Yazara göre Arşiv:

En İyi Seksin Saati

Haberi buradan okudum. Bana göre saati olmaz, ama haberdeki en iyi saat 08:00 olarak gösterilmiş ki, bu pek doğru değil. Belki seks açısından doğru olabilir, ama seksi bir çift yaptığını düşünürsek, kadının bu saatte seks yapmayı istemeyeceğini düşünüyorum. Düşünmek de değil aslında, tecrübe diyeceğim, ama özel hayata pek dalmayalım :)

08:00′da erkeğin yataktan kalktığını düşünürsek, genellikle ereksiyon halinde kalkacaktır. Erkek açısından sorun yok, ama kadın cephesinden bakalım. Birincisi sabah ağzı kokacağı ve çirkin göründüğü için kadın sabah seks yapmaktan hoşlanmaz. Ayrıca bu saatler kalkış saatleri olduğu için, kadın uykudan uyandığında erkek gibi uyarılmış olmaz.

Dolayısıyla bu saatler, kadın açısından sekse uygun bir saat değildir. Ha sabahın 6′sında kalkar, duş alır, süslenir püslenir, o zaman ayrı. Ama seksi çok seven bir kadın olmadığı sürece (ki bunu Türkiye’de bulmak oldukça zor) böyle bir zahmetin altına yatacak kadın da yoktur.

Yalan Söyler Misiniz?

Bu yazıyı yazmaya, Habertürk’teki bu haberi okuyucunca karar verdim. Meğerse söylenen pek çok yalan (biliyordum bunları) listede kendine yer bulmuş.

İlk açtığınızda “Bütün kadınlar güzeldir” yalanıyla başlıyor. Bence bütün kadınlar güzel falan değildir. Nasıl her kahve, her çiçek, her koku güzel değilse, bütün kadınlar da güzel değildir. Eğer bunun gerçek olduğuna inanıyorsanız, en sevdiğiniz koku ile osuruk kokusuna aynı mutlu tepkiyi vermeniz gerekiyor.

Kazanmak önemli değil, mühim olan yarışmaktı. Hadi len ordan diyesim gelir. Amaç kazanmak değilse neden yarışmadasın ki? Yarışmak için mi? O zaman evde otur, televizyondakilerle kendin yarış, kasma kendini.

Kadınlar kel olan erkekleri severler… Seveni var, ama benim denk geldiklerimin hiçbiri sevmiyordu ki bir erkek olarak kel olmadığım için oldukça memnunum.

Kadınlara söylenen, dünya ahiret bacımsın… Ya tabii… Güzel ya da seksi bir kadına bunu söyleyebilen kaç erkek var? Siz doğru olduğuna inansanız da hormonlarınız inanmıyor beyler! :)

Önemli olan ruh güzelliği… Eğer elimizde imkan olsaydı biri ruhu güzel, ama çirkin; diğeri kendi güzel, ama ruhu çok da önemli olmayan iki kadınla beraber olmayı isterdik. Bu olamayacağına göre, her ikisini de dengeli bir biçimde kullanmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla çirkin bir kadının ruhu güzel diye birlikte olduğumuz pek de sık rastlanan bir şey değildir. Tabii erkek de çirkin değilse… Bayanlara bir erkek sırrı!

Kilolarımla barışığım… Yok böyle bir şey. Hiçbir zaman sıfır beden kadın da sevmedim, kendimi Gargamel’e benzetmeye de çalışmadım, ama kilolu olmamak için de elimden geleni yaptım. Hatta göbeğimin biraz daha düz olmasını isterdim (kas olaylarıyla çok ilgilenmiyorum, bakla dilimi göbeğim olsun diye hiçbir zaman ne fantezi kurdum ne de çalışma yaptım).

Çok yakışmış… Hayatta söylemeyeceğim bir yalan. Karşıdakinin hevesi mi kırılır, gücenir mi, alınır mı, açıkçası pek de umrumda değil. Yakışmamışsa, güzel değilse, güzel değildir kardeşim, ne kıvırıyorsunuz. Sırf bu yüzden annem yeni bir şey aldığında bana gösterir ki, yalan söylemeyeceğimi bilir.

Bu kızı kimler istedi… Kim istedi ulen? Bu durum genellikle kız anneleri tarafından “pazarcı” ağzıyla yapılan bir şeydir. Domatesin fiyatını şişirmek gibi. Nice doktorlar, mühendisler zartlar zurtlar istediyse neden vermedin kızını? Rüyanızda beni mi gördünüz kardeşim ya da Nostradamusluk mu var?

Peki sizin açınızdan durum nedir? Yalan söylüyor musunuz?

Erkekleri Sinir Eden Kadın Huyları

  1. Erkekler her şeyden önce kadının kadınsılığını, yumuşaklığını önemsiyorlar. Kesinlikle erkekleşmiş kadınlardan hoşlanmıyorlar.
  2. Sarhoş kadınlar onlar için çekilmez. Ölçüyü kaçırmamak onlar için önemli bir ölçü.
  3. Halter, güreş, boks gibi erkek sporları ile uğraşan kadınlar da beğenilmiyor.
  4. Çelişkili gibi görünse de erkekler ezik, fedakâr kadınlardan hoşlanmıyorlar. Otoriter kadın da erkekler dünyasında prim yapmıyor.
  5. Erkeklerin fikir birliği etmişçesine karşı çıktıkları bir başka nokta ise kadınlar tarafından “yolunacak kaz” yerine konulmaları. İşte buna kesinlikle dayanamıyorlar.
  6. Bu arada erkekler dünyasında aşırı makyajlı, aşırı takılı kadınlar da out!
  7. Giydiğini yakıştırmayan kadınlar da itici bulunuyor.
  8. Rüküş tabir edilen çorabı kaçık, eteği sökük kadınlara pek şans vermiyorlar.
  9. Aşırı sinirlenip bağıran çağıran kadınlar da ilgi görmüyor.
  10. İlginçtir, kadınlar tarafından dağınıklıkla suçlanan erkekler de dağınık kadınlardan hoşlanmıyor.
  11. Koku, erkeklerin en fazla takıldıkları konulardan biri. Nefis kokan kadınlara bayılan erkekler, kötü kokan kadınları itici buluyorlar.
  12. Aşırı kıskanç kadınlar da erkeklerin tüylerini diken diken ediyor.
  13. Sürekli alışveriş yapan kadınların da pek tutulmadığını söyleyelim.
  14. Soğuk kadınlar da erkekleri buz gibi soğutuyor.
  15. Paralarının hesabının sorulması yine erkeklerin dayanamadıklarından…
  16. Uzun tırnaklar genellikle erkeklerin çok hoşlanmadıkları kadın süslerinden biri.
  17. Çapkınlık kesinlikle erkeklerin tekelinde kalması gereken bir özellik olarak algılanırken, çapkın kadınlardan erkekler ciddi biçimde korkuyorlar.
  18. Kendilerini babaları, erkek kardeşleri ya da eski sevgilileri ile kıyaslayan kadınlara pek sıcak bakmıyorlar.
  19. Kadınların giyimleri, makyajları ve saçları ile uğraşmaları da erkeklerin anlam veremediklerinden…

Kaynak

Orjinal Pac-Man Çizimleri

Kaynak

Bayan Sürücülere Hayranım

Ben öyle denemeden, görmeden, uygulamadan, tamamen önyargı ile bir şey yazmam. Bu benim gördüğüm ve pek çok hemcinslerinden de duyduğum bir şey: Bayanlar araba sürmeyi bilmiyor. İstisnalar kaideyi bozmaz tabii.

Geçtiğimiz günlerde, Ankara Bilkent Köprüsü’nde, tam dönemeçte bir arabanın önü tamamen dağılmıştı. Aracın yanında oturan bayan, elinde telefon birilerini arıyor. Çevreye bakıyorsunuz, başka bir araç yok, kazaya mahal verecek bir durum yok (kaygan zemin vs). İşin rengi ortada, virajı dönememiş ve yandaki bariyerlere çarpmış. Bariyerler yamulmuş zaten. Araba ne peki? Gıcır gıcır parlayan bir Audi A3.

İşten eve dönüyorum. Ankara Oran’dan Gölbaşı-Konya tarafına sapıp, oradan otobana gireceğim. O yolu bilen bilir, yayla gibi bir yoldur ve gaza basmadan 100 km/sa civarında bir hızla gidebiliyorsunuz. Yol yayla gibi, araç sayısı çok az, ama sağdan yavaş yavaş dörtlüleri yakmış bir araba gidiyor. Yavaş dediğim öyle 80 km/sa değil, 30 km/sa, belki de en fazla 40 km/sa. Bir bakıyorsunuz bu kim diye, direksiyona adeta yapışmış, direksiyon simidini ne kadar sıktığı dışarıdan belli olan ve gözleri faltaşı gibi açılmış bir bayan sürücü.

İşten çıkıp Ankamall’e giderek kız arkadaşımla buluşacağım. Kuğulu Park alt geçidinden, Bahçelievler-Eskişehir yolu alt geçidine, oradan da son olarak Milli Kütüphane’nin oradaki alt geçide girerek çıkıyorum. Trafik tıklım tıklım, o kadar yavaş ilerliyor ki yanımızdan yürüyerek geçenler enayi gözüyle bize bakıyorlar. Milli Kütüphane’nin oradaki alt geçidin çıkışında iki araç dörtlüleri yakmış duruyor. Bayan sürücü, önceki aracın tamponuna dokundurmuş. Yahu o trafikte nasıl böyle bir şey yapılabilir, hayret ettim.

Geçtiğimiz günlerde, oturduğum yerde… Refüjdeki direğe, sanki intihar etmek istermiş gibi girmiş bir araba. Son model bir Peugeot, hatta o kadar yeni ki modelini bilmiyorum :) Yine bir bayan sürücü, elinde telefon birilerini arıyor.

Ve bugün… İşten eve dönüyorum, yaşadığım yerin girişinde viraj var. Herhalde bu virajı hiç dönmediysem 10 bin kere dönmüşümdür. Kazaya mahal verecek bir durum yok, ama aracın birinin önü dağılmış, tekerlekler sola doğru 90 derece dönük duruyor. Bir tane bayan sürücünün eli ayağı titriyor, kenarda oturmuş, kazayı gören vatandaşlar su veriyor.

Bayan sürücülerdeki en büyük problem, trafiği akışına bırakamamaları ve tabir caizse “odun” gibi araba sürmeleri. Yahu biraz esnek olun, arasıra aynalara bakma zahmetine katlanın. Aynalar sadece kırmızı ışıkta makyajınızı kontrol etmek için arabaya konan nesneler değil. Bir de erkekler için iki işi bir arada yapamadıklarını söylerler. Ben araba sürerken aynalara bakabiliyorum, ama bunu bir bayan yapamıyor. Hangimiz iki işi bir arada yapamıyoruz acaba?

NOT: Erkek kadın hiç farketmez, şirket arabaları ile trafikte ahkam kesen, daracık yolda 120 km/sa hızla gitmeyi bir halt sanan bütün beyinsiz mahlukatlara da Allah bir an önce küçük de olsa bir beyin versin. Amin!

İki Film İki Hüsran: Grown Ups ve Case 39

Bu hafta sonumu film izleyerek geçirdim. Cumartesi günü korku/gerilim olan Case 39, pazar günü de Adam Sandler’ın yeni filmi Grown Ups‘ı izledim. Case 39, daha önce burada yazdığım, çocuk kullanılan korku/gerilim filmleri liginde yer alıyor. Açıkçası öyle “İzlemezsem ölürüm” modunda bir film değildi benim için, hatta izlemesem de olurdu.

Adam Sandler’ı severim, ama Funny People ve Grown Ups tam bir hüsran. Grown Ups’ı sinemada izledim, 7 TL verdiğim bilet parama acıyorum. Eğlenceli bir film, ama televizyonda bir akşam oturularak izlendiğinde değeri olan filmlerden. Sırf bu film için sinemaya gitmeniz gerekmiyor. Üstelik çok sevdiğim Ankara Kent Park Prestige sinema salonunda, 6. salona yani küçük salona düşmüş. Klimalar da iki yarıda 10′ar dakika çalıştığından, patlama noktasına geldim, bir ara salondan çıkmayı bile düşündüm.

Grown Ups Fragman:

Case 39 Fragman:

Youtube ve Yasaklı Sitelere Girmenin Yolu (Sürekli Güncel)

Teknolojide yasak olmaz, mutlaka bu yasağı aşmanın bir yolu bulunur. Youtube’a girmek için hosts dosyalarındaki değişiklikten tutun da DNS ayarlarına kadar çeşitli yöntemler olsa da, DNS’lerin pek çoğu artık işe yaramaz hale geldi. Son yasak, pek çok hosts dosyasının da patlamasına neden oldu. Şimdi herkes fellik fellik Youtube ve diğer yasaklı sitelere nasıl gireceğinin yöntemini arıyor.

Benim en başından beri kullandığım yöntem ise Mozilla Firefox İnternet Tarayıcısı + FoxyProxy eklentisi. Bir süre önce bulduğum otomatik proxy listesi ile de iyice rahat ettim: http://go.navige.com. Yasaklı siteleri belirliyorum, buralara proxy ile otomatik bağlanıyorum. Diğer sitelere ise kendi internet adresimle bağlanıyorum ve hayatımdan da oldukça memnunum :)

Bu yöntem, yazılar içine gömülmüş YouTube videolarınızı da açmanızı sağlar. Daha önce anlattığım yöntem ile bunu yapamazsınız. Ayrıca Navige size oldukça hızlı proxy sağlıyor, diğer pek çok proxy gibi kağnı hızında değil, gerçek bağlantı hızınıza yakın bir hızda yasaklı siteleri açabiliyorsunuz.

Şimdi benim de kullandığım bu yöntemi sizinle paylaşıyorum, HD kalitesinde video anlatımlı olarak:

Dizüstü Soğutucular İşe Yarar mı?

Evet işe yarar! Ama bir şartla: Dizüstü bilgisayarınızın altında havalandırma ızgarası varsa ve soğutucunun fanları bu ızgaralara denk geliyorsa… Ne demek şimdi bu? Gelin kanlı canlı bir örnekle açıklayalım:

Yeni bir dizüstü bilgisayar aldım ve önceki dizüstü bilgisayarımda kullandığım soğutucuyu kullanıyordum. Ancak işlemci, ekran kartı ve sabit diskimin sıcaklığının düşmediğini, aksine soğutucuyu çalıştırdığımda yükseldiğini farkettim. Soğutucu öyle dandik bir şey değildi, piyasadaki pahalı ve kaliteli ürünlerden biri: Cooler Master NPK-B006-GP Notebook Soğutucu. Özellikle alüminyum almıştım, malumunuz alüminyum ısıyı plastiğe göre daha iyi iletir.

İşte o anda, dizüstü bilgisayarımın altına bakarak, havalandırma ızgaralarının nerede olduğunu belirledim. Beklediğim gibi, fanların temas etmediği bir bölgedeydi:

Tamamen deneme amaçlı, dizüstü bilgisayarımı soğutucuya ters koydum (soğutucunun fanları, dizüstü bilgisayarımın havalandırma ızgaralarına tam denk geldi) ve sıcaklık değişimini izlemeye başladım. İşlemcinin 5-8 derece, ekran kartının 3-6 derece ve sabit diskimin 2-5 derece arasında soğuduğunu gördüm. İşin ilmi buydu: Fanlar, havalandırma ızgaralarına denk gelmeli!

Şimdi çok beğenerek aldığım soğutucumu satıp, tek ama büyük fanlı bir soğutucu almam gerekiyor.

Bilmeniz gereken önemli bilgiler:

  1. İsterseniz en pahalı ve kaliteli soğutucuyu alın, fanı eğer dizüstü bilgisayarınızdaki havalandırma ızgaralarına denk gelmiyorsa hiçbir anlamı yoktur.
  2. Ucuz ve plastik ürünlerden kaçının. Bende 3 fanlı plastik bir soğutucu daha var ve hiçbir işe yaramıyor.
  3. Ürün satın alırken, yorumlarda göreceğiniz üzere kimi ürünü yerlere göklere sığdıramazken, diğeri yerin dibine sokuyor. Nedeni tamamen dizüstü bilgisayarınızdaki havalandırma ızgaralarının yeri ile alakalıdır.
  4. Dizüstü bilgisayarınızın altında havalandırma ızgarası yoksa (bazı modellerde yana almışlar), soğutucu almanızın hiçbir anlamı yok, hiçbir işe yaramayacaktır.
  5. Izgara olayına çok takılmak istemiyorsanız, ama dizüstü bilgisayarınızın altında havalandırma ızgaraları varsa, tek ama büyük fanlı soğutucuları tercih edin.
  6. Fanın dönüş hızı önemlidir ancak ne kadar hızlı olursa o kadar gürültü yapacağını unutmayın. Ayrıca ızgaralara denk geldiği süre dönüş hızı düşük soğutucu bile iş görecektir.
  7. Hava akımı önemlidir (CFM diye geçer). Örneğin bu üründeki hava akımı oldukça tatminkar, ben de bundan almayı düşünüyorum.
  8. Sihir beklemeyin, işlemcinin gücüne göre sıcaklığı fazla olacaktır. Örneğin i7 işlemcili bir dizüstü bilgisayarın işlemci sıcaklığı, havalandırma ızgaralarını klimanın altında tutmadığınız sürede 50 dereceyi göremez.

Bu arada işlemcinizin sıcaklığını görmek için küçük, kullanışlı ve ücretsiz bir program olan Core Temp’i kullanabilirsiniz. 32-bit versiyonunu indirmek için buraya, 64-bit versiyonunu indirmek için de buraya tıklayınız.

Akbank’tan Makbuz Komisyonu

Normalde ATM ve BTM’de yaptığım işler için makbuz almam. Ancak kredi kartı ödemesi gibi durumlarda makbuz alıyorum. Türkiye garip bir ülke, yarın bir gün bankadan arayıp “Ödemenizi yapmamışsınız” diyebilme ihtimalleri üzerine, elimde kağıt bir belge olması önemli. Daha önce Akbank’ta değil, ama benzer bir durum başıma geldiğinden dolayı temkinli yaklaşıyorum.

Temmuz 2010 tarihli Akbank kredi kartımın borcunu BTM’den ödedim. Ödemeyle ilgili de makbuz almak istediğimi belirttim. Bu durumda “Makbuz komisyonu şu kadardır, devam etmek istiyor musunuz?” gibisinden bir uyarı çıktı, elim mahkum, o makbuzu alacağımdan dolayı evet diyerek devam ettim. İşlemi tamamladım, makbuzu da siz görün diye koyuyorum. Meblağ tek kişi için pek de sorun edilmeyebilir, ama bunu günde kaç bin müşterisinden aldığını bir düşünün… Diğer bankalarda böyle bir durum var mı bilmiyorum çünkü sadece Axess kredi kartı kullanıyorum (ama bu makbuz olayı canımı sıktı, başka bir bankaya geçeceğim). Ancak Yapı Kredi Bankası’nın bankamatik kartında böyle bir şeyle karşılaşmadım (daha birkaç gün önce annemin Turkcell hattına TL yükledim ve makbuz aldım, ama makbuz komisyonu diye bir şey yok).

Hayırlı Olsun: Kitap Okuma Zevki de Elektronikleşecek

Aslında elektronik kitabı (e-kitap, İngilizcesi e-book) sevmiyorum. Bizim sektörün kitapları peynir ekmek gibi warez sitelerine düşer, ama indirip okumuşluğum yoktur açıkçası. Okuyamıyorum çünkü. Monitörün karşısında 14-15 saat oturan biriyim, bir şey yapmadan film-dizi izleyebiliyorum, ama yok kitap okuyamıyorum! Ekranın karşısında dikilip (dizüstü olsun farketmez), saatlerce amaçsız olarak ekrana bakarak bir şeyler okumaya çalışmaktan sıkılıyorum. Halbuki 600′ü geçkin kitaba sahip biri olarak ciddi bir okuma alışkanlığım var, ama kitabı elime alıp dilediğim yerde okuyabilmek özgürlüğü beni daha çok cezbediyor.

Bu konuda ilk adımı Amazon.com, Kindle isimli elektronik kitap okuyucu cihazı ile attı. Şu anda son modelinin fiyatı 139$, işin içine 3G girince 189$, ekran 6″ten 9.7″e çıkınca 379$ oluyor. Bizde duruma bakalım: Benzer işlevli Reeder diye bir cihaz geldi ülkemize. Hepsiburada.com’da dolar kurunu 1.5 TL olarak hesapladığımızda 432.6$ ediyor, yani biraz daha üstüne koysanız, son model i3 işlemcili bir dizüstü bilgisayar alabilirsiniz. Reeder, Amazon Kindle’ın 3G’li ve 9.7″lik ekrana sahip olan modelinden bile daha pahalı! Üstelik ne 3G var ne de ekranı 9.7″, standart 6″. Hadi ülkemin güzel insanlarını kazıklıyorsunuz da, bu kadar da olmaz ki kardeşim! Alıştık biz kazık yemeğe, ama arada 100$ falan oynasın bari! Aynı özellikli 139$’lık Amazon Kindle’ın fiyatının 3 katı olmaz ki! Bu nasıl bir ticaret anlayışı? İşin ilginci bunu alan insanlar da var, oturmuşlar bir de üstüne yorum yapmışlar. Güler misin ağlar mısın? Türk insanı olarak bizde toplu hareket etme özelliği yok. Böylesi bariz kazıklama karşısında kimse o ürünü almayacak, ya arkadaş paşa paşa piyasadan çekilecek ve kazıklayım derken zarar edecek ya da ister istemez Türkiye stoklarını eritmek için fiyat indirimine gidecek, böylece hem kendisi hem de müşteri kazanacak. Fiyat düşük alındığını görünce de, boş yere kazıklama hayalleri kurmayacak.

Neyse konumuza geri dönelim, bu fiyatı görünce sinirlerim bozuluyor. Hayatımızın her noktasına bodoslama giren teknoloji, kitapta da bizi esir alacak. Bu isteseniz de istemeseniz de olacak bir şey. Nasıl kasetlerin yerini MP3 aldıysa, nasıl negatiflerin yerini sd kartlar aldıysa, kitapların yerini de e-kitaplar alacak. İyi ama neden? Birincisi yayıncı için maliyet düşük. İkincisi yayıncının maliyeti azalınca yazara daha çok para veriyor. Üçüncüsü korsan olayı aslında daha zor. Tamam kitabın PDF’i dağıtılabilir, ama bu PDF’i bilgisayar/pda/smart phone kullanmayı bilen kişi ya da e-kitap okuyucusuna sahip olan kişi açabilir. Ama bugün işportada satılan korsan kitabı, okuma-yazma bilen herkes alabilir. Dördüncüsü de yerden tasarruf sağladığı için. Ben şu anda taşınmayı düşünsem, herhalde büyük boy 5-6 koli kitaplarım alır sadece. Diğer türlü, hepsi e-kitap okuyucunuzun ya da sd kartınızın içinde, cebinizde taşıyabilirsiniz.

Bu geleceği gören ünlü ve kurnaz yazarımız Orhan Pamuk (!), bağlı bulunduğu yayınevini devre dışı bırakıp, kitaplarını doğrudan Amazon.com üzerinden satacağını açıklamış. Amazon.com da 2011 yılının sonlarında, kitap mağazasında karton kapak kitaptan çok e-kitap olacağını öngördüğünü söylemiş.

İyi ya da kötü, ama teknoloji ister istemez günlük hayatı etkilemeye başlıyor. Sizin yerinizde olsam teknolojiden nefret edeceğime, biraz da olsa ayak uydurmaya çalışırım. Nitekim öyle bir an gelir ki, teknolojiye yatkınlığınız yoksa evinizden içeri bile giremeyebilirsiniz.