit diskinde talep ettiğiniz İnternet sayfasını bulursa, Internet tarayıcınızda sayfayı görüntülemiş oluyorsunuz. Şayet bulamazsa, “404 – Not Found” (404 – Bulunamadı) uyarısını görüntülüyorsunuz.
Bu sürecin oldukça basit bir kısmı. Şayet PHP, ASP .Net gibi uygulama dilleri ile oluşturulmuş, bir de üstüne veritabanı kullanılmışsa, bu adımlardan sonra başka adımlar gerçekleşiyor. Ama bu durumda olay biraz daha teknikleşiyor. Bu yazıdaki amacım da teknik detaya boğulmadan, bir web sayfasına girerken aklınızdan bu adımları geçirtebilmek :)
10. Program Güncellemeleri ve Yamalar

Her ne kadar Windows yama manyağı gibi görünse de, Linux de bir o kadar güncelleniyor. Tamam programlama yaparken “gerçek dünya”nın çoğu zaman farkına varılamıyor, ama bu kadar da dünyadan kopuk olunmaz ki!
9. Bataryaların Çabuk Bitmesi

En kral şarjlı pilin bile bir ömrü var ve bu ömür sizin kullanım alışkanlığınıza göre 1 günle bile sınırlı olabilir. Orta düzey dizüstü bilgisayar fiyatına sahip Apple iPhone’un bataryası bile çok kullanırsanız en fazla 1 gün dayanabiliyor.
8. Gıcık Seri Numaraları

Tamam korsan yazılımları zımbalamak için ekstra çaba sarfediyorsunuz, kabul. Ama para verip aldığınız programların bazen öyle bir seri numaraları oluyor ki, kopyala-yapıştır yapmak için bile ekstra özen gösteriyorsunuz.
7. E-posta İletmeleri (Forward)

Siz de benim kadar bu konuya sinir oluyor musunuz bilemem, ama ben ciddi anlamda sinir oluyorum. Hayata dair felsefeler barındıran The Secret kıvamındaki e-posta iletilerinden nefret ediyorum! Üstelik birileri gönderilen kısmındaki e-postaları topluyor, farkında mısınız?
6. Farklı Şarj Aletleri

Cep telefonu, dijital fotoğraf makinesi, şarjlı tıraş makinesi vs vs derken şarj aletleri için özel bir çanta ya da torba ayırmanız gerekiyor. Tamam hepsinin elektriksel ayarları ayrı olabilir, ama bari ucu standart olsun, elektriksel ayarları ayarlanabilir bir tane şarj aleti kullanalım, çok mu şey istiyoruz?
5. Codecler

Hemen hemen her film formatı için ayrı bir codec gerekiyor ve üstelik bunları da sürekli güncellemelisiniz. Multimedia endüstrisi sürekli gelişiyor da haberimiz mi yok?
4. Sosyal Ağlardaki Teklifler

Özellikle Facebook’ta bir kişinin oynadığı oyun için neden 100 kişi davet edilmesi gerekiyor, anlam verebilmiş değilim. Üstelik birine sardı mı, domino taşı gibi diğer arkadaşlara da sıçrayıp sonra tekrar tekrar size dönüyor.
3. SPAM E-postaları

Kardeşim penisimi büyütmek istemiyorum, Viagra’ya ihtiyacım yok, Google arama motorunda bir tarafınızı da yırtsanız 1. numara olmayı garanti edemezsiniz. Ne biçim bir sülükmüşsünüz anlamadık ki!
2. Hepsi Bir Arada Bilişim Çalışanı

Java, ASP .Net, C# .Net, ActionScript, Flash, HTML, CSS, PHP, Jquery zart zurt hepsini biliyor musun? Bilmiyorsan iş vermiyoruz sana, hadi naaaaaaaş! Bir insan hapşururken gözünü açık tutabildiği gün, bunların hepsini bilen biri çıkacaktır elbet! O gün dünyanın kurtuluş günü olacak, ama insan mı cyborg mu olacağı henüz netlik kazanmadı.
1. Web Sitesi Yasakları

Herhalde siz de benim kadar bu konuya sinir oluyorsunuzdur. YouTube’u geçtik, bilim adamlarının sitelerine bile yasak getiren zihniyet, en sinir bozucu listemizde birinci sıraya oturuyor.
Siyaset konuşmayı da, konuşanı da sevmem. İki kelam etsem daral gelir, fenalık basar. Siyaset bana göre bir gün ak diye tutturduğun şey için ertesi gün “Kara demiştim kardeşim” diyebilme “sanatı”dır. Ben de bunu yapamam, yapmak da istemiyorum.
Dedim ya, çok siyaset konuşunca daral gelir diye. O yüzden kısa kısa yazacağım, aklı başı yerinde olan herkes ne demek istediğimi zaten anlayacaktır.
Öncelikle bu adresteki haberi bir okuyalım çünkü bu haber üzerinden gideceğim. Ulaştırma bakanı Binali Yıldırım’ın dediklerinden yola çıkarak, madde madde “ilahi komedya”yı açıklayacağım:
Binali YILDIRIM: “Memleketin meseleleri dururken, millet para kazanıyor. Bir reklam, pazarlama şirketin olacak, hiç bir tane fatura kesmeyeceksin. Ondan sonra da ‘internete özgürlük’ diye Türkiye’den de adamları götüreceksin merkezine dolaştıracaksın, ondan sonra yazıp çizecekler. Böyle şey olmaz. Bu ülkenin haklarını korumak hepimizin görevi”
Bunu söyleyen Binali YILDIRIM’ın geçmişine bir bakalım: İstanbul Deniz Otobüsleri Genel Müdürü olduğu dönemlerde yakınlarına büfe vererek çıkar sağladığı gerekçesiyle görevden alınmış bir siyasetçi. Kaynak da burada. Sayın bakan acaba o dönemde, her verdiği büfe için fatura kesiyor muydu :) O dönemde milletin meseleleri yok muydu? Bu işin tarihi eski, herhalde peşkeş çekilen büfelerden gelen paralar suyunu çekti, şimdi Google tırtıklanmaya çalışılıyor. Ama burada bakana katıldığım bir nokta var: “Bu ülkenin haklarını korumak hepimizin görevi” diyor ya, işte bu nokta… Bu görevi üstlenerek sizi istifaya davet etsem, vatandaşlık görevimi yerine getirmiş olur muyum?
Binali YILDIRIM: “23 ülkeye yerli sürüm yapmışsın. Niye Türkiye’nin yok? Türkiye’ye de yap.”
Burada bakan Youtube’tan bahsediyor. Google da gerizekalı zaten, açık olmayan bir şey için yerli sürüm yapacak. Arama motorunun yerli sürümü yok mu sayın bakan? Açık olan şeye adamlar yapıyor işte.
Binali YILDIRIM: “Sen şimdi Atatürk’e hakaret içeren bilgileri, videoları koyacaksın. Biz de ‘varsın olsun canım işte bu yani basın özgürlüğüdür, hürriyetlerdir…’ Bu ülkenin değerlerini biz korumayacağız da kim koruyacak? Bizim bir vatandaşımız yapsa aynı şeyi, adam ülke içinde gidecek yer bulamaz. Ne bu müsamaha? Yapmayalım lütfen. Bu ülkenin değerlerini biz korumayacağız, kim koruyacak?”
Ulaştırma bakanı olduğunuz partinin başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 21.11.1994 tarihinde bakalım neler söylemiş: “Ben İstanbul’un imamıyım. Elhamdülillah şeriatçıyım. Yılbaşına karşıyım. Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, yahu bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek.” Kaynak burada. Türkiye’yi Cumhuriyet rejiminde ve demokratik bir ülke olarak kuran Atatürk’e karşı “Elhamdülillah şeriatçıyım” demek zaten hiç saygısızlık değildir. Her gün Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk, Türk Ordusu ve Türk Polisi hakkında atıp tutan, ülkeyi bölmeye çalışanlar, bugün mecliste oturuyor efendi! Dağdan inenleri çiçeklerle karşılattırıyorlar, sesiniz çıkmıyor! Hani böyle bir şey yapan vatandaşımız ülke içinde gidecek yer bulamazdı?
Sizin Youtube’u kapatmanızdaki neden başka efendi, çık doğrusunu söyle. Bizim yaptığımız yolsuzlukların, eskiden söylediğimiz lafların videoları var, şimdi karşımıza çıkınca çok zor durumda kalıyoruz, o yüzden kapattık Youtube’u de, gel canımı ye. Kitap çıkartanı, söyleşiye katılanları Ergenekon’dan içeri sokabiliyoruz, ama İnternet ortamını denetleyemiyoruz de, başımın üstünde yerin var.
Siyaset konuşmayı da, konuşanı da sevmem. Konuşunca da böyle sert konuşuyorum, desteksiz sallamadığım için de bunun adına siyaset demiyorlar zaten.
2 Haziran 2010 gecesinden itibaren Teknovole.com hitlerinde ciddi bir düşüş yaşıyoruz. 3-4-5 Haziran da bu şekilde devam etti. Hatta durumumuzla ilgili Teknovole.com ekibi olarak toplanıp durum değerlendirmesi yaptık. Sorun ne olabilirdi? “İçeriği daha sık güncellemeliyiz”, “Daha çok yeni başlayanlara yönelik bilgi verelim”, “Ekip eridi, aramıza yeni arkadaşlar katmamız lazım” gibisinden pek çok fikir söyledik. Tabii biz nerden bilelim BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu)’nın işimize çomak soktuğunu?
Teknovole.com’u her açışımda sorun yaşıyorum. Daha bugün, sunucu desteğimizi sağlayan şirkete “Sunucularda mı bir problem var, Teknovole.com’u açamıyorum, açıldığında da 5 dakika geçiyor” şeklinde bir e-posta gönderdim. Konuyla ilgili “Sunucularımızda bir sorun yok, bize nslookup (pingleme) değerlerinizi gönderir misiniz?” şeklinde bir cevap geldi. Bu cevabı aldığım anda da araştırma sonucunda buradaki habere ulaştım. İşin rengi ortaya çıkmıştı. BTK açıklamasında her ne kadar konunun Youtube ile ilgili olduğunu söylese de, olay ciddi bir boyutta. Nitekim IP adresi dediğimiz olay (özetle, İnternet’e bağlı her bilgisayarın İnternet üzerindeki özelliğine göre sabit veya değişken kimliği), bloklar şeklinde oluşuyor. İşin detay bilgisine girmeyeceğim, konudan çok sapmak istemiyorum. Ama kısaca anlatmak gerekirse, paralel bağlanmış ampülleri düşünün. Bir tanesi bozulursa hiçbiri yanmaz. Aynı durum IP adreslerinde de geçerli. Youtube’un 1 tane IP adresi yok, dolayısıyla içinde bulunduğu bloğa “engel” koyarsanız, diğer IP adresleri de bu durumdan etkilenir. Sonuç: Google Adsense, Google Analytics, Google Maps gibi Google hizmetleri kullanan bütün sitelere Türkiye’den erişirken sorun yaşıyorsunuz, görüntüleyemiyorsunuz.
Durumu net irdelemeyince, çok basit bir şey gibi görünüyor. Ama işi bizim gibi İnternet üzerinden olanlar ciddi biçimde etkilendi. Zaten üç beş kuruş Google Adsense gelirimiz var, başka gelirimiz yok, ondan da olduk. Onu bırakın, ziyaretçi sayımız azaldığı ve buna bağlı olarak sayfa izlenme oranlarımız düştüğü için, arama motorlarında tırnaklarımızla kazıyarak (özgün içerik) geldiğimiz noktadan düştük. Hadi işin parasal boyutunu geçelim (geçemeyiz, ama neyse), kim gelmiş, nerden gelmiş, hangi yazı daha çok okunmuş, arama motorlarında bize hangi anahtar sözcüklerden gelmişler gibi bizim için hayati değerler taşıyan bilgilerden de olduk, nitekim Google Analytics kodlarını siteden çıkarttık.
Yahu olay Youtube ile ilgili, neden Google Analytics ve Google Adsense’i araya sokup işi bulandırıyorsun diyebilirsiniz. Yaklaşık 20 dakika öncesinde 5 dakika bekleyerek açabildiğim Teknovole.com, Google Adsense ve Google Analytics kodlarını kaldırınca 4 saniyede açılmaya başladı. Acaba neden?
Kim bu rezalete dur diyecek? Ciddi bir maddi beklenti taşımadan, sürekli harcama yaparak yürüttüğümüz Teknovole.com, böylesi çomak sokmalara karşı ne yapabilir? Bir devlet, kendi ülkesinde yatırım yapan insana eziyet eder mi?
Cehennemin denetimci zebanileri toplanmış, cehennemdeki durumu değerlendirmek üzere denetleme yapıyorlar. Her milletten insanlar ayrı kazanlarda ve başında görevli bir zebani duruyor. Kazandan çıkmak isteyen, görevli zebaninin elindeki kepçeyi kafasına yemesiyle geri iniyor. Denetimci zebaniler bir bakmış, Türkler’in bulunduğu kazanda görevli zebani yok. Denetimcilerden biri “Bu ne rezillik, nasıl iş yapıyorsunuz” diye bağırmaya başlarken, görevli zebanilerden biri atılmış: “Aman efendim, hiddete gerek yok. Türkler’in bulunduğu kazanda biri çıkmaya çalıştığında, diğeri zaten paçasından tutup aşağı çekiyor. Biz oraya görevli koymayarak, iş gücünden tasarruf ediyoruz”.
Ortaya Karışık – 1
Renkler ve zevklere karışılmaz, herkesin kendine özgü rengi ve zevki vardır. Gülşen’i sevmem, müziklerini de dinlemem. Ama geçtiğimiz günlerde müzik kanallarından birinde “Ezber Bozan” şarkısına denk geldim. Yahu sözlerini duyunca, herhalde bu şarkıyı muhasebeci yazdı dedim. Benimle aynı görüşte olan var mı :)
Detaylı bilgi ve liste için: http://www.teknovole.com/sizin-icin-sectiklerimiz/2009un-en-iyileri/
Benim için 2009′un en iyileri:
En İyi Oyun: Modern Warfare 2
En İyi Program: SUPER
En İyi Online Servis: Fizy
En İyi Web Sitesi: Gamershell.com (Oyunlara dair ne arıyorsanız bu sitede)
En İyi İşletim Sistemi: Windows 7 (Apple MAC OSX Snow Leopard’ı kullanabilecek bir bilgisayarım olmadığı için kıyaslama dışındadır)
En İyi Teknolojik Ürün: O.R.B
En İyi Mobil Telefon: Apple iPhone 3G (Fazla söze gerek yok :))
Yılın Olayı: Beyaz Saray’ın açık kaynak içerik yönetim sistemi kullanması
Son Yorumlar