Arşiv: 'Açık Kaynak'

Teknovole.com’dan Alet Çantası

Az laf çok aksiyon demişler, hemen buradan Teknovole.com’un eşi benzeri olmayan alet çantasına ulaşın: http://www.teknovole.com/download/

Biz babamızın hayrına özgün ve özgür içerik demiyoruz :)

Linux, Windows’u Döver mi?

Bana sorulan yegane sorular arasında, “Linux gerçekten Windows’tan daha mı iyi?” yer alır. Elbette sorulan sorular bununla sınırlı değil, Hotmail şifresinin nasıl çalınacağından tutun da, yere düşüp merceği kırılan dijital fotoğraf makinesinin merceğinin nasıl tamir edilebileceğine kadar geniş bir soru yelpazem var :) Bu soruları bir gün derlemeyi düşünüyorum :)

Öncesinde kısa bir bilgi vereyim, elmayla armutu kıyaslıyor gibi düşünmeyin. Bir hafta önceki köşe yazımda yazdığım gibi, bilgisayar alemine PC’den önce Atari, Commodore 64 sonrasında Amiga 500 Plus üçlemesiyle başladım. PC’ye geçtiğimde Unix kullanıyordum, Windows 3.1′e şöyle bir gözucuyla baktım, Windows 95′in açılış ekranını gördüm, Windows 98 ile birlikte Windows alemine de katıldım. 98, ME, NT, 2000, XP, 2003, Vista derken, bayağı bir Windows kullanmaya başladım. O sıralarda Unix kullanmaya devam ediyordum. Linux kelimesi yeni yeni telaffuz edildiği sıralarda Debian ile alemlere daldım, öyle bir daldım ki, üniversite sınavı da bana daldı :) Allah’tan babamın “dalma” huyu yok, fiziksel olarak sağlam kaldım :) 3 yıl boyunca “aşırı” aktif olarak Debian gelişimine katıldım, üniversite 2. sınıftayken bir olay üzerine hem Debian’dan hem de aktif geliştirme yaşamından uzaklaştım. Konuyu hatırlatmayacağım ya da anlatmayacağım, bu durum Debian Topluluğu arasında bir şeydi, dolayısıyla kimsenin sırlarını ifşa edecek değilim. Ancak şunu söyleyebilirim: Bana göre fanatizm, ırkçılıktan farksızdır. Linux işletim sistemleri aynı kerneli kullanır, yani hepsi “aynı kanı” taşır. Dolayısıyla biri SuSE kullanıyor, öbürü Pardus kullanıyor, bir diğeri Mandriva kullanıyor diye kimse size birbirinize küfretme, birbirinizin gruplarınızı dağıtma, olayla ilgili olmayan karşı tarafın sülalesini olaya dahil etme hakkı vermez. O günden bu yana Linux üzerinde kendim için kodladığım hiçbir programımı dağıtmadım (paralı ya da parasız), hiçbir yamaladığım bugtan (hata) topluluğu haberdar etmedim. Hatta Ubuntu 6.06 ile birlikte Debian’dan ayrıldım. Bu olayların Debian Türkiye ile bir alakası yoktur, daha o zamanlar doğru düzgün Türkiye’de Debian kullanan bile yoktu.

Dolayısıyla işletim sistemlerinin ıcığını cıcığını biliyorum. Bu “pratik” bilgilerimin yanında, bilgisayar mühendisi olarak üniversitede işletim sistemleri ile ilgili “teorik” bilgiler de aldım. Bu yazacaklarıma itibar edip etmemek artık size kalmış :)

Şimdi gelelim esas konumuza: Linux, cidden Windows’u döver mi? Bu soruya kesin bir yanıt vermek çok zor çünkü “kullanıcı profiline” göre dövebilir ya da Windows’tan sağlam bir sopa yiyebilir. Dolayısıyla konuyu önce biraz “irdelemek”, sonuca “opsiyonlarla” gitmek daha mantıklı.

Linux kimler için?

• Araştırmayı seven ve özgür ruha sahip olanlar için.

• Linux’te video oynatmanız için gerekli olan codecler bile yüklü gelmez (bazı sürümlerde yüklü, Pardus 2009 gibi). Dolayısıyla kendinizin yüklemesi gerekir. Araştırmalısınız…

• Özgür olmasının nedeni, açık kaynaktır ve pek çok program da Linux gibi açık kaynak ya da bedava olarak gelir. Pek çoğunun paralı rakiplerinden eksik kalır bir yanı yoktur. Ancak bazıları da tam bir felakettir. İnsana “ucuz etin yahnisi” lafını hatırlatır. Dolayısıyla alışma ve kullanma sürecinde bir süre sıkıntı çekebilirsiniz.

• Program geliştiriciler ve gömülü sistemlerde çalışanlar için… Şayet Windows kodlaması yapmayacaksanız, programlama dilini atasını ve bana göre en sağlamını öğrenmek istiyorsanız (ki bu C/C++ ‘dır) Linux biçilmiş kaftandır. Ayrıca Linux’ün popüler arayüzlerinden Gnome ve KDE için C/C++ ile “arayüz”lü program yazmak, Microsoft’un MFC’sinden çok daha kolaydır (Linux’ün diğer arayüzlerinde program yazmadım, dolayısıyla bu konuda bir şey diyemeyeceğim).

• Orta ve ileri düzey kullanıcılar haricinde, yeni başlayanlar ve/veya bilgisayarı e-posta, İnternet sitelerinde gezinme ve anlık sohbet etmek amaçlı kullananlar için de biçilmiş kaftandır. Nitekim pek çok netbook Linux işletim sistemi ile gelir ve yeni başlayanlar için yapısal olarak daha kolaydır. Çünkü bilgisayarıma virüs girecek mi, yavaşlayacak mı gibi dertler ortadan kalkar.

• Hız sevenler için… Linux’te Windows’taki gibi kayıt defteri (registry) yoktur, dolayısıyla bir süre sonra şişme olacağı için yavaşlama derdi olmaz. Geneli Perl scriptler ve C/C++ ile kodlanmıştır. Bu programlama dili tarihin en hızlı programlama dillerindendir. Şu anda mevcut popüler dillerin hiçbiri bu programlama dilleri kadar hızlı değildir (Delphi, Java, C#… Aksini iddia eden varsa, hodri meydan!). Bunlar Linux’ün hızlı olmasının belli başlı nedenleridir. Liste geniş aslında, ama hepsinden bahsedersem yazı çok uzar ve teknikleşir.

• Linux güvenlidir çünkü virüsler daha hızlı yayılmak için popüler işletim sistemlerine göre yazılır. Bununla birlikte Linux’teki hesap yönetimi sağlamdır, Vista’daki gibi hem can sıkıcı hem de boş değildir. Linux’te sistem dosyalarına erişmek için “süper kullanıcı” (superuser) olmanız gerekir.

• Bilinenin aksine Linux’te program yüklemek zor değildir. Dağıtıma göre değişiyor, ancak Ubuntu’da konsoldan apt-get, arayüzlü olarak Synaptic ile aynı Windows’taki gibi kolaylıkla program yükleyebilirsiniz. Tek yapmanız gereken adını yazmanız ve yüklemeyi onaylamanız. Bazı ekstrem durumlarda programı derlemeniz gerekebiliyor, ama bu noktaya gelen insan da derlemeyi becerebilir. Nitekim yeni başlayan kullanıcıların program derlemesine gerek yok, gerekli olan bütün programları kolayca yükleyebilirler.

Windows kimler için?

• Armut piş ağzıma düşü sevenler için…

• Oyun oynayanlar için… Her ne kadar, Linux’te Windows programlarını çalıştıran Wine olsa da, Wine ekibini çalışmalarından dolayı ciddi anlamda tebrik etsem de, Wine oyunlara kesin çözüm değildir. Oyunların neredeyse tamamı Windows işletim sistemi için yaratılır. Konsolları dahil etmiyorum, bu durumda elmayla armutu kıyaslamak olur.

• Parası bol olanlar ya da warez içerik kullananlar için. Windows’ta ücretsiz programlar var ancak büyük bir kısmı sizi takip ediyor. Temizleri de yok değil, haklarını yemeyelim şimdi. Windows’un kendisi paralı olduğu için, program geliştiriciler “Microsoft’a var da bize yok mu?” mantığıyla öyle ciddi anlamda ücretsiz bir program piyasaya sürmek istemezler. Sürenler de şirketlerinin promosyonunu yapmak istediği için bu şekilde programlar sunarlar. Programlama dili cephesinden baktığımızda, C# için yazılmış kütüphanelerin pek çoğu ücretlidir, ama Java ve PHP için ücretsiz olan, ama ciddi anlamda çok önemli olan kütüphaneler bulunur. Açık kaynak böyle bir şeydir işte. Dolayısıyla genel çerçeveden bakınca, Windows’ta kullanacağınız programlara para ödersiniz. Ödemek istemiyorsanız da Warez içerik kullanırsınız (yani crack, serial, keygen). Ama bu bilgisayarınızın “öpülmesine” neden olabilir, nitekim bu şekildeki içeriklerin çoğu sisteminize virüs veya zararlı yazılım bulaştırır. Hele çok ilginç bir örnek var: Antivirüs yazılımını warez kullanma :) Yahu eklediğiniz şeylerin zararlı olabileceği ve antivirüs programının bu zararlıyı görmezden gelmesi için modifiye edeceği aklınıza hiç geçmiyor mu?

• Medya dosyaları ile uğraşanlar için… Aslında bunun için biçilmiş kaftan Apple’dır, ancak neden Apple kullanmayacağımı aşağıdaki “Ortaya Karışık”larda anlattım. Dolayısıyla eğer Apple’ınız yoksa, ikinci en iyi seçenek Windows’tur.

• Programlama yapmak için… Her ne kadar Linux’te Mono projesi ile C# kodları çalıştırılabiliyor olsa da, verim açısından pek de memnun kaldığımı söyleyemem. Dolayısıyla C#’ın yeri Windows’tur. Ama C#’ta kod yazmak için uzman olmaya gerek yoktur, bugün ilkokul çocuğuna anlatın, Visual Studio ile o da C# kodu yazar. C# biliyorum diye böbürlenmenizin pek de bir itibarı yok. Hele hele de bu işin okulunu okuyan, ama C# bildiği için kendini programcı zannedenlere üzülmüyorum değil. Mezun olduklarında Microsoft’un kendilerine kucak açacağını ya da işverenlerin C# bildiği için onlara “mühendis” maaşı ödeyeceğini zannediyorlar herhalde. C#’ta Windows Sistem Programlaması yapıyorsanız sözüm yok. Ama daha .dll’nin ne olduğunu bilmeyip de ortalıkta C# programcısıyım diye geçinenlerin sayısı oldukça fazla.

Evet genel olarak bunları söyleyebilirim. Aslında listeyi uzatmak mümkün, ama yazının çok da fazla uzun olmasını istemiyorum. Herkes tarafından önemli olan noktalara değindim.

Bununla birlikte Linux fanatiklerinin genelde söylediği bir şey vardır: “Microsoft yama uzmanıdır”. Evet bu doğru, ama Linux için de doğru. Şu anda Ubuntu 9.04 kullanıyorum ve en az haftada bir güncelleme istiyor. Bu ne Linux’ün ne Windows’un ne de Mac OS X’in kabahatidir. Yazılım dünyası böyledir, “sanallıklar” bir anda “fiziksel” dünya ile buluşunca, aklınıza gelmeyen sorunlarla karşılaşabilirsiniz. O yüzden başkalarının işletim sistemi için atıp tutmayın.

Sonuç… Her işletim sisteminin artıları ve eksileri vardır, siz kullanım alışkanlığınıza göre maddi konuyu da düşünerek hangisinin iyi olduğuna karar vermeniz gerekir. Ama genel olarak hiçbir işletim sistemi birbirini dövemez, her birinin güçlü olduğu noktalar vardır, tıpkı “yumuşak karınları” olduğu gibi…

Gelecek hafta “Cloud Computing”ten bahsedeceğim. Gelişmesi durumunda neden çok da fazla işletim sisteminin öneminin kalmayacağını anlatacağım. Köşe yazısı olarak haftaya görüşmek üzere…

Ortaya Karışık 1: Daha önce bu köşe yazımda yazdığım gibi Turkcell’den Vodafone’a geçtiğimi anlatmıştım. Geçiş sürecim fatura dönemini tam olarak kapsamadığı için neden sınırsız olan süreden tam olarak faydalanamadığımı, ama Vodafone’dan söylenene göre faturamı da “eksik” ödeyeceğimi anlatmıştım. Dedikleri doğru, gelen faturam 50 TL değildi (50 TL’lik sınırsız paketini kullanıyorum).

Ortaya Karışık 2: “American Idol”den (Amerika İdolü) sonra “Australian Idol” (Avusturya İdolü) de çıkmış. Türkiye’de de buna benzer yarışmalar var, hem de 10-15 yaşındaki çocukları alet edecek derecede. Geçenlerde düşündüm, benim idolüm kim acaba diye… Açıkçası bulamadım, çocukluğumda tuttuğum günlüklere baktım, orda da yazmıyor. Benim idolüm yok, acaba bende mi bir gariplik var?

Ortaya Karışık 3: Bu hafta ilk kez Gmail Video Sohbet’i denedim. Öncelikle küçük bir program yüklüyorsunuz ve sorunsuz çalışıyor. Fena değil, eğer video sohbet kullansam tercihlerimden biri olabilirdi. Bu arada Ubuntu 9.04′e webcamimi tanıtmak için bayağı bir uğraştım. Öyle ki, webcamin sensörüne göre bile çözümler var. Eğer UVC destekli (yani Universal Video Controller) bir webcaminiz varsa işler biraz daha kolaylaşıyor. Webcam’i tanıttım, bu sefer de renk ayarlarına geldi sıra. “Cheese”de kameradan kendimi görsem de, renk ayarı yapamadım. “Camorama”da kendimi göremedim. “XawTV” kullanarak renk ayarlarını yaptım, bu sefer de MSN Messenger klonu olan aMSN ile kameramda kendimi göremedim. Skype’ın Linux versiyonu ise bence “yapılmak için yapılmış”. Gmail Video Sohbet ise Linux destekli değil. Sonuç: Windows ile kameralı görüşme yaptım (kameram harici, Piranha Q-Type 5MP).

Ortaya Karışık 4: Arkadaşlarım sürekli arıyorlar: “Hangi operatörün 3G’si güzel?” Soruyu yanlış adama soruyorlar, ama Türkiye’de böyle bir şey var: Bilgisayar mühendisi olan her şeyi bilmek zorunda! Peki neden yanlış adama soruyorlar? 1- Hızı severim, 3G beni kesmez. E-postama bile bakacaksam kağnı hızında bakmak istemem. 2- Limitler bana göre değildir, evimde de limitsiz ADSL kullanıyorum. Mevcut 3G paketlerinin hepsi limitli. 3-Cep telefonu teknolojisini sevmem, ama kullanmaya mecburum. Ben de işime yarayacak en ucuz modeli aldım. Smartphone (akıllı telefon) kullanıyorum çünkü gerektiğinde e-postalarıma bakabilmeliyim. Bu doğrultuda ihtiyacıma göre en ucuz telefon HP IPAQ VoiceMessenger 514 ve ben de onu kullanıyorum. 3G desteği falan yok, ihtiyacım da yok. Arayan yüzümü görmek istiyorsa, bir zahmet kalksın gelsin ya da bir yerde buluşalım sohbet edelim. E-postalarıma bakacaksam, her taraf kablosuz İnternet alanı kaynıyor, girerim bir yere yemek yerken ya da bir şey içerken e-postalarıma bakarım.

Ortaya Karışık 5: Ben de neye olursa olsun “tema” seçme özürü var, kolay kolay beğenemiyorum. Windows’ta kullandığım Firefox İnternet tarayıcısında zorla bulduğum “Silvermel” temasını kullanıyorum ve çok memnunun. Linux’te de aynısını kullanıyordum, ama bir süre önce güncellenince adres çubuğu abidik gubidik görünmeye başladı. “Al başına belayı” dedim ve aynen de oldu, tema bulamadım :) Mevcut Firefox temalarının neredeyse yüzde 80′ine yakın bir kısmının ana rengi siyah, ben de İnternet tarayıcısında siyah rengi sevmem, içim kararıyor. Linux için bayağı bir tema denedim: Ambient Fox Xyan, Blu Canidae, Classic Compact, Nuvola FF, Phoenity Next, Proto, Stratini, Utopia FFSE White ve Walnut 2. Bazıları Linux’te sorun çıkarttı, bazılarının da şeklini ben beğenmedim. Sonunda gerek kompakt yapısı, gerekse de şeklini beğendiğim için Stratini’yi seçtim. Windows’ta halen Silvermel’i kullanıyorum.

Ortaya Karışık 6: Uzun zamandır Apple almayı düşünüyorum çünkü tam anlamıyla düzenli olarak kullanmadığım tek bilgisayar ve içindeki işletim sistemi bu. Sürekli fiyatları takip ediyorum, arada bir ucuzlama oluyor, ama 50 TL – 100 TL arası. Üstelik her şeyine de para ödüyorsunuz, yok kumandası çıkmaz şu kadar para, çantası olmaz bu kadar para… Günümüzde pek çok dizüstü bilgisayarın yanında hediye olarak harici fare verilir, Apple’da yok böyle bir şey. Ben de touchpad kullanmayı sevmiyorum. Faresine bakıyorum, kablolusu bile ateş pahası. Bu ne böyle yahu? Bilgisayar kullanacağız diye de Steve Jobs amcamızın cüzdanını pohpohlayacak değiliz ya! Apple Mac OS X de Unix tabanlı, şu anda kullandığım Ubuntu 9.04 de. Almıyorum kardeşim, vermeyeceğim o kadar para! Hayatın sırrını da verse, vermeyeceğim o parayı!

Ortaya Karışık 7: “Bir gün herkes o/bu/şu olacak” sloganının çok çiğnenmiş sakızdan daha laçka ve ağda gibi olduğu şu dönemde, bu sloganın en yakıştığı ve gerçeği tokat gibi yüzümüze vuran hali bence: “Bir gün herkes engelli olabilir!”. Bunu ben demiyorum, geçtiğimiz günlerde televizyonda izlediğim programda engelli bir vatandaşımız söyledi. 20 yaşına kadar hiçbir engeli yokmuş, geçirdiği trafik kazası sonrasında artık bacaklarını kullanamıyor. Bir gün siz de ben de engelli olabiliriz, elimizden geldiğince insanları ayırmamak, aynı dünya çatısı altında olduğumuzu bilmekte fayda var. Empati dediğimiz şey de bu noktada kendini gösteriyor. Empati yapamıyor musunuz? O zaman buyrun bu videoyu izleyin:

Sonsuza Kadar “Bedava” Olmaz!

Özellikle Linux’ün kendine piyasada daha çok yer bulması, “beleş” kavramını gündeme daha çok getirir oldu. Aslında Linux ve diğer “açık kaynak” yazılımlar, “Ağaya beleş” mantığıyla çalışmıyor. GPL lisansı dediğimiz “Genel Kamu Lisansı”na sahipler. Bu lisansı detaylandırarak köşe yazımı GPL üzerine tamamlamak istemiyorum çünkü kafamdaki plan bu değil. Ancak kaynağı bol, merak eden girip buradan orjinal metne, buradan da “gayrıresmi” Türkçe çevirisine ulaşabilir (Türkçe çevirisi biraz eski).

Bedava iyi hoş, ama giderlerin mutlaka olduğunu unutmamak lazım. Şu anda Vikipedia ve daha pek çok benzer kuruluş “bağış” mantığına göre çalışıyor. Eğer bir araştırma olsaydı, Vikipedia’ya bağış yapan ülkeler arasında “en kısır ülkeler” sıralamasına mutlaka Türkiye de girerdi. Çünkü Türk insanı olarak beleşi çok seviyoruz. Üstelik sevdiğimiz beleş şeyleri de savunma gibi bir dürtümüz yok. Bunun en güzel örneğini tecrübeli olduğum bir iş dalıdan göstereceğim: Bilgisayar Dergiciliği. Benim aktif olarak yazarlık ve editörlük yaptığım dönemlerin başında, iyi dergiler ayda ortalama 160.000 satardı. Şu anda en çok satan CHIP dergisi 30 bin civarında satıyor ki, hemen hemen her ay “Dergi Şart!” yapışkanı ile raflarda boy gösteriyor. Diğer dergiler 15.000-10.000 civarında seyrediyor. Baskı bilgisayar dergiciliği öldü, bunun aksini iddia etmek imkansız. NTV Bilim gibi, popüler bilim yayını yaptıklarını iddia eden, ama neredeyse hemen hemen her konuya değinen dergilerin ise önü şu aşamada açık. Geçtiğimiz aylarda NTV Bilim’de “Bing” hakkında bir haber görünce açıkçası şaşırmadım değil. “Popüler”, “Bilim” ve “Bing” kelimelerini yan yana getirmek için şekilden şekle girdim, ama olmadı. Bing popüler bir arama motoru değil, sadece bilimsel metinleri arayan bir arama motoru hiç değil. İnternet’teki her bilgi artık bilimsel mi kabul ediliyor, orasını da anlamış değilim. Neyse… Peki baskı bilgisayar dergiciliğini bitiren faktörler nelerdir? Ben her zaman çuvaldızı kendine batırmayı tercih ederim, insan önce kendi hatasını görmeli, sonrasında gerçek bahaneler sunmalıdır. Siz eğer 3 ayda bir “Windows Sırları” kapağıyla piyasaya çıkarsanız, birinizde yazan yazı diğer ay üzerine biraz daha katılarak diğerinizde çıkarsa, hatta bazı aylar hemen hemen aynı dosya konularıyla piyasada boy göstermeye çalışırsanız, kusura bakmayın ama sonunuzu biraz da siz hazırlıyorsunuz demektir. DVD’ler bir dergiyi rezil de eder, vezir de eder. Şu anda Türkiye’de kotalı İnternet gibi bir olgu olmasa, siz 10 binleri bile zor görürsünüz, demedi demeyin. Çuvaldızı delip geçirdikten sonra, gerçek bahanelere dönersek: İnternet! Bilgi bedava! Ama yanıldığınız bir konu, İnternet’e bilginin ya da servisin hiçbir zaman bedava olmayacağıdır.

Google’ın hizmetleri çok güzel değil mi? Öyle bir e-posta kotası kaç yerde var? Chrome İnternet tarayıcısı performansta en hızlısına 3 kat fark atıyor. Gel gelelim, bir şeyi kaçırıyorsunuz: Google sizin bilgilerinizi topluyor! Yani Google İnternet üzerinde en çok neyin tutulduğunu, sizin en çok hangi aramalar yaptığınızı, e-postalarınıza en çok neler geldiğini vs. vs. hepsini biliyor. Bilmese size gelen e-posta metininin içindeki bir kelimeden Gmail’de reklam gösteremezdi değil mi? Demek ki e-postanızı tarıyor ve en uygun reklamı gösteriyor. Sadece taramakla mı kalıyor, bunları kaydediyor mu, kaydettiklerini satıyor mu, işte burası tam bir muallak! Ama bence “değirmenin suyu” başka şekilde dönmez. Hele ki değirmen damızlık olursa!

Diğer taraftan bedava hizmet ve servis veren pek çok yazılımcı da var. Bu örneklerin en çoğunu ve en güzellerini, Wordpress ya da Joomla! gibi açık kaynak içerik yönetim sistemlerine eklenti üretenlerde görebilirsiniz. “Süper” olarak tabir edebileceğiniz pek çok eklenti ücretsiz! Ama mutlaka bu eklentilerde şöyle bir buton görürsünüz: “Donation”. Genellikle PayPal kullanılarak yapılan bu “bağışlar”, yazılımcının hayatını devam ettirmesine, ücretsiz eklentisini geliştirmesini sürdürmesine yardımcı olur. Şayet bir noktada bıçak kemiğe dayanırsa, “Başlarım lan böyle işe” diyerek, eklentiyi geliştirmeyi durdurur, siz de bu durumda ya alternatiflerine kayarsınız ya da alternatifi yoksa ve sizin için çok önemliyse paşa paşa para verip yenisini yazdırırsınız.


Dünyada hiçbir şey sonsuza kadar bedava kalamaz, bu doğanın kendisine aykırı. Siz herhangi bir arslanın önüne yukardan ilahi bir güçle geyik eti düştüğünü gördünüz mü? Ben görmedim… Linux cephesinde bile durum böyledir. Arkasında “şirketsel” güç bulunduran Linux dağıtımları piyasada daha başarılıdır, buyrun size Ubuntu örneği… Arkasında Canonical Ltd. bulunuyor. Bir şirketin hiç gideri olmasa bile tuvaletten sonra bir tarafını silmek için tuvalet kağıdı gideri vardır. Telefon etmeyebilirsiniz, karanlıkta oturabilirsiniz, ısıtıcı ya da soğutucu kullanmayabilirsiniz, ama tuvaletinizi tutamazsınız. Şayet tuvalette taş ya da yaprak kullanma gibi bir çözümünüz varsa, bunun için de belli bir zamanınızı bir yerinizi yaralamayacak taş ve büyük yapraklar aramakla geçirirsiniz. Günümüzde zaman=paradır.

Sonuç… Bugün cebinizden 5 dolar çıkartıp bağış yapmadığınız ürünler, yarın bir gün size 5000 dolara mal olabilir, anlayışlı olmak lazım. Siz şu güne kadar sosyal sorumluluk projeleri haricinde hiç bedava iş yaptınız mı?

Bu hafta benim için çok hareketli geçti, o yüzden ortaya karışıklar fazla:

Ortaya Karışık 1: Cep telefonu en sevmediğim teknolojik cihazlardan biri, ama kullanmak zorundayım. Üstelik öyle sıradan bir model beni kurtarmıyor, nitekim sürekli “önemli” bir e-posta alma potansiyelim var. Hal böyle olunca akıllı telefon (smartphone) ya da PDA kullanmak gerekiyor ki, ben en ucuz ve fiyatına göre performansından son derece memnun kaldığım HP IPAQ 514 Voice Messenger akıllı telefonunu kullanıyorum. Bu telefonun bilgisayar ile iletişimini Microsoft tarafından geliştirilen ActiveSync programı gerçekleştiriyor. Ancak AvtiveSync’in Vista versiyonu bulunmuyor, onun yerine Windows Mobile Device Center (WMDC) diye bir şey var, ama olmaz olsun! Bu hafta telefonumu ilk kez Vista’da kullanmaya çalıştım. WMDC’yi sorunsuz yükledim, telefonu kablosuyla bilgisayara bağladım. O an bir pencere çıktı “Telefonunuzun başka bir bilgisayarla ilişkisi var, kaldırmanız gerekiyor”. İlişki deyince yanlış anlaşılmasın “relationship”in Türkçe karşılığı :) Evet haklı, telefonumu daha önce dizüstü bilgisayarımdaki Windows XP ile ActiveSync kullanarak senkronize ediyordum. Hemen “Bu ilişkiyi kaldırırsam, patlama olabilir, o yüzden ben en iyisi XP’deki ActiveSync ile devam edeyim” dedim ve çıkan pencereleri iptal ederek (Cancel) programdan çıktım. Gel gör ki, telefonumdaki bütün kişiler (contact) uçmuştu. Allahtan XP’de yedeğim vardı da, başım çok ağrımadı. Ama Vista’yı yapan zihniyetleri güzelce “gönülden” tekrar tekrar tebrik etmeyi unutmadım.

Ortaya Karışık 2: Baskı olan şeyleri severim, e-kitap yerine baskı kitap, e-dergi yerine de baskı dergiyi tercih ederim. İnternet üzerinden haber okumayı da pek sevmem. O yüzden aylık çıkan dergileri yakından takip ederim, ama müdavimliğim yok. Konusu hoşuma gideni alırım. Bu ay Forbes dergisi promosyon yapmış, iki kitap ve Auto Motor & Sport dergisiyle birlikte raflardaydı. “Nasıl Başardılar – 20 iyi fikir nasıl global şirketler haline geldi?” isimli verdikleri kitap dikkatimi çekti. Dergiyi aldım. Herkes tarafından bilinen, popüler markaların hikayelerini biliyordum, ama daha önce duymadığım markalar da vardı. Almaz olaydım! Ucuz diye, hediye veriyoruz diye de bir işin bu kadar cılkı çıkarılmaz ki! Kelime, harf, cümle hataları derya deniz! Bir sayfada en az 10 hata var ki, bunlar benim gıcıklık olsun diye ekstra özen gösterip tek tek bulduğum şeyler değil, bariz insanın gözüne çarpıyor. Hele ki kitabın 202. sayfasındaki Google hikayesinde bir bilgi var ki, yenir yutulur değil: “Microsoft kısa süre önce 44.6 milyara Yahoo!’yu satın aldı. Google ve Microsoft dünyanın en büyük teknoloji mühendisleri olmaya devam ediyor.” Microsoft Yahoo!’yu almış da haberimiz yok! Vay anasını sayın seyirciler! Teklif verilip alınamadığını biliyorduk, ama bak sen ya almış meğersem! Bu hata artık tercümede mi var yoksa orjinal halinde mi bilemiyorum. Ama bu kitabı basan Dinazor Yayıncılık, ciddi bir “dinazor”luk etmiş. Sizin yayınlamadan önce bilgileri kontrol eden, kitabı okuyan bir yayın kurulunuz yok mu kuzum? Ya da Forbes dergisi para piyasasının “güvenilir” kaynağıyken bir “dinazor”a hatalı yatırım mı yapmış?

Ortaya Karışık 3: Hepsiburada.com ile bundan yaklaşık 1 yıl önce papaz olduk. Almış olduğum çizim tableti bulunamadı, ben de paramı geri iade etmelerini talep ettim. Yaklaşık 5 ay sonra paramı alabildim, o da kredi kartımın bankasına göndermiş olduğum aynı tarihli faksa istinaden. Faksta böyle bir harcama yapmadığımı, ürünün gönderilmediğini ancak kredi kartımdan paranın çekildiğini ispatladım ve banka paramı geri verdi. O günden bu zamana kadar akıllanmamış olacağım ki, Hepsiburada.com’dan küçük ölçekli alış-verişlerime devam ettim. Piyasada aradığım şeylerin Hepsiburada.com’da olması, beni buradan ürün almaya iten şeylerin başında geliyor. Ancak son üç siparişimde dikkatimi bir konu çekti, değinmeden geçemeyeceğim. Vermiş olduğum siparişlerde, eğer bir ürün temin edilip, diğeri 2 gün içinde temin edilememişse, temin edileni kargo ile gönderdiler, diğerini beklemeye aldılar. Beklemeye aldıkları temin edildiğinde, hemen onu da kargoya verdiler. Üstelik ben bu işlemler için bir kere kargo parası ödedim, o da siparişimde. Bu güzel bir uygulama, devam etmesini temenni ederim. Bu arada paranızın iade edilmesini değil de hediye çeki şekline dönüştürülmesini isterseniz, hayat daha kolay oluyor :)

Ortaya Karışık 4: Biz nedense halka açık yerlerde yorum yapmayı, konuşmayı çok seven bir toplum değiliz. 300. yoruma hediye veriyoruz dedik, onda bile çok fazla talep gördüğümüzü söyleyemem. Ama biz her zaman Teknovole.com’a bir şekilde katılan okuyucularımıza sürpriz hediye vermeye devam edeceğiz. Herhalde bu çekingenlik, ilkokulda soruya yanlış cevap verince sınıftakilerin “Hahahahahaha salağa bak!” diyerek parmaklarını gözümüze doğru tutmasından kaynaklanıyor. Ancak bir şeyi “bilmemek” ya da sormak ayıp değildir. Bunun ayıp olmadığını bilen çoğu okuyucumuz bizim özel e-posta adreslerimize mesajlar gönderiyorlar. Bu mesajların pek çoğu, Teknovole.com’da yayınlanan yazılarla ilgili sorular. Verdiğim yanıt hep aynı: “Bu sorunuzu lütfen yazıya yorum şeklinde belirtin ki, vereceğimiz yanıtla belki de aynı konudan müzarip başka bir okuyucumuza da yardımcı olalım”. Bazı okuyucularımız bunu yapıyor, bazıları ise yapmıyor. Yapmayan sorusuna cevap alamıyor ve üzgünüm, ama e-posta yoluyla hiçbir zaman cevap alamayacak. Biz bilginin paylaştıkça artacağını düşünüyoruz, dolayısıyla Teknovole.com’da yayınlanan yazılara dair sorularınızı e-posta yoluyla cevaplamayacağız. Yorum şeklinde yazarsanız hem daha hızlı cevap alabilirsiniz hem de aynı soruyu soran başka bir okuyucumuza e-posta yoluyla cevap vereceğimiz süreyi Teknovole.com’a kullanacağımız için daha iyi bir içeriğe de ulaşmış olursunuz. Üstelik diğer okuyucumuz aynı soruya yanıt beklemek zorunda kalmaz, yorumdan cevabı anında görebilir.

Wordpress’i Tamamen Türkçeleştirmek

İlginizden görüyorum ki, pek çok kişi Wordpress’te Türkçe tarih görünümü ile sıkıntı çekiyor. Bu Türkçeleştirmeyi ilk kez ben yaptım ancak emeğe saygı dediğimiz kavram herhalde biz Türkler arasında pek fazla yer bulmuyor. Önemli değil, ben yardımcı olmaya devam edeceğim.

Sitemim şu: Tamam benim sitemden dosyayı alın, kendi sitenizde de yayınlayın. Ancak dosyaların başındaki “Türkçeleştirme” kısmında emeğe saygı gösterip ismimi silme güzel kardeşim!

Daha önce bu yazımda aralarda kaldığı için size ulaşamayan bir Türkçeleştirme dosyasına bu yazıda ayrıca yer vereceğim. Aynı zamanda uzun zamandır popüler olan “Wordpress’te Türkçe Tarih Görünümü” isimli yazımda yer alan dosyayı da bu yazı içine dahil edeceğim ki, bütün Türkçeleştirme dosyaları bir arada bulunsun.

  • Wordpress’te tarihleri Türkçe görüntülemek için kendi web günlüğümde de kullandığım dosyayı buradan indirebilirsiniz. Eğer dosyayı çok merak ediyorsanız, dosya ile ilgili açıklamaları buradan okuyabilirsiniz.
  • Etiket bulutundaki (tag cloud)  herhangi bir etiketin üzerine gittiğinizde “1 topic”, “10 topics” gibi İngilizce kelimeleri; yazar adına gittiğinizde çıkan “Posted by:” cümlesini ve yazınızı koyduğunuz kategori(leri)nin üzerine gittiğinizde çıkan “View all posts in” ile “Filed under” cümlelerini Türkçeleştiren bu dosyayı da indirebilirsiniz. Bu dosyaları aynı locale.php’yi yüklediğiniz gibi yükleyebilirsiniz (Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin).
  • Türkçe Wordpress temaları için bu yazıma ve Teknovole.com’daki bu yazıma göz atabilirsiniz.
  • Kendi Wordpress temanızı oluşturabilmek için bilmeniz gereken Wordpress fonksiyonlarını öğrenmek için bu yazıma bakabilirsiniz.

WordPress’le Geçen Pazar Günü

Bir önceki yazımda bahsettiğim tarihten biraz geç yayınlıyorum, ancak yazıyı detaylandırmak istedim. O yüzden yazması biraz uzun sürdü, bunun için sizden öncelikle özür dilerim. Aynı yazıyı Yazı İşleri Müdürü görevinde bulunduğum Potkal için bugün köşe yazım olarak girdim. İsterseniz bu adresten, Potkal’daki köşe yazımı okuyabilir, isterseniz de web günlüğümden okumaya devam edebilirsiniz. Her iki tarafta da aynı şey yazıyor, merak etmeyin :)

En son WordPress’in 2.6.2 versiyonunda takılıp kalan web günlüğümle (blog) uzun zamandır ilgilenemiyordum. Fakat 15 Şubat Pazar günü fırsattan istifade ederek başladım güncellemeye. İnsan başlayınca bir şevke geliyor ki sormayın gitsin! Hazır el atmışken, uzun zamandır değiştirmek istediğim temama da bir güzellik yaptım. Eski temamı (Buggy) beğeniyordum, güzel bir görüntüsü vardı. Ancak bütün İnternet tarayıcılarında düzgün görünmüyordu (özellikle Opera’da). Bununla birlikte renkler biraz cırtlaktı ve zamanla göz yoruyordu. Bu konuda da bayağı bir eleştiri aldım. Hazır şevke gelmişken, bari temamı da değiştireyim dedim. Ama bu kısma ve önemli WordPress fonksiyonlarına birazdan değineceğim. Önce WordPress’i güncellemek isteyenlere birkaç kelamım var.


WordPress otomatik güncelleme gibi bir özellik getirdiyse de, ben eşeğini sağlam kazığa bağlayanlardanım. Dolayısıyla manuel olarak yapmak her zaman için tercih sebebim. Geçmişte böyle otomatik güncelleştirmelerden dolayı birkaç kere ağzım yandı (güncelleştiremedi, bir baktım sunucuda bütün dosyalar da uçmuş). Manuel güncelleştirme yapmak isteyenler bu yolu takip edebilir (bunlar aslında WordPress’in Türkçe sitesinde de yazıyor):

1. Öncelikle yedek almanızda yarar var. Özellikle “wp-content” klasörü çok önemli. Çünkü burada eklentileriniz (plugins) ve temalarınız bulunuyor (themes). Bununla birlikte kök dizindeki “wp-config.php” dosyasını da yedeklemelisiniz, çünkü bu dosyada da veritabanı bilgileriniz bulunuyor. Güncelledikten sonra bu bilgileri tekrar girmek istemezsiniz değil mi? Eğer .htaccess dosyanız varsa (sadece Unix tabanlı sunucularda çalışır), bunun da yedeğini alın. Elbette son olarak veritabanınızı yedekleyin. Zaten veritabanı yedekleme işini periyodik olarak yapmalısınız, dünyanın binbir türlü hali var, değil mi ama :) Sonuç olarak çalışan sisteminizin bütün bir yedeğini alın.

2. Sonra WordPress kontrol paneline giriş yaparak, bütün eklentileri kapatın (deaktif etmek).

3. Evet, şimdi en civcivli kısma geldik. “wp-admin” ve “wp-includes” klasörlerini olduğu gibi sunucunuzdan silin. Yeni indirmiş olduğunuz WordPress dosyası içindeki aynı isimli klasörleri sunucunuza yükleyin. “wp-content” klasörünü silmenize gerek yok, aynı isimdeki yeni klasörü sunucuya yüklerden, “Üstüne yazılsın mı?” diye soracaktır, evet demeniz yeterli.

4. Üçüncü adımı başarıyla tamamlamışsanız, kök dizinde “index.php”, “wp-app.php” vs. gibi bazı dosyalar var. Yeni indirdiğiniz WordPress klasöründeki bu dosyaları sunucunuzdaki aynı yere yükleyin. “Üstüne yazılsın mı?” diye soracaktır, evet demeniz yeterli.

5. Ve şimdi ölüm kalım meselesi! WordPress kontrol paneline tekrar giriş yapmayı deneyin. Burada eğer veritabanında bazı değişiklikler yapılması gerekiyorsa, sizi bu konuda uyaracaktır ve bir butona basmanızı isteyecektir (nitekim bende istedi). Bu butona tıkladıktan sonra, “Her şey yolunda” tarzında bir mesaj almışsanız, başarıyla WordPress’i güncellediniz demektir. Eğer bu adım başarısız olursa, siteniz evlere şenlik olacak :) İşte veritabanının yedeğini almak da burada önem arzediyor.

Zor mu geldi? Ohooo kim yapacak bunu mu diyorsunuz? Evet açıkçası biraz meşakkatli bir işlem, ama zor değil. Sadece hamallık yapıyorsunuz biraz o kadar. WordPress’in 2.6 sürümünden itibaren neredeyse 2 haftada bir sürüm güncellediğini düşünürsek, vay halimize! O yüzden bir süre beklemekle iyi etmişim :)

WordPress, 2.7.x sürümüyle bazı görsel değişikliklere gitmiş ve birkaç yeni özellik eklemiş. Bunlardan ayrıntılı olarak bahsetmeyeceğim, çünkü buradan detayına ulaşabilirsiniz.

Şimdi gelelim neredeyse bütün Pazar günümü harcadığım detaylara… Açıkçası bütün İnternet tarayıcılarında düzgün görünen bir temayı uzun süredir web günlüğümde kullanmak istiyordum. Yeni bir tema yapmak için yeterli zaman bulamadığımdan, hazır bir tema üzerinde değişikliklere gitmeyi düşünüyordum. Mübarek ne zor bir işmiş düzgün yazılmış bir CSS’e sahip WordPress teması bulmak! Opera’da düzgün olsa Firefox’ta yamuluyor, Internet Explorer’da düzgün olsa Opera’da yamuluyor. Büyük bir sabır ve içilen 4 kupa kahveden sonra, Opera, Firefox ve Internet Explorer’da aynı görünen temayı buldum. Üstelik renk açısından da son derece güzel. Gözü yormayan bir renk paleti seçilmiş. Bununla birlite bazı seçenekleri de bünyesinde barındırıyor. Bu yeni temada, önceki Buggy temamda kullanamadığım, ama çok faydalı olan “aktif panel” özelliği de bulunuyor. Bunun anlamı, “Widget”leri sürükleyip bıraktığınızda (aktif panel temada neredeyse ya da hangisini seçtiyseniz orada) bu programcığa sahip oluyorsunuz. Bu son bulduğum temanın adı Typebased, Woo Themes tarafından geliştirilmiş. Woo Themes normalde parayla satılan temalar geliştiriyor, ancak bu temayı ücretsiz olarak kullanıcılara sunmuş. Nerde beleş oraya yerleş mantığıyla (!) bu temayı kullanmaya karar verdim. Neyse efendim, bir güzel kurdum temayı (tema klasörünü olduğu gibi sunucunuzda “wp-content”in altındaki “themes” klasörüne yüklüyorsunuz ve daha sonra WordPress kontrol panelinden “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra temanızı seçip aktif ediyorsunuz). Bu tema Türkçeleştirilmiş temalar arasında yer alıyor, Türkçe haline buradan ulaşabilirsiniz. Ancak Türkçesinde cümle düşüklüklerine ve harf eksikliklerine rastladım, bazı alanlar da Türkçeleştirilmemiş (yorum yazarken “İsminiz” ve “E-posta” kutucuklarının yanında orjinalinde bulunan “required” (gerekli) kelimesi yazıyordu, ben buraları da Türkçe’ye çevirdim). Dolayısıyla sil baştan kendim Türkçeleştirdim. Bununla birlikte Woo Themes bazı cingözlükler yapmış! Bedava diye de bu yapılmaz ki! Yazınızdaki yılı göstereceğiniz yerde “O” yazıyor. Alla alla dedim, neden yılı göstermiyor. Bir baktım, düzgün belirtilmemiş. Normalde “<?php the_time(’Y'); ?>” yazması gereken yerde “<?php the_time(’o'); ?>” yazıyor. Ama azimli Türk gencinden kaçmaz tabii, hemen düzeltmeleri yaptım :)

Şimdi genel tema yapısında, sizlere dosyaların ne işe yaradığını anlatacağım. Bu dosyalar sadece bahsettiğim “Typebased” temasına ait değil. Düzgün oluşturulmuş bir temada, en azından bu dosyaların bulunması gerekir. Tema tasarımcısı üstüne ek fonksiyonlar ekleyebilir (Typebased’de de var), ancak bu dosyalar her WordPress temasında bulunması gerekir:

archive.php: Arşivlerinizi düzenleyen dosyadır. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı gösterir.

comments.php: Yorumları düzenleyen, belli bir şablona sokan dosya.

footer.php: Sitenin en altındaki alanı düzenleyen dosya. Genellikle Google Analytics gibi istatistiksel sonuçlar veren servislerin script kodlarını koymak için de uygun bir yerdir. Çünkü site içindeki her sayfada açılır.

header.php: Sitenin tepe kısmını düzenleyen dosya. Sitenin metatagları, açıklamaları, anahtar kelimeleri (keyword), favicon resmi (site açıldığında adres çubuğunda gösterilen küçük resim), RSS kaynaklarını, sitenin logosunu ve bazı durumda menülerini belirttiğiniz yer bu dosyadır.

index.php: Sitenin anasayfasının görüntüsü. Önemli dosyalardan bir tanesi. Anasayfadan kasıt, genellikle içeriğin bulunduğu göbek olarak tarif edebileceğim alanı düzenleyen dosya. En tepesinde “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile header ve en altta “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile footer dosyalarını çeker. Tema birden fazla sütunlu olabilir ve bu sütunların bir veya birden fazlası aktif olabilir (widget özelliği kullanılabilen sütunlar). index.php dosyası aynı zamanda bu sütun ya da sütunları “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile çeker. Yani sonuç olarak, index.php dosyası, ana sayfaya şeklini veren (anasayfa şablonunu oluşturan) dosyadır.

page.php: Web günlüğünüz sadece yazılardan (post) ibaret değildir, aynı zamanda sayfa (page) da oluşturabilirsiniz. Mesela kendinizi tanıtan bir yazıyı, sayfa olarak kaydetmelisiniz ki kalıcı olsun. Çünkü yazılar, gönderildiği tarih sırasına göre büyükten küçüğe doğru sayfada yer alır. Kendinizi tanıttığınız metni yazı olarak yayınlamışsanız, sitenizi belli bir süre güncelledikten sonra bu yazı görünmeyecektir. page.php dosyası da, bu tarz sayfa metinlerinin görünüşünü şekillendiren dosyadır. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

search.php: Bu dosya ile arama sonuçlarının nasıl görüneceğini ayarlayabilirsiniz. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

sidebar.php: Sabahtan beri sürekli söylediğimiz aktif sayfa sütunu burada tanımlanır. Eğer temanızda böyle bir özellik yoksa, bu dosya bulunmayabilir, doğrudan sayfa sütunları index.php dosyasında tanımlanmış olabilir. Her sidebar.php dosyasının aktif sütun tanımlamayacağını da belirteyim. Peki nasıl anlayacaksınız?  sidebar.php dosyasını notepad gibi metin editörüyle açtıktan sonra şöyle bir satır olup olmadığına dikkat edin: “<?php if (function_exists(’dynamic_sidebar’) && dynamic_sidebar(1) ) : else : ?>”. Eğer varsa, sizin sütununuz aktif sütundur demektir ve WordPress Widget’ları kullanabilirsiniz.

single.php: Bu dosya, yazınıza tıklandıktan sonra, yazının tek başına gösterildiği (yorum kısmıyla birlikte) sayfanın şablonunu belirler. index.php dosyasından ayrı şekilde görsellik katabileceğiniz bu dosya, “<?php get_header(); ?>” fonksiyonu ile sayfanın tepesini, “<?php get_sidebar(); ?>” fonksiyonu ile aktif sayfa sütununu, “<?php comments_template(); ?>” fonksiyonu ile comments.php’de tanımlamış olduğunuz yorum şablonunu ve “<?php get_footer(); ?>” fonksiyonu ile de sayfanın en altındaki alanı çeker.

<html>, <head> ve <body> header.php dosyasında açılır. <head> yine header.php dosyasında kapatılır (</head>). Ama <body> ve <html>, footer.php dosyasında kapatılır (</body> ve </html>).

Şimdi de size işinize yarayacak birkaç önemli WordPress fonksiyonundan bahsedeceğim:

<?php the_time(’d'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı günü gösterir.

<?php the_time(’M'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı ayı gösterir.

<?php the_time(’Y'); ?> : Yazının ya da sayfanın yayınlandığı yılı gösterir.

<?php bloginfo(’template_directory’); ?>: Temanızın sunucuda bulunduğu yeri çeker. Pek çok temada, tema klasörünün içinde “images”, “img”, “i” ya da “imgs” gibi klasörlerde, temada kullanılan resimler bulunur. Bu resimleri sayfada farklı yerlerde kullanmak istediğinizde, resmin sunucuda bulunan tam adresini keşfetmenize ve yazmanıza gerek yoktur. Mesela tema klasöründe, “images” isminde bir klasörümüzün içinde tamamını oku yazısının yanına bir resim eklemek istediğiniz. Bunu temanın CSS ile yapabileceğiniz gibi, küçük resimlerde yazı ile aynı hizaya geliyorsa, CSS ile uğraşmanıza gerek yoktur. Mesela benim web günlüğümde “Tamamını Oku” yazısının yanında küçük bir top dönüp duruyor, bunu şu şekilde yerleştirdim: “<img src=”<?php bloginfo(’template_directory’); ?>/images/tamaminioku.gif” alt=”Tamamını Oku” title=”Tamamını Oku” />” (başlangıçtaki ve en sondaki tırnaklar yok).

<?php the_category(’,') ?> : Yazının ait olduğu kategorileri, aralarına virgül (,) atarak gösterir. Mesela benim kullandığım Typepad temasında varsayılan olarak yazının kategorileri görünmüyordu, bu fonksiyonu ekledim.

<?php the_author_posts_link(); ?> : Yazının ya da sayfanın yazarını, linklenmiş bir şekilde gösterir. İsme tıklandığında, o yazarın yazmış olduğu yazıların arşivini getirir.

<?php comments_link(); ?> : Yazıya ya da sayfaya yapılan yorumlara yönlendirme yapar. Yazı veya sayfa tek başına açılır ve doğrudan yorumlar kısmına atlama yapar. Ama tek başına kullanımının pek de bir anlamı yoktur. O yüzden genellikle aşağıdaki fonksiyonla birlikte kullanılır.

<?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?> : Yazıya ya da sayfaya yapılan toplam yorum sayısını gösterir. Bunun için çeşitli varyasyonlar da mevcut: <?php comments_number(’Yorum Yapılmamış’,'1 yorum’,'% yorum’); ?> şeklinde yazı da yazabilirsiniz. Böyle bir kullanım hiç yorum yapılmamışsa, sıfır (0) yerine “Yorum Yapılmamış” (tırnaksız) yazacaktır. Genellikle yukarıdaki <?php comments_link(); ?> fonksiyonu ile birlikte kullanılır. Böyle bir kullanımda, yorum belirtecine (sıfır, bir ya da birden fazla – 10 tane yorum yapılmışsa 10 yazar- veya yorum yapılmamış, 1 yorum, birden fazla yorum – 10 tane yorum yapılmışsa 10 yorum yazar -) tıklandığında, otomatik olarak yazı veya sayfa tek başına açılır ve sayfa doğrudan yorumlara kaydırılır. Bu şekilde kullanmak isterseniz şunu yazabilirsiniz: <a href=”<?php comments_link(); ?>”><?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?></a>

<?php bloginfo(’stylesheet_url’); ?> : Stil Şablonunuzu (CSS) URL olarak verir (http://www.potkal.com/stil.css gibi). Genellikle header.php dosyasının içinde, HTML’in “<head>” kısmında, stil şablonunu göstermek için kullanılır. Tam kullanım: <link rel=”stylesheet” type=”text/css” href=”<?php bloginfo(’stylesheet_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’rss2_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın RSS 2.0 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”application/rss+xml” title=”RSS 2.0″ href=”<?php bloginfo(’rss2_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’comments_rss2_url’); ?> : Yorumların RSS 2.0 beslemesi. Sitede yorumların beslemesine link vereceğiniz yerlerde kullanılabilir. RSS 0.92 ve Atom 0.3 versiyonları da mevcut. Baştaki “comments_” kısmı sabit, diğer kısımlara sırasıyla “rss_url” ya da “atom_url” eklenebilir. Ben kendi temamda, sayfanın en altında yorum beslemesine linklemede kullandım: <a href=”<?php bloginfo(’comments_rss2_url’); ?>”>Yorumlar</a>

<?php bloginfo(’rss_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın RSS 0.92 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”text/xml” title=”RSS 0.92″ href=”<?php bloginfo(’rss_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’atom_url’); ?> : Genellikle header.php dosyasının içinde HTML’in “<head>” kısmında, sayfanın Atom 0.3 adresini göstermek için kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”alternate” type=”application/atom+xml” title=”Atom 0.3″ href=”<?php bloginfo(’atom_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’pingback_url’); ?> : Size yönlendirme yapıldığında haberdar edecek bir fonksiyondur. Mesela bir yazınıza, başka bir siteden link verildi. Bu durumda o yazınıza yapılan bu yönlendirme yorumlara eklenecektir. HTML’in “<head>” kısmında kullanılır. Tam kullanımı: <link rel=”pingback” href=”<?php bloginfo(’pingback_url’); ?>” />

<?php bloginfo(’name’); ?> : WordPress kontrol panelinde, web günlüğünüzün adını tanımladığınız bir alan bulunmaktadır (“Settings” (ayarlar) bölümünde). Buraya yazmış olduğunuz ismi elde etmek için kullanılan bir fonksiyondur. Ancak bu şekilde kullanımı, sizi sonuca götürmez, sayfada web günlüğünüzün adını otomatik olarak gösteremezsiniz. PHP’de çıktı (output) komutu olan “echo” ile kullanmalısınız: <?php echo bloginfo(’name’); ?>

<?php bloginfo(’url’); ?> : Web günlüğünüzün URL adresini verir. Yine bu adres, kontrol panelinde “Settings” (ayarlar) bölümünde sizin tarafınızdan tanımlanmıştır (Blog Address (URL) – Blog Adresi (URL)) ve bu fonksiyonla tanımlamış olduğunuz değeri elde edersiniz. Eğer web günlüğünüzün adına yönlendirme yapmak isterseniz (kendi web günlüğümde footer.php dosyasında bunu yaptım), kullanımı şu şekilde: <a href=”<?php bloginfo(’url’); ?>”><?php echo bloginfo(’name’); ?></a>

<?php bloginfo(’description’); ?> : Yine WordPress kontrol panelinde “Settings” (Ayarlar) bölümünde, web günlüğünüz için bir tanımlama yapmışsınızdır (Tagline kutusu). Eğer bu tanımı kullanmak istiyorsanız, bu fonksiyonu kullanabilirsiniz. Ancak tıpkı “name”de olduğu gibi, tek başına kullanımı, sayfaya çıktı vermeyecektir, o yüzden “echo” ile kullanılmalıdır: <?php echo bloginfo(’description’); ?>

<?php the_content(); ?> : Yazmış olduğunuz bir yazının tamamını gösterir, özet göstermez.

<?php the_excerpt(); ?> : Yazmış olduğunuz bir yazının tamamını göstermez, özetini gösterir.

<?php the_permalink() ?> : Yazının tam URLsini verir.

<?php the_title(); ?> : Yazının başlığını verir.

Mesela ben temamda “Tamamını Oku” yazısını şu şekilde yaptım: <a href=”<?php the_permalink() ?>” rel=”bookmark” title=”<?php the_title(); ?>”>> Tamamını Oku</a>

<?php echo date(”Y”); ?> : Yazılar haricinde, sayfanın diğer herhangi bir yerinde mevcut yılı göstermek için kullanılır. Örneğin kullandığım temada en alttaki yılı bu şekilde gösteriyorum. Her yıl kendiliğinden otomatik olarak değişecek, dolayısıyla her seferinde bu alanı düzeltmeye gerek yok.

Son olarak belirteceğim özellik için ne yazık ki tam olarak bütün işlemi yapan tek satırlık WordPress fonksiyonu yok. Çünkü WordPress sürümlerine göre değişiklik gösteren hazır bir fonksiyon bulunuyor. Dolayısıyla öncelikle bu fonksiyon WordPress versiyonunda var mı, onu kontrol etmek lazım. Eğer yazılarınızda, yazılarınız için belirtmiş olduğunuz etiketleri (tag) göstermek isterseniz, aşağıdaki satırı olduğu gibi kullanmalısınız:

<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<h4 class=”etiketler”>’, ‘, ‘, ‘</h4>’); } ?>

Buradaki <h4 class=”etiketler”> kısmı, benim stil şablonum (CSS) ile ilgili. Siz buraya kendi stil şablonunuza göre bir tanımlama yapabilirsiniz. </h4> seçeneğiyle de stil şablonumdaki sınıfı kapattım. Mesela siz etiketleri yanlarına nokta koyarak, alt alta dizmek istiyorsanız, fonksiyon şu şekilde olmalı:

<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<ul><li>’, ‘, ‘, ‘</ul>’); } ?>

Aradaki virgüller, birden fazla etiket varsa, ne şekilde ayrılacağını gösteriyor. Ben virgülü seçtim, siz başka bir şey koyabilirsiniz. Eğer etiketlerinize herhangi bir stil vermek istemiyorsanız, yukarıda anlattığım alanları boş bırakabilirsiniz.

Anlattığım bütün bu fonksiyonlar WordPress 2.7.1 sürümüne göredir. Genellikle sondaki etiket olayı haricinde hepsi, diğer sürümlerde de bulunuyor, dolayısıyla sorun yaşayacağınızı sanmıyorum.

Son olarak gelelim fasülyenin faydalarınaaaaa… Bunca şey anlattık, ama WordPress’te yazı tarihleriniz Türkçe görünmüyor! O zaman ne yapacaksınız? WordPress bunun için de ayrı bir dosya oluşturmuş. “wp-includes” klasörü içinde bulacağınız “locale.php” dosyasında, ay isimlerini Türkçeleştirebilirsiniz. Böylece yazılarınızda Türkçe tarih görünür. Ama ben bununla uğraşamam diyorsanız, sizin için bir güzelliğim var :) Kendi web günlüğümde kullandığım dosyayı buradan indirebilirsiniz. Eğer dosyayı çok merak ediyorsanız, dosya ile ilgili açıklamaları buradan okuyabilirsiniz. Wordpress genelde “locale.php” dosyasını değiştirmiyor, dolayısıyla Wordpress’in önceki versiyonları için de bu dosyayı indirebilirsiniz. İndirdiğiniz arşiv (.rar) dosyasını açıp, “locale.php” dosyasını Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin.

Ama durun daha bitmedi! Eğer 10 dakika içinde sipariş verirseniz, etiket bulutundaki (tag cloud)  herhangi bir etiketin üzerine gittiğinizde “1 topic”, “10 topics” gibi İngilizce kelimeleri; yazar adına gittiğinizde çıkan “Posted by:” cümlesini ve yazınızı koyduğunuz kategori(leri)nin üzerine gittiğinizde çıkan “View all posts in” ile “Filed under” cümlelerini Türkçeleştiren bu dosyayı da size hediye ediyorum. Bu dosyaları aynı locale.php’yi yüklediğiniz gibi yükleyebilirsiniz (Wordpress klasörü içindeki “wp-includes” klasörü altına kopyalayın. “Değiştirilsin mi?” sorusuna “evet” deyin).

Ama durun daha bitmedi! Siparişinizi verirken aynı anda amuda kalkabilirseniz, tamamen Türkçeleştirdiğim ve düzenlediğim (ikonlar ve bazı fonksiyonlar) Typepad temasına ücretsiz olarak sahip olabilirsiniz. İndirmek için buraya tıklayın. Tema klasörünü olduğu gibi sunucunuzda “wp-content”in altındaki “themes” klasörüne yüklüyorsunuz ve daha sonra WordPress kontrol panelinden “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra temanızı seçip aktif ediyorsunuz:

wordpress-pazar-1820-yi1

Temayı kendi web günlüğümde uyguladığım şekilde paylaşmadım, çünkü renkler ve zevkler farklı olabilir. Ben yazıların yanında, yazının kategorisini ve etiketlerini görüntülemeyi tercih ediyorum, siz istemeyebilirsiniz. Eğer istiyorsanız, aşağıdaki satırları, yukarıda açıklamasını yaptığım dosyalarda ilgili yerlere (ben yorum sayısını gösteren kısım olan <h4 class=”comments”><a href=”<?php comments_link(); ?>”><?php comments_number(’0′,’1′,’%'); ?></a></h4> satırından hemen sonrasına koydum) kopyalayıp yapıştırın:

<h4 class=”kategori”><?php the_category(’,') ?></h4>
<?php if (function_exists(’the_tags’) ) {the_tags(’<h4 class=”etiketler”>’, ‘, ‘, ‘</h4>’); } ?>

Merak etmeyin, stil şablonunda (CSS), gerekli olan sınıfları bıraktım, yani sadece bu satırları olduğu gibi eklemeniz yeterli. Temayı yükledikten sonra, sağ taraftaki sütunda sadece arama seçeneğini göreceksiniz. Hemen telaşa kapılmayın, WordPress kontrol paneline giriş yapın. “Appearance” (Görünüm) seçeneğine tıkladıktan sonra altında açılan menüden “Widgets”i seçin. Buradan dilediğiniz özelliği sayfanıza ekleyebilirsiniz. Ekledikten sonra yanındaki “Edit” linkine tıklayıp, “Title” (Başlık) seçeneğine Türkçe başlık yazmayı unutmayın, yoksa sayfada Türkçe görüntülenmez:

wordpress-pazar-1820-4b-yi5

(Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

Her şey tamamsa, kafama göre atadığım sağ taraftaki özelliklerle sayfanız aşağıdaki gibi görünmeli:

wordpress-pazar-1820-2b-yi3 (Resmin büyük hali için üzerine tıklayınız)

En alttaki alanda benim web günlüğüme ait bilgilerin bulunduğuna bakmayın. Yukarıdaki fonksiyonları kullandım. Dolayısıyla siz kendi sunucunuza yüklediğinizde, “Settings” (Ayarlar) bölümüne ne yazdıysanız o çıkacak. Ama “Düzenleme: Can Sinan ARTUÇ” satırını çıkarmayın, en azından bunca emeğe saygınız olduğunu gösterirsiniz. Ayrıca temayı aktif ettikten sonra, WordPress kontrol panelinde “Typebased Options” seçeneği çıkacak. Buradan çeşitli ayarlamalar yapabilirsiniz (logonuz gibi). Ancak hatırlatmakta fayda var, ben bütün düzenlemeleri “default” temaya göre yaptım. Diğer renklerdeki tema seçeneklerini seçerseniz, sayfa düzgün görüntülenmeyecektir. “Tamamını Oku” yazısı, eğer “Typebased Options”tan “Özetini Göster?” kutucuğunu işaretlerseniz çıkar, işaretlemezseniz çıkmayacaktır. Bu ne biçim iş diyorsanız, yukarıda belirttiğim orjinal tema adreslerini kullanıp, modifiye edilmemiş Typepad WordPress temasına ulaşabilirsiniz.

Ne duruyorsunuz! Hemen şimdi arayın!

100 Adet Açık Kaynak Sunum

O’Reilly tarafından düzenlenen OSCon (Open Source Convention – Açık Kaynak Konferansı), “Open your mind” (aklını aç) sloganıyla 21-15 Temmuz 2008 tarihleri arasında Portland, Oregon ‘da düzenlendi. Konu açık kaynak olunca, burada yapılan konuşmaların paylaşılmaması düşünülemezdi. Bu konferansa katılmış olan pek çok konuşmacı, hazırladıkları konuşma metinlerini ya da sunumlarını paylaştılar. Pek çok diyorum, çünkü bazı konuşmacılar konuşma metinlerini ya da sunumlarını paylaşmaktan kaçınmış. Açık kaynak konferansında böyle bir tavır takınmak, konferans temasına pek de aykırı olmasa gerek (!). O’Reilly sitesinde bu metinleri bir güzel yayınlamış, meraklıların indirmesini bekliyor. İşin ilginci, bu metin veya sunumların arşivlendiği sayfanın sponsoru Microsoft!


İçlerinde ciddi anlamda faydalanılacak dosyalar bulunuyor. Mesela benim en çok dikkatimi çeken “Even Faster Web Sites” (Daha da hızlı web siteleri) başlıklı konuşmasıyla Google’dan Steve Souders oldu. Güzel hazırlanmış bu konuşma metnini İnternet sitesi tasarımcılarına şiddetle tavsiye edebilirim. Steve Souders aynı zamanda İnternet siteleriniz performans analizlerini yapan YSlow Mozilla Firefox eklentisinin de yaratıcısı. YSlow’u kullanmak için öncelikle Firebug eklentisini indirmeniz gerekiyor. Aynı zamanda hızlı İnternet sayfaları için “High Performance Web Sites” isimli O’Reilly yayınlarından çıkan bir kitabı da bulunan Souders, eski Yahoo! Performans Müdürü (Chief Performance Yahoo!).

Bu metin ya da sunumları indirmek için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Ancak belirtmekte fayda var, bütün metinler İngilizce. Dolayısıyla indirirken bunu göz önünde bulundurun.

Konuşma metinleri ve sunumları arşivine BURADAN ulaşabilirsiniz.